Suriye’nin yaralı coğrafyasında, kelimeler bazen silahtan daha güçlü olur. Çünkü savaşın yıktığını, siyasetle değil; vicdanla, hikmetle ve ortak akılla onarmak mümkündür. İşte bu yüzden Suriye Başmüftüsü Şeyh Usame er Rifai’nin Kürt toplumuna hitaben yaptığı çağrı, sıradan bir dini mesaj değil; toplumsal barışın ve ortak geleceğin şifresi niteliğindedir.
Şeyh Rifai, Kürt halkına seslenirken bir hakikatin altını çiziyor: Bu ülkede hiçbir toplum “misafir” değil, hiçbir kesim “fazlalık” değil, hiçbir halk “ikinci sınıf” değildir. Dahası, konuşmasının en çarpıcı kısmı şu cümlede saklıdır:
“Bizim size hâlâ bir minnet borcumuz var; o da Selahaddin-i Eyyubi’nin mirasıdır.”
Bu cümle, sadece tarihsel bir hatırlatma değil; aynı zamanda Suriye’de son yıllarda zehirlenen hafızayı yeniden iyileştirme çabasıdır. Çünkü Selahaddin-i Eyyubi’nin adı, yalnızca Kudüs’le anılmaz; o isim, Müslümanların iç kavgalarını bitirip ortak hedefe yönelmesinin sembolüdür.
Selahaddin’in Asıl Zaferi Kudüs Değildi
Rifai’nin işaret ettiği nokta çok önemlidir: Selahaddin, düşmanı yenmeden önce içerideki parçalanmışlığı tedavi etti. Kudüs’ün özgürlüğü, bu birlik ruhunun sonucuydu. Yani zafer, savaş meydanında başlamadı; kalplerde ve saflarda başladı.
Bugün Suriye’nin ihtiyacı da tam olarak budur: Selahaddin ruhu.
Çünkü bugün yaşadığımız krizlerin önemli bir kısmı, dış müdahalelerden önce içerideki bölünmüşlükten güç alıyor. Irkçılık, particilik, dar grupçuluk ve ithal ideolojiler; halkların arasına “güven duvarları” değil, “korku duvarları” örüyor.
Şeyh Rifai’nin çağrısı tam da bu noktada yükseliyor:
“Bugün hem sizin aranızda hem de tüm İslam âleminde o Selahaddin ruhunun yeniden dirilmesine muhtacız.”
Bu çağrı, Kürt halkını hedef alan bir dil değil; tam tersine Kürt halkını ümmetin ve Suriye’nin asli unsuru olarak gören bir yaklaşımın ilanıdır.
Kürt Halkına: Milletinizin Size İhtiyacı Var
Başmüftü’nün konuşmasının en stratejik ve en samimi tarafı, Kürt toplumuna yüklediği sorumlulukta gizlidir. Diyor ki:
“Milletinizin size ihtiyacı var.”
Bu söz, bir siyasi çağrı gibi görünse de aslında bir ahlaki sorumluluk çağrısıdır. Kürt halkının içinde bulunduğu sosyal yapıyı ve savaşın bıraktığı yaraları dikkate alarak, onları dayanışmaya davet ediyor:
- Güçlülerin zayıfları gözetmesi
- Zenginlerin fakiri kollaması
- Ayrımcılığın dışlanması
- Ortak toplumsal dayanışmanın kurulması
Bu satırlar, bir müftünün diliyle ifade edilmiş olsa da mesajı nettir: Suriye’nin geleceği, halkların birbirini dışlamasıyla değil; birbirini tamamlamasıyla mümkündür.
Şam Âlimlerinden Kürt Halkına Açık Taahhüt
Belki de metnin en güçlü kısmı, Şam ulemasının Kürt halkına yönelik verdiği açık güvencedir:
“Bizler ise Şam âlimleri olarak Kürt halkının maslahatı, dininin korunması ve dünyevi huzuru için yapılacak her işte emrinizdeyiz.”
Bu cümle, iki önemli anlam taşır:
1. Kürt halkının dini ve toplumsal huzuru, “öteki” bir mesele değil; Şam’ın da sorumluluğudur.
2. Kürt toplumunun güvenliği ve geleceği, sadece askeri veya siyasi dosya değil; manevi ve toplumsal bir emanet olarak görülmektedir.
Bu yaklaşım, Suriye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeyi üretir: güven.
Çünkü bugün Suriye’de en büyük kriz; petrol, sınır veya yönetim krizi değildir. En büyük kriz, güven krizidir.
Irkçılığa, Particiliğe, Dışarıdan İthal Projelere Red
Rifai’nin son cümleleri, bu çağrının neden bu kadar önemli olduğunu özetliyor:
“Hiçbir particilik, ırkçılık, kavmiyetçilik ya da dışarıdan ithal edilen hiçbir fikir ve akım kardeşliğimize zarar veremeyecektir.”
Bu söz, sadece bir temenni değil; aynı zamanda Suriye’nin önüne konan projelere dair güçlü bir reddiyedir. Çünkü Suriye’de yıllardır halklara şunu dayatmak istediler:
- “Sen Arap’sın, o Kürt; birbirinizle yaşayamazsın.”
- “Senin güvenliğin, ancak diğerinin zayıflamasıyla olur.”
- “Kardeşlik değil, ayrılık seni korur.”
Oysa tarih bunun tersini söylüyor. Selahaddin bunun tersini söyledi. İslam medeniyeti bunun tersini yaşadı. Suriye’nin toplumsal yapısı bunun tersini ispatladı.
Son Söz: Bu Ülke, Kardeşlikle Ayağa Kalkar
Başmüftü Usame er Rifai’nin Kürt toplumuna çağrısı; Suriye’nin vicdanından yükselen bir ses gibidir. Ne bir parti adına, ne bir cephe adına… Doğrudan Suriye adına konuşuyor.
Bu çağrı bize şunu hatırlatıyor:
Suriye’nin yeniden ayağa kalkması, yalnızca devlet kurumlarıyla değil; toplumun yeniden birbirine inanmasıyla mümkün olacak.
Selahaddin’in mirası, bir etnik kimliğin değil; bir ümmet bilincinin mirasıdır. Ve bugün bu mirasa en çok ihtiyaç duyan yer, tam da Suriye’dir.
Allah bizi kendi sevgisinde, itaatinde ve rızasında birleştirsin.