Son günlerde basın ve medyada yer bulan bazı haberler, siyasetin yalnızca kürsülerde yapılan konuşmalardan ibaret olmadığını bir kez daha hatırlattı. Zira siyaset, sadece bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda bir ahlak, bir duruş, bir şahsiyet imtihanıdır. Makamlar geçicidir, unvanlar fanidir; lakin geriye kalan, insanın edebi ve ardında bıraktığı izdir.
Bugün yaşanan sansasyonel hadiseler, bizlere şu soruyu sorduruyor: Siyaset, ne zaman ahlaktan bu kadar uzaklaştı?
Oysa bu toprakların mayasında, siyasetin özü “hizmet”tir. Hizmetin olduğu yerde ise edep vardır, hayâ vardır, ölçü vardır. Edebin terk edildiği bir siyaset, güç sarhoşluğuna dönüşür. Güç sarhoşluğu ise insanı önce değerlerinden, sonra hakikatten koparır.
Bir davaya baş koymak, sadece slogan atmak değildir. Dava, aynı yolda yürüdüğün insanlara karşı sorumluluk bilmektir. O yol arkadaşlığı ki; nefsin değil, ahlakın ön planda tutulduğu bir kardeşlik hukukunu gerektirir.
İşte tam da burada unutulan bir hakikatle yüzleşmek zorundayız:
Aynı davaya gönül veren kadınlar ve erkekler, birbirlerini birer “emanet” olarak görmelidir. Erkekler, kadınlara bir “bacı” nazarıyla bakmalı; kadınlar da erkekleri bir “abi” veya “kardeş” bilmelidir. Bu, sadece kültürel bir söylem değil; toplumsal güvenin ve ahlaki sınırların en güçlü teminatıdır.
Zira bakış bozulursa, niyet kirlenir. Niyet kirlenirse, dava kirlenir.
Bugün bazı çevrelerde yaşanan yozlaşmanın temelinde işte bu sınırların silinmesi yatmaktadır. Edep çizgisi kaybolduğunda, samimiyet yerini şüpheye bırakır. Güven sarsıldığında ise ne teşkilat kalır, ne dava ruhu…
Siyaset, sadece halka karşı değil; yol arkadaşlarına karşı da sorumluluk gerektirir. Aynı idealler uğruna bir araya gelen insanların, birbirlerinin haysiyetini koruması, en az o idealler kadar kutsaldır.
Unutulmamalıdır ki; Edep, insanın kendine koyduğu en büyük sınırdır. Ahlak ise o sınırın dışına taşmamaktır.
Bugün siyasetin yeniden bir “mektep” olması gerekiyorsa, bu ancak edep ve ahlakla mümkündür. Gençlere örnek olacak bir siyaset dili inşa edilmelidir. Çünkü siyasetçinin özel hayatı, toplumun gözünde onun kamusal duruşunun bir yansımasıdır.
Kendi nefsine söz geçiremeyen, millete nasıl söz geçirebilir?
Bu yüzden siyaset, önce insan yetiştirme meselesidir. Ve insan, edep ile yetişir.
Geliniz; Siyaseti yeniden temiz bir niyetin, sağlam bir ahlakın ve sarsılmaz bir edebin üzerine inşa edelim.
Çünkü dava, ancak o zaman gerçekten “dava” olur.