Soru İşaretleri

Bölgemiz, uzun zamandır uygulanan planların parçası konumunda. Belli ki bu durum bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Fakat kamuoyu mevcut halin nerelere varacağı noktasında, tam manasıyla bir berraklığa sahip değil. Zira tespit yapmamızı sağlayacak bilgiler, bizler için KISITLI denebilecek kadar az seviyelerde. O yüzden tarihi olguları; aktör ülkelerin iç dinamikleri, sahaya yansıyan faaliyetleri ve söylemleriyle harmanlayarak, gerçeğe en yakın çıkarımı yapmaya çalıştığımız malum.

Bu minvalde siz değerli okuyucularımın; "kaybolan gazetecinin coğrafyamızda yaşananlarla ilgisi nedir" tarzındaki suallerini, gayet doğal karşıladığımı söyleyebilirim. Zira Francis Fukuyama bile Kaşıkçı hakkında attığı twette, Trump'un damadı Kushner'i ve Veliaht Prens'i aynı cümlede zikredebiliyorsa varın gerisini siz düşünün. Öyleyse gelin DETAYLARINA VAKIF OLMADIĞIMIZ bu olayı, BASINA YANSIYAN YÖNÜYLE farklı bir açıdan değerlendirmeye çalışalım.

İlk önce Cemal Kaşıkçı'nın "uluslararası nüfuzu olan, Suud'daki eski rejime yakın bir gazeteci olduğunu" ortaya koyarak başlamakta yarar görüyorum. Bu mücadele içerisinde savrulmuş ve Suud'dan ayrılmak zorunda kalmış Cemal Beyin, temiz kağıdı için ABD'den İngiltere'ye, oradan da İstanbul'a uzanan serencamını ise zaten basından biliyoruz.

Lakin bu aşamada gelen esrarengiz uçaklar, biranda konsolosluktan çıkan arabalar, personele toplantı gerekçesiyle izin vermeler, çalışmayan güvenlik kameraları ve konsolosun ülkeden ayrılması hakkındaki iddialar, insanın kanını dondurmaya fazlasıyla yetiyor. Böyle bir figürün birilerince sanki iz bırakılarak ortadan kaybedilmesi ise aklımıza DELİ SORULAR getiriyor.

O cihetle hadisenin adli boyutundan ziyade, bizler için neden-sonuç bağlamında irdelenmesinin daha doğru olduğu kanaatindeyim. İşte bu perspektifte düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şey; "acaba bazı odaklar Cemal Kaşıkçı üzerinden, Türkiye'yi sığınak olarak gören Arap muhaliflere gözdağı vermek mi istedi" şeklindedir. Diğeri ise kimlerin coğrafyamızdaki kırılganlığı hesaplayarak, pamuk ipliğine bağlı Arabistan-Türkiye ilişkilerinin toptan bozulmasını arzu etmiş olacağıdır. Nitekim bu husus Suud'un Türkiye'ye karşı son dönem takındığı tavır nedeniyle de, istismara oldukça elverişli bir bagaja sahip.

***

Fakat günümüzde Cemal Kaşıkçı hadisesinin OLASI SONUÇLARINI, kronolojik bir perspektifte yorumlayanlarda yok değil. Mesela bu iddiayı dile getirenlerin dayanağı; "Ağustos 2018 de ABD'nin dayattığı Aramco anlaşmasının, Kral Selman tarafından iptal edilmesi" oluşturuyor. Bunun ABD yönetiminde içten içe bir hazımsızlığa yol açtığını ise; Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı ve OPEC'in fiili lideri olan Suud'un, geçen ay yüksek petrol fiyatları nedeniyle Trump tarafından hedef alınması temellendiriyor.

Akabinde Trump'un, Riyad'a askeri harcamalarını artırma çağrısı ve o meşhur "Kral; trilyonlarca doların var. Biz olmasak ne olacağını kim bilir… Ancak biz almamız gerekenleri alamıyoruz" ifadeleri… Elbette Al Arabiya televizyonu üzerinden verilen "ABD'ye karşı istersek, petrol 100-200 hatta 400 dolara fırlar" mesajını da unutmamak elzem.

İşte bu verileri baz alan çözümlemeler; küre koalisyonun iki yakın ülkesi arasında, petrol üretimi ve fiyatının düşürülmesi konularında bir ANLAŞMAZLIK MI yada bizlerin bilmediği başka bir KRİZ Mİ mevcut sorularını akıllara getiriyor. Başkan Trump'un fırsattan istifade "Kaşıkçı'nın başına ne geldiğini bulmak zorundayım" diyerek olaya dahil olması, bahsedilenlerle ne derece alakalı bilinmez ama eğer iddia edildiği gibiyse, bunun bir takım yansımaları olacağı ihtimal dahilinde…

Son olarak Devletimizin her şeye rağmen, bu hazin olaya İHTİYATLI YAKLAŞIMINA da değinmek zorundayız. Kaldı ki gayet sakin, dikkatli, akl-ı selim açıklamaların yanı sıra, ulusal medyada ciddi bir enformasyon yönetimi icra edilmesi takdire şayan bir gelişmedir. Mevzunun uluslararası mecraya taşınmasının ise OYUN BOZUCULUĞU kadar, SONUÇ ALICILIĞI bakımından da yerinde bir refleks olduğu kesinlikle yadsınamaz.

Vesselam…