Gazze’de yürütülen soykırım siyasetiyle tüm dünyanın gözleri önünde uluslararası hukuku ayaklar altına alan işgalci İsrail, şimdi de Afrika Boynuzu’nda yeni bir cephe açma girişiminde bulundu. Somaliland’ı tanıma adımı, Tel Aviv yönetiminin yıllardır izlediği istikrarsızlaştırma, parçalama ve işgal siyasetinin yeni bir halkası olarak okunmayı fazlasıyla hak ediyor.
Somaliland, Afrika Boynuzu’nda, stratejik Babü’l Mendeb Boğazı’na yakın konumda bulunan ve bugün yaklaşık altı milyon insanın yaşadığı bir bölge... 1960’a kadar İngiliz himayesinde kalan bu topraklar, Somali’nin bağımsızlığının ardından ülkenin bir parçası olmuştu. Ancak 1991’de Somali iç savaşının yarattığı kaos ortamında tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiş, o günden bu yana da fiilî olarak kendi idari yapısını kurarak hareket etmekteydi. Uluslararası hukuk açısından Somali Federal Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olarak görülen Somaliland, hiçbir Birleşmiş Milletler üyesi tarafından da tanınmamıştı. Ta ki İsrail, 26 Aralık’ta bir adım atana kadar…
İsrail’in Somaliland’ı “bağımsız ve egemen bir devlet” olarak tanıması, yalnızca Somali’nin toprak bütünlüğüne değil; BM’nin devletlerin egemen eşitliği ilkesine ve Afrika kıtasında hassas dengeler üzerine kurulu barış anlayışına da açık bir meydan okumaydı. Bu adımın hukuksuzluğu kadar, ardındaki niyetler de son derece kaygı vericiydi aslında…
Neden şimdi ve neden Somaliland? Bu sorunun ilk cevabı Gazze’de yatıyor. Aylarca süren bombardımanlar, yüz bine yaklaşan sivil kaybı ve yaşam alanlarının sistematik biçimde yok edilmesi, Tel Aviv yönetimini yeni bir çıkmaza sürükledi. Uluslararası kamuoyunda giderek artan “Filistinlileri Gazze’den sürme” tartışmaları, İsrail’in zorla yerinden etme planlarını daha görünür kıldı. Somali’nin BM Daimi Temsilcisi’nin de açıkça dile getirdiği gibi, Somaliland’ın Gazze halkı için bir “sürgün adresi” olarak düşünülmesi ihtimali, bu tanımanın en tehlikeli boyutlarından biridir.
Bu durum, yalnızca Filistin halkına karşı işlenen suçların devamı değil; aynı zamanda Afrika topraklarının, başka bir soykırımın lojistik uzantısı hâline getirilmesi anlamına gelmektedir. Hamas’ın bu adımı “tehlikeli bir emsal” olarak nitelemesi boşuna değil. Bir işgal rejiminin, başka bir ülkenin toprak bütünlüğünü ihlal ederek kendi suçlarını tahkim etmeye çalışması kabul edilemez.
İkinci amacın Kızıldeniz ve Yemen hattı olduğu da güçlü bir ihtimal. Gazze’deki soykırıma karşı Yemen’den yükselen tepkiler, özellikle Husilerin Kızıldeniz’de İsrail bağlantılı gemilere yönelik eylemleri, Tel Aviv’i ciddi biçimde rahatsız etmekte. Babü’l Mendeb’e yakın bir coğrafyada kurulacak askerî ya da istihbarî bir varlık, İsrail açısından hem Yemen’i çevreleme hem de deniz ticaret yolları üzerinde baskı kurma imkânı sunacaktır. Somaliland bu yönüyle, askeri üsler ve ileri karakollar için elverişli bir alan olarak görülmektedir.
Üçüncü bir gerekçe ise, Türkiye - Somali işbirliğine, karşı bir hamle yapma ihtiyacı olarak düşünülebilir.
Son on yılda Türkiye, Somali ile çok katmanlı ve stratejik iş birliği anlaşmaları hayata geçirdi. Savunma, enerji, deniz güvenliği, altyapı, uzay ve ticaret alanlarında imzalanan bu anlaşmalar, Türkiye’yi bölgede geçici bir aktör değil, uzun vadeli ve kalıcı bir ortak hâline getirdi. TPAO’nun Somali açıklarında yürüttüğü hidrokarbon çalışmaları, planlanan uzay fırlatma tesisi ve TURKSOM Askerî Eğitim Üssü, bu ilişkinin derinliğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu bağlamda işgalci İsrail’in Somaliland hamlesi, yalnızca Ankara’ya değil; Afrika Boynuzu’nda barıştan, istikrardan ve egemenlik ilkesinden yana olan tüm aktörlere verilmiş bir mesaj niteliği taşıyor.
Nitekim Somali hükümeti, İsrail’in adımını “yasadışı” ilan ederek kesin bir dille reddetti. Türkiye, Mısır, Körfez İşbirliği Konseyi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve çok sayıda Afrika ülkesi de bu tanımanın tehlikeli bir emsal oluşturduğunu vurguladı. Yapılan açıklamalarda ortak vurgu net: “Bir devletin toprak bütünlüğü pazarlık konusu yapılamaz ve tek taraflı tanımalar, uluslararası barışı tehdit eder.”
Bu noktada şu gerçeği görmek gerekiyor: İsrail’in Somaliland hamlesi, rastgele atılmış bir diplomatik adım değildir. Görülen, Filistin topraklarında denenmiş, Lübnan’da, Suriye’de ve Gazze’de uygulamaya konmaya çalışılan saldırganlığın yeni bir sahaya taşınmasından ibarettir. Böl, parçala, istikrarsızlaştır; ardından oluşan kaosu “güvenlik” gerekçesiyle yönet.
Bugün Somaliland üzerinden yürütülen bu siyaset, yarın başka bir Afrika ülkesinde, başka bir kırılgan coğrafyada da karşımıza çıkabilir. Uluslararası toplumun sessizliği, çok daha ağır bedellerin önünü açacaktır. Çünkü mesele artık yalnızca Somali ya da Somaliland meselesi değildir. Mesele, işgalin küresel ölçekte normalleştirilmesi ve hukuksuzluğun yeni bir diplomatik dil hâline getirilmesidir.
Gazze’de başlayan bu pervasızlık durdurulmazsa, Afrika Boynuzu’nda da kalıcı bir yangına dönüşecek; o yangın sadece bölgeyi değil, küresel değerlerin, kuralların ve uluslararası anlaşmaların kalan son kırıntılarını da yakacaktır.