Edebiyat dünyamızda üzerinde en fazla fırtına kopan mesele; şiir meselesi. En büyük tartışmalar şiir üzerinden başlayıp yine şiirle sonlanıyor. Her devrin edebiyat çevresinde gelişen kendine ait bir tartışma konusu olsa da merkezde hep şiir duruyor.
Son yıllarda da şiir kitaplarının çokluğu, dergilerde şiir sayısının çok fazla oluşu üzerinden başlayıp gerekli gereksiz bir tartışma sürüp gidiyor. Yaşadığımız çağ düşünülecek olursa; şiir iyidir. Şiir kitaplarının sayısının çok fazla olmasında bir beis yoktur. Dergilerimizde şiirin başköşede yer alıyor olması da dergilere son derece yakışıyor.
Bu tür tartışmaların içinde yer alan isimlerin soluk soluğu şiirler yazmaları, şiir kitapları çıkarmaya devam etmeleri de ayrı bir handikap. O da ayrı bir mesele. Beğenmeyen şiiri bırakabilir, kapı açık.
Dergileri ve yeni çıkan kitapları imkanlar dahilinde takip ederim. Mangalda kül bırakmayan zevata inat her ay 5-6 dergide yazıp 20-25 dergi takip ederim. Önce birbirimizi görmemiz gerekir dünyayı görebilmek için. Kendim çalıp kendim oynamayı yirmi yıllık edebiyat koşuşturmam içerisinde ne yazık ki bir türlü beceremedim; şükür.
Bu hafta, okuyup da siz de mutlaka okuyun diyeceğim şiir kitaplarından ikisine değineceğim. Bu kitapları okuyunca şunu gönül rahatlığı içinde söyledim; iyi ki şiirler var.
Ali Berkay- Tahayyülat
"Adım ali, herhangi bir şeyin kapısı değilim / Olsam olsam boşluğa bakan bir pencereyimdir" diyerek başlıyor Tahayyülat. Şiirler birinci tekil kişiden sesleniyor dünyaya. Şair şiirlerin başkahramanı. Ali Berkay Tahayyülat diyor ama hayatın içinden bir ses var şiirinde. Şiire ve şaire bağlı. "Çok sevdiğim bir şair vardı sonra bozdu" diyerek şairin gidişatındaki tespitini ortaya koyuyor; Şair Girmemiş Topraklar şiiriyle de şiirin girmediği hayatın kimlerin eline geçeceğine dair ince göndermeler yapıyor.
Akıcı bir dil var Ali Berkay'ın şiirinde. Bunu konuşma dilini şiire katmasıyla ve kısa dizelerde yakaladığı söyleyiş rahatlığıyla sağlıyor. "Hayallerini anlat / Hicaz Rusya mısır / Kuyularda sular"
Bir ilk kitap Tahayyülat. Hece Yayınları arasından çıkması şair adına sağlam atılmış bir adım. Şairi takip etmek gerek, hem de her yerde; "hiç gitmiyor ki gözümün önünden / facebook, twitter ve Kudüs mühimdir"
Belya Düz- Sultanbeyli'den Nişantaşı'na Türk Şiiri
14 yaşında iken Gerçek Hayat dergisinin şiir sayfasında göründüğü bilgisi var biyografisinde Belya Düz'ün. İlk kitabı Sultanbeyli'den Nişantaşı'na Türk Şiiri'ni de yirmi dört yaşında çıkarmış. Kitap Okur Kitaplığı Yayınları'ndan ulaşıyor okuyucuya. Şiirle iç içe bir isim olduğunu bu bilgilerden anlasak da Belya Düz'ün şiirlerine yöneldiğimizde de bir şair selamlıyor bizi.
Uzun dizeli şiirlerde ahenk ve temayı diri tutmak oldukça zordur. Uzun soluklu bir dizeyi su gibi çağlatmaktır asıl mesele. Belya Düz'ün tüm şiirleri uzun dizelerden oluşuyor. Şair, şiirini hikmetli bir sesleniş olsun diyerek dünyanın yüzüne haykırıyor. Bunu samimi bir dille yaptığı için de akıcı bir şiir sunuyor bizlere.
"Dava adamıydılar ihale ihale abandılar İstanbul'a", "Henüz müslüman müslümana palazlanmıyordu kafirin böyle bir silahı yoktu"
Sorguluyor şair, sarsıyor, dünyanın gidişatından çok da hoşnut olmadığını açıkça dile getiriyor. Böyle şiirler iyidir. Dünya bir sarsılmayı yaşarken güllük gülistanlık türküler söylemek şairin işi olamaz. Bunu ancak sokak şairleri yapar. "Elli gündür bir şey yazmıyorum şiir sokaktaymış, çok parlak"
Belya Düz'ün mümin duruşunu selamlıyorum. Şiirine duruşunu yansıtan şairler iyi şairlerdir. Şiirde maske takmayacak ki şair, gerçek yüzünü görelim.
Ali Berkay ve Belya Düz bu hafta köşemin konuğu oldular. Şiirimizin iyi yolda olduğuna dair içimdeki diri olan umuduma esenlik bildirisi sundular. Yolları açık olsun.
Yoğun gündem arasında soluklanmak için ara sıra şiire kapı aralamaya devam edeceğim. Hayatınızda şiire yer açın. Söz, güç katsın gücünüze.