29 Mayıs bugün. İstanbul'un fethinin yıldönümü. Dünya tarihindeki çok önemli fetihlerin ilk sıralarında geliyor İstanbul'un fethi. Sıradan bir şehrin fethi anlamına gelmediği için bu fetih, birilerinin hala içini burkan, kabul etmekte zorlandıkları bir tarihi dönüm noktası.
Gezi olaylarında aklını yitirmişçesine önüne gelen her şeye saldıran, daha da çok bu milletin değeri olan her şeyi yok etmek, itibarsızlaştırmak için sıraya giren bir güruhun duvarlara yazdığı "Zulüm 1453'te başladı." sözü hazımsızların durumunu bize çok açık bir şekilde gösterdi.
Artık fetihleri çok uluslu ve çok zulümlü ülkeler yapıyor. El birliği yapıp nerede mazlum varsa onları yok etmek, sindirmek için kullanıyorlar güçlerini.
Hepsinin de içindeki en dinmez uhdeleri İstanbul. Ayasofya'nın varlığı, İstanbul'un dünyanın merkezi konumundaki duruşu bize dost görünen ama içindeki kini bir türlü dindiremeyen ülkelerin bir hayali olarak içlerinde demlenip duruyor.
Sadece dış güçlere bakmaya gerek yok. Bugün kimlerin İstanbul'un fethi konusunda demeç verdiğine, kimlerin bu fethi görmezden geldiğine dikkat edin, yeter.
Türkiye'nin hedefleri arasında yeni fetihler yapmak yok. Buna gerek de yok. Mazlumun acısı dinsin, zalim olan kim varsa zulmünü sona erdirsin diye sınırının çok ötelerinde bile operasyon yapan Türkiye bütün bunları Osmanlı ruhuyla yapıyor.
İstanbul'un fethinden önce Bizans'ta söylenen "İstanbul'da kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeye razıyız." sözü Osmanlı'nın adaletini, insana verdiği değeri çok net gösteren bir söz olarak tarihteki yerini almıştı.
Dört bir yanımızın ikiyüzlü dostlarla (!) çevrili olduğu bir zamanı yaşıyoruz. Bize dost görünüp düşmanlarımıza aleni olarak silah yardımı yapan ülkeler sıraya girdi.
Darbe girişimiyle ülkeyi ele geçirmek isteyen satılmış ruhlu askerlere bize dost görünmeye devam eden ülkeler kucak açma yarışındalar.
Artık 15 Temmuz ruhu gibi bir kavram var hayatımızda. İçimizdeki en sağlam dinamik bu. Bu ruh, vatan ve millet sevgisinin sönmeyen ateşi olarak daima dimdik ayakta.
Şimdi içten kırılmamızı isteyenlerin oyunları sıraya girdi. Önlerine kim gelirse Fetöcü diyerek, hiç umulmayan kişilere çamur atarak, yargı yoluyla serbest bırakılmaları hızlandırarak kafalara bol miktarda soru işareti göndermeyi hedefleyen bir gizli güç aramızda dolaşıyor.
Kafalara "Acaba" sorusunu göndermek istiyor bunlar. Birine atılan çamurdan sonra "Acaba" dedirterek birbirimize düşmemizi sağlayıp içlerindeki umudu yeşertmeyi hedefliyorlar.
Vatanını, milletini seven, bu toprakların azizliğine inanan kim varsa soru işaretlerinden kurtarmalı kendini. Kalpler incinmemeli, şüpheyi kalplerden atmalı ve kalpleri fethetmenin yoluna bakmalı.
Artık yürek fethine ihtiyacımız var. Düşmanlıklar artabilir, kin denen zehir kalplere sızmış olabilir. Vatanını sevenlerin birbirini daha çok sevme zamanı. "Birbirimizi sevmedikçe" cennete girmemiz mümkün değil.
Sabır denen limana sığınarak içimizi arındırabiliriz. Bir fetih kolay elde edilmiyor. Şehirleri fethetmek kadar zordur bir kalbi fethetmek.
Ramazanı vesile kılıp ne kadar kalp varsa girmeye çalışalım içine. Bir kapıyı çalmak, bir mazlumun başını okşamak, bir sofrayı paylaşmak, bir yüzü güldürmek ilk adımımız olsun.
Hayırlı, bereketli ve kardeşçe yaşanan bir ramazan dileğiyle.