Siyaset zenginlerin hobi bahçesi değildir

Bugün toplumun en büyük kırgınlığı yalnızca ekonomik sıkıntılar değildir. İnsanların asıl yorgunluğu; kendilerini temsil etmeyen, halkın derdine yabancılaşmış bir siyaset anlayışıdır. Çünkü millet artık açıkça görüyor ki bazıları için siyaset; hizmet makamı değil, şahsi ikbalin, çevre genişletmenin ve güç devşirmenin aracı hâline gelmiştir.

Oysa siyaset; rahat koltuklarda memleket üzerine ahkâm kesmek değildir. Siyaset, halkın arasına karışabilmek, onların yükünü omuzlayabilmek, gece başını yastığa koyduğunda bu ülkenin gençlerini, emeklilerini, işsizlerini, esnafını düşünebilmektir. Eğer bir insanın milletin acısıyla bağı yoksa, taşıdığı unvanın da hiçbir anlamı yoktur.

Bugün insanlar artık şunu haykırıyor:

“Siyaset zenginlerin hobi bahçesi değildir.”

Çünkü bu ülkenin insanı geçim derdiyle mücadele ederken; lüks salonlardan halka nutuk atanları değil, halkın içinde yürüyenleri görmek istiyor. Millet; makam odalarından değil, sokaktan konuşan insanlara güvenmek istiyor. Alın terinin ne olduğunu bilmeyenlerin, pazardaki yangını hissetmeyenlerin, gençlerin umutsuzluğunu anlamayanların bu memleket adına söz söylemesini istemiyor.

Ne yazık ki bugün birçok kişi siyaseti bir hizmet sorumluluğu değil, kişisel kariyer planı olarak görüyor. Halkın sorunları üzerinden yükselen ama halkın yanında görünmeyen bir anlayış giderek büyüyor. Seçim zamanı meydanlarda mütevazı görüntüler verenler, makam sahibi olduktan sonra milletle arasına duvarlar örüyor. İşte insanların öfkesi tam da bunadır.

Çünkü bu millet samimiyetsizliği görüyor.

Kimin gerçekten dert taşıdığını, kimin sadece koltuk taşıdığını çok iyi biliyor.

Artık bu ülkenin;

Şatafatlı yaşamlarıyla değil mücadelesiyle öne çıkan insanlara,

halkın oyunu değil duasını önemseyenlere,

servetini değil vicdanını büyütenlere ihtiyacı vardır.

Siyaset; reklam yapmak değil, yük taşımaktır.

Siyaset; millete tepeden bakmak değil, milletle aynı sofraya oturabilmektir.

Siyaset; alkış toplamak değil, gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır.

Ve unutulmamalıdır ki halktan kopan her siyaset, eninde sonunda kendi içinde çürümeye mahkûmdur. Çünkü bu milletin gönlüne girmeden sandığından çıkmak mümkündür belki; ama tarihte iz bırakmak mümkün değildir.