Sertleşen dünyada mümin kalabilmek

Yeryüzü hiç olmadığı kadar öfkeli…

İnsanlar hiç olmadığı kadar tahammülsüz…

Kalpler katılaşmış, vicdanlar yorulmuş, merhamet ise adeta bu çağın en garip duygusu hâline gelmiş durumda. Küçük bir mesele büyük kavgalara dönüşüyor, en basit anlaşmazlıklar bile kin ve nefreti büyütüyor. İnsanlar birbirini anlamak için değil, susturmak için konuşuyor.

Böyle bir zamanda mümin kalabilmek sadece namazla, oruçla değil; ahlakı koruyabilmekle mümkündür. Çünkü zor zamanlarda güzel kalabilmek, herkesin harcı değildir.

“Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillere aldırma!”

(A’râf Suresi, 199)

Bu ayet, sertleşen bir dünyada müminin nasıl ayakta duracağını gösteren ilahi bir pusuladır. Çünkü kötülüğün arttığı zamanlarda insan da farkında olmadan sertleşmeye başlar. Sürekli kırılan biri kırıcı olur, sürekli haksızlığa uğrayan biri merhametini kaybedebilir. İşte tam burada Kur’an mümine şunu hatırlatır:

“Onlar gibi olma…”

Kolaylığı seç…

İyiliği yay…

Cehaletin seviyesine inme…

Ne yazık ki bugün insanlar kaba olmayı güçlü olmak zannediyor. Sesini yükselten haklı sanılıyor, öfkelenen cesur kabul ediliyor. Oysa Allah Resûlü’nün hayatı bunun tam tersiydi. O, insanların en güçlüsüydü ama aynı zamanda en merhametlisiydi.

“Güçlü kimse güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü kimse öfke anında nefsine hakim olandır.”

(Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107)

Bugün sosyal medya öfkeyi büyütüyor, ekranlar insanları birbirine düşman ediyor, menfaat ilişkileri kardeşliği tüketiyor. İnsanlar artık birbirinin derdiyle değil, hatasıyla ilgileniyor. Affetmek zayıflık, alttan almak kişiliksizlik gibi görülüyor. Halbuki müminin ölçüsü insanların alkışı değil, Allah’ın rızasıdır.

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluverir.”

(Fussilet Suresi, 34)

İşte gerçek ahlak budur.

Kötülüğe kötülükle karşılık vermek kolaydır. Zor olan; kırıldığında kırmamak, incitildiğinde adaleti kaybetmemektir.

Çünkü herkesin sertleştiği bir çağda merhametli kalabilmek bir ibadettir. Herkesin bağırdığı yerde sesini değil ahlakını yükseltebilmek büyük bir imandır.

Allah Resûlü (sav), kendisine yıllarca eziyet eden insanlara bile beddua etmemiş, onların hidayeti için dua etmiştir. Taif’te taşlandığında melekler dağları üzerlerine geçirmek istediğinde bile şöyle demiştir:

“Hayır… Belki onların soyundan Allah’a kulluk edecek kimseler gelir.”

İşte peygamber ahlakı budur. İntikam değil merhamet… Kin değil umut…

“Cahiller kendilerine laf attığında ‘selam’ der geçerler.”

(Furkan Suresi, 63)

Çünkü her tartışmaya girmek zorunda değilsin. Her saldırıya cevap vermek mecburiyetinde değilsin. Bazen susmak, karakterin en yüksek sesidir.

Bugün ümmetin en büyük ihtiyacı; daha sert insanlar değil, daha güzel ahlaklı insanlardır. İnsanları dine yaklaştıracak olan şey öfke değil, merhamettir. Çünkü kaba bir dil hakikati gölgeler, güzel bir ahlak ise kalpleri yumuşatır.

“Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi.”

(Âl-i İmrân Suresi, 159)

Belki de bu çağın en büyük cihadı budur:

Bozulan bir dünyada bozulmadan kalabilmek…

Karanlık büyürken kalbin nurunu söndürmemek…

İnsanlar sertleşirken merhameti terk etmemek…

Çünkü gerçek mümin; insanların kötülüğü karşısında kendi ahlakını kaybetmeyendir.

Ve unutma…

Bu çağ seni öfkeli olmaya çağırıyor olabilir.

Ama Allah seni güzel ahlak sahibi olmaya çağırıyor.

////////////////