Geçen ay havaya ve suya cemreler düştü. Bu hafta başında ise son cemre toprağa düştü. Beş duyunun ötesinde gerçekleşen hadiseler. Cemreler yeryüzünü bahara nişanlar. Adem'in yeryüzüne düşüşü gibi hikmetleri var mıdır bilinmez. Tabiatı yenilediği gerçek. Yağmurun tabiata taşıdığı 'öz'gibi, havanın suyun ve toprağın nasipleri vardır cemrelerden. Her tabiat hadisesi gözlenebilir. Mesela hafiften esen bir sabah yeli, tene ipek gibi dokunur. Cemreler ise sessiz sedasız bir ruh gibi iklime siner. Kalpleri vuslat eden iki sevgili gibi bir başka alemdeakarlar.
Bu satırlar cemre gibi tabiata özgü şiirsel hadiselere dair bir gözlem. Yüzümüzü tabiattan şehre döndüğümüzde şiirden nesre döneriz. Nesirler ise edebi metin örnekliğini yitirir. Modern zamanlarda piyasa şartlarının kurbanıdır. Şu misalde olduğu gibi:
Bir gün kitap çalışmamı bastırmak için bir yayıncıya gittim. Yayıncı bir gerçeği dile getiriyordu;"hocam ortaokul seviyesinde yazılan kitaplar daha iyi satıyor. Okuyucu seviyesine inmek gerekir, aksi halde kitap revaç bulmaz." Maalesef böyle. Geçmişte kitaplar satılmak için yazılmazdı. Kitapla ve paranın aynı cümlede buluştuğu pek görülmezdi. Bir toplumun yazarı fikirle tirajı zihninde bir arayagetirildiğinde ortaya aforizma çıkar. Ve hatta yayıncı piyasasında şu söz kimi yayıncılar tarafından dillendirilir. "Önemli olan kitabın kapağıdır, gerisi teferruattır." Bir dostumun aktardığı şu ironi de olduğu gibi; "yayınevine bir kitap verdim ve yayıncının hazırladığı kapak bir deterjan ambalajı kadar janjanlıydı". Meğer yayınevi marketlerle anlaşmalıymış.
Cemrelerden yayına girdik. Her kitap zihinlere düşen bir cemre olmalıdır. Düşünceyi sessiz ve derinden etkilemeli. Şehirliyi kesafet kokan atmosferden, ruhunun imtizaç ettiği iklimlere taşımalı.
Ne varki gençlerimizin sosyal medya takıntısı sebebiyle kısa ve vurgulu cümleler okumakta. Köşe yazısı kadar yazı okumak yerine alıntı cümleleri paylaşıyorlar. Ayrıca bu pasajlara resim eklenmeli ki cazip hale gelsin.
'Yüz kırk karakter'den bir gelecek çıkarmak zor. Kısa paylaşıma aşina bir kuşağın habercisi bu durum. Kitap okumaları için içerikte matrak geçen ifadeler olmalı. Eğer ekrandan okunuyorsa resimli olmalı, mümkünse emoji de olmalı.
Haber siteleri bilgi içeren haberleri metin yerine slaytlarla vermeye başladı.Kocaman resmin altında birer cümleden ibaret haberi, kırk slaytta anlatma başarısı. Okurun okuma alışkanlığı karikatürize oldukça algı da değişime uğruyor. Kitap okumak giran geliyor.
Üç kuşak arasında kitabın şaşırtıcı seyrine bakın. Yaşlı kuşağın kitapla serüvenine,dönemin sosyokültürel imkansızlığı damga vurdu. Orta kuşak kitabı simetrizevkiyle salon vitrininde sergiledi. Kitap basımında patlama olduğu bu dönemin ise yeni kuşağı ise küçük bir kitaplıktan dahi yoksun.
Gencin okuma alışkanlığı her şeyin belirleyicisi sanki. Biriki cümlelik aforizma paylaşımlarından bir kültür çıkarmak zor. Mevcut kültür popüler algıya hapsedildi.
Yersiz yurtsuz sanal kültürün kurbanı gençler. Modern şehir eleştirileri yaparak insana dair çıkarımlarda bulunmanın heyecanı kalmadı. Geçmişte kınadığımız avare dolaşan gençler sırra kadem bastı. Onlar bugün kıyıda köşede, sosyal ağlarda geziniyorlar. Tarihi bir dönüm noktasındayız. Yurtsuz, vatansız devasa bir topluluk aynı sosyal ağın üyesi. Bu ağın nüfus artış hızına hiçbir ülke yetişemiyor. Bu topluluğu buluşturan platformun din, etnisite ya da başka bir ortak yanı yok. 'Zamanı boşa harcama' kültüründe uyum içindeler.
Şehre cemre gerek. Yüzler kitaba yeniden dönmeli. Şehirli yüzleşmeli kitapla. Kitapla buluşmalı zihin.Başka düşüşler yaşanmadan akıl cemresiyle buluşmalı.