Şerafettin Yılmaz

Bütün ömürlerini, cemiyetlerine, birlikte yaşadıkları insanlara hasredenler, ne kadar kıymetli ve değerlidir. Bu abide şahsiyetleri, bu ahlak ve fazilet numunelerini, bu mübarek, mümtaz büyüklerimizi tanımalı, onlara hürmet ve muhabbetlerimizi hissettirmeliyiz. Zira onlar birer ‘vakıf adam’dır. Kendilerini tamamen hayırlı hizmetlere vakfetmişlerdir. Bu fedakâr, gayretli, çalışkan, üretken ve hayırsever kişilerin kıymeti bilinmeli. “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” hadisine uygun olarak onlara şükranlarımızı sunmalıyız.

Aziz ve kadim dostum, meslektaşım, gazeteci yazar Hüseyin Sarıkoç, çok faydalı, bilgilendirici, ibretli ve lüzumlu bir eseri kültür hayatımıza kazandırdı. Yakınlarının Kaleminden Şerafettin Yılmaz, Ötüken Neşriyat arasında çıktı. Son yıllarda okuduğum en seçkin kitaplardan biri oldu. 608 sayfalık, hacimli başeser… Bir saygı anıtı, vefa borcu ve kadirbilirlik örneği! Sarıkoç başyazıda, mihmandarı olduğu münevverimizin portresini şöyle çiziyor: “Avukat, öğretmen, siyaset ve iş insanı, dava adamı, vakıf başkanı, ağabey, baba, dede, amca… Kendisiyle okul, mesai ve dava arkadaşlığı yapmış isimlerin anlatımlarıyla Şerafettin Yılmaz… Satır aralarında methiyeler olduğu kadar ciddi tenkitlerin de yer aldığı yazılar bütünü…”

Şerafettin Beyefendiyi ismen bilirdim. Hizmetlerinden de haberdardım ama ne hikmetse bugüne kadar -eskilerin tabiriyle- ‘ruberu’ bir araya gelememiş, sohbet edememiştik. Bu hayırlı buluşmaya da Hüseyin Bey vesile oldu. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın Küçükayasofya semtindeki nezih mekânında unutamadığım bir zamanı yaşadım. İlim hayatımıza, Türk kültür ve sanatına adanmış kutlu bir ömrün sahibi. O saat içinde pek çok büyüğümüzü andık, bir hayli meselemizi konuştuk. Burcu Çakır Akarsu Hanımefendi şahittir.

Eser başlıyor: “Zor Zamanlarda MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın Avukatı” ve “Gönül Adamı” Şerafettin Yılmaz ile Sarıkoç’un yaptığı 57 sayfalık röportaj, kuşatıcı, kucaklayıcı. Mülakatı okuyunca Şarefettin Yılmaz’ı çok daha yakından tanıyor, hayatını ve hizmetlerini öğreniyor, büyük idealini, yüce ülküsünü anlıyorsunuz.

Şerafettin Yılmaz Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Başkanı. Ömrünü kitaba adamış bir irfan insanı. Çok okuyan ama eser de yazdıran bir müşevvik, mürebbi… Camiamızda ikinci bir Fethi Gemuhluoğlu… Vakıf bünyesinde yayımlanan eserler çok. Onları ayrıca anlatacağım. Şimdi kitaba dönüyoruz. “Yakınlarının Kaleminden” bölümü muhteşem… Kimler yok ki? Bir kısmına aşina olduğumuz ilim, fikir, sanat ve kültür insanları… Hepsini ismen anmak bile mümkün değil. O kadar çok… Ama bazılarını asla geçemem. Mesela Ahmet İyioldu. Ötüken Neşriyat’ın da kurucularından olan ağabeyimizin yazısından birkaç cümleyi ödünç alalım: “Şeref (Şerafettin) abi, bir işe başladığı zaman onu elinin ucuyla tutmaz, tutamaz; işin takibi ve intacı süresince gerekirse taşın altına elini değil, gövdesini koyar! Bunu bir nevi alışkanlık hâline getirmiştir. Siyasetten ticarete, sosyal sorumluluktan adalete kadar her zaman ve her zeminde işler neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmaz. Hayatı boyunca çeşitli iş ve görevlerin âdeta hamallığına soyunup; yorgunluk nedir bilmeden, gayret kemerini kuşanarak yoğun tempoda çalışıp, Yaradan’a teslim olmak suretiyle zorlukların hakkından gelme becerisine yakinen şahit olmuşuzdur.”

Ali Coşkun, Atilla Yayım, Avni Özgürel, Azmi Özcan’ın yazıları. Burcu Çakır Akarsu’nun üç sayfalık nesrinde mükemmel bir portre! Büyüğümüzün kadim dostu Cezmi Bayram’ın şu değerlendirmesi çok düşündürücü: “Güzel şeyler yaptı ve yapmaya devam ediyor. Çalışarak, emek vererek, gayret göstererek kendisinin neden ağabey olduğunu hepimize gösterdi ve hatta bazı ağabeylerin de önüne geçti.” Kızı Figen Yılmaz’ın yazısı duygu yüklü ama düşündürücü de… Sevgi, merhamet, şefkat hislerinin zirveye çıktığı güzel bir aileyi anlatıyor. ‘İçeriden’ sahih bir bakış. “Hayır yok lügatinde ya da yapamam yok.” diyen Figen Hanım’ın yazısındaki son satırlar çok anlamlı: “Ailesine, vatanına, milletine, arkadaşlarına, hobilerine, kitaplarına adanmış bir hayat; çok ütopik aslında. Olması gereken, olması beklenen bir rol model. Tek temennim çocuklarıma babamın ve annemin bize öğretmeye çalıştığı şükretmenin gücünü, affetmenin yüceliğini, insan olmanın zarafeti gerektirdiğini aktarabilmektir.” Allah her anne ve babaya böyle hayırlı evlat nasip etsin. Evlatlara da böyle mübarek ebeveyn!

Fahameddin Başar, Sinan Genim, Musa Serdar Çelebi, Nuri Gürgür, Oğuz Çetinoğlu, Sadık Kemal Tural, Suphi Saatçi, Şaban Gülbahar, Vasip Şahin, Yakup Öztürk ve birçok isim, ‘aksakal’ımızı hatıralar eşliğinde anlatıyorlar. Kitabın sonunda fotoğraf albümü var. Ben kitabı okurken pek çok şey öğrendim. İnanıyorum ki sizler de okuduğunuzda, geçen vaktinize acımayacak, aksine yeni bir keşifte bulunduğunuza inanacaksınız. Muhterem Şerafettin Bey! Sizin gibi öncüler, önderler var oldukça Türkiye’nin bahtı daha da açılacak, gençlerimiz aydınlık yarınlara doğru koşacaklardır. Size, ailenize ve bütün sevdiklerinize sağlıklı, bereketli, huzurlu ve hayırlı ömürler diliyorum. Bu kıymetli eserin müellifi Hüseyin Sarıkoç’a şükran borçluyuz. Son yarım asırda birçok münevverimizle birlikte çalıştı. Bir ‘kültür köprüsü’ misyonuna sahiptir. Yeni eserlerini bekliyoruz.