Şehir planı yoksa insan planı da yok

Türkiye’de eğitim denince akla hâlâ okul geliyor. Oysa çocuk, hayatı sınıfta değil şehirde öğreniyor. Bir mahallenin dili, insanların birbirine bakışı, sokaktaki güven hissi, parkın hâli, akşam vakti oluşan atmosfer… Bunların tamamı eğitimdir. Ahlâk da burada oluşur. Maneviyat da burada kök salar.

Çünkü insan karakteri, yaşadığı mekânın ikliminden bağımsız değildir.

Bugün birçok şehirde park var ama hayat yok. Spor sahası var ama genç yok. Kütüphane var ama güven hissi yok. Yapılmış olmak için yapılan alanlar kısa sürede terk ediliyor. Bakımsızlaşıyor. Issızlaşıyor. Ardından tinerci mekânına, bağımlılık alanına, suç çevresine dönüşüyor. Fizikî yatırım var ama ruh yok. Plan var ama medeniyet fikri yok.

Gençlerin dijital dünyaya bu kadar yoğun yönelmesinin sebeplerinden biri de budur. Gerçek hayatta bağ kuramayan genç, sanal dünyada aidiyet arıyor. Mahallesinde kimse onu tanımıyor ama çevrim içi oyunda bir topluluğun parçası oluyor. Sokakta kendini güvende hissetmiyor ama dijital evrende kimlik kuruyor. Çünkü insan, ait olacağı bir yer arar. Boşlukta yaşayamaz.

Aile meselesi diye konuşulan birçok kriz aslında şehir krizidir. Güven üretmeyen mahalle aileyi içe kapatır. İnsan ilişkilerini zayıflatır. Çocuk sokağa çıkamaz hale gelir. Sonra ekran büyür, yalnızlık büyür, öfke büyür. Ardından herkes gençliği suçlar.

Oysa mesele gencin kendisi değil; içine bırakıldığı hayattır.

Yeni şehir anlayışı artık apartman dikme işi olamaz. Türkiye’nin mahalle fikrini yeniden kurması gerekiyor. Cami, spor alanı, gençlik merkezi, kütüphane, yürüyüş alanı, çocuk parkı, aile yaşam merkezi birbirinden kopuk değil; aynı yaşam bütününün parçaları olarak düşünülmeli. İnsan gün içinde güvenli biçimde dolaşabildiği, tanındığı, karşılık gördüğü bir çevrede yaşamalı. Mahalle yeniden insan yetiştiren bir yapıya dönüşmeli.

Eskiden cami mahalleyi toplardı. Park çocukları buluştururdu. Esnaf sokağın vicdanıydı. Şimdi insanlar aynı sitede yaşayıp birbirinden habersiz ömür geçiriyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın meselesi artık beton değildir. Doğrudan insan yetiştirme meselesidir. Çünkü şehir bozulduğunda eğitim çözülür. Eğitim çözülünce ahlâk zayıflar. Ahlâk zayıflayınca toplum birbirinden korkmaya başlar.

Mesele tam da budur: Türkiye bina yapmayı öğrendi. Şimdi yeniden mahalle kurmayı öğrenmek zorunda.