Ak Parti'de Genel Başkanlık tartışması ve mücadelesi olmadığına göre yaklaşan 1 Kasım seçimleri öncesinde Kongre yapılmasının bir anlamı olmalı. Gündemin yoğun ve 13 yıllık iktidarın yitirildiği süreçte, Kongre sadece kurullara seçilecek isimler için yapılmaz. Geriye parti ve ülke meselelerinin ele alındığı, tartışıldığı ve çıkan kararlar üzerinden hem partiye hem de kamuoyuna bir mesajın verilmesi gerekliliği kalıyor. Dolayısıyla Kongre söz konusu derde deva üretecek bir zemine ve imkana işaret ediyor ayrıca kamuoyunda da beklentiye yol açıyordu. Kongre yapıldı, isimler seçildi, ancak "11 Eylül öncesinden farklı olan ne var?"diye sorgulamayı hak ediyor. Nitekim Hakan Albayrak'ın değerlendirmeleri ekseninde yürütülen tartışma bu merkezdeki bir arayışı dillendiriyor. Özellikle bu eleştirilere verilen cevaplar sorunun aynıyla vaki olduğunu teyid ediyor. Zira cevaplar, Albayrak'ın şahısları vesile kılarak sorduğu soruna değil, vesile kılınan şahısların niçin vesile kılındığına odaklı. Oysa beklenti, sıkça dile getirilen vizyon tıkanıklığı ve motivasyon eksikliği ile yitirilen canlılığa ve toplum nezdinde yaşanan sıradanlaşmaya set oluşturacak bir dinamizm üretilmesiydi.
Ortada yapısal sorunlar var. Bu sorunlar hakettiği şekilde ele alınmayınca mesele şahıslar, Erdoğan-Davutoğlugerilimi, paralel çete, HDP, uluslararası güçler vs. diskuru üzerinden bertaraf edilmeye çalışılıyor. Şayet Ak Parti tartışma üslubunu ve düzeyini bu minvalde tutmakta ısrarcı olursa misyonunu tamamlamış ve miadını doldurmuş bir hareket olarak nitelenmeyi hakeder. Türkiyeağır ve sancılı bir süreçten geçiyor. Bu süreci taşıyabilecek, yönetebilecek bir iradenin sergilenmesi ve nitelikli bir programla ifade edilmesi gerekirken Ak Parti,Davutoğlu'nun ifadesiyle "pro-aktif" özelliğini kaybetmiş sürekli defansif bir halde. Bu defansif halin kabaca 2013'ten itibaren ortaya konulmasının makuliyeti vardı. Nitekim toplum o süreç boyunca bunu tolere etmekte ve hatırı sayılır bir süre gerekli krediyi sağlamakta imtina etmedi. Ancak bu konjonktürel desteği, verilen politik mücadelenin onaması olarak değerlendirmenin faturası 7 Haziran'da görüldü. Şimdi 7 Haziran ve sonrasında yaşananlardan ders çıkarmak yerine bu olumsuz yaşantıdan toplumun Ak Parti lehine ders çıkarmasını bekleyen örtük iyimserlik yaşanacak büyük bir hayal kırıklığına davetiye çıkarıyor.Bu topraklarda hayli gürbüz olan entegrist zihniyetin temel niteliğidir kendisini sorgudan, eleştiriden, hatadan, yanlıştan münezzeh görmek. Eksiği, gediği, yanlışı, günahı dışarının sırtına bindirmek.
Ak Partikendi tecrübesini göz önünde bulundurursa başarısının bu zihniyete aldığı mesafeyle bağlantılı olduğunu görecektir. 2002 koşullarına motive olmuş, zihnini, donanımını o günün koşullarına göre seferber etmiş bir yapının bugünün Türkiye'sine birşey vaat etmesi artık düşünülemez.O yüzden yenilenmeye, değişime ihtiyaç var. Bunu karşılamanın öncelikli yolu aktör değişiminden geçmez. Aktör değişimi şüphesiz önemlidir, anlamlıdır. Ancak bu değişime esaslı bir söylem eşlik etmiyorsa, sözkonusu aktörler ile yeni dil arasında bir örtüşme sözkonusu değilse o zaman salt isim değiştirmenin anlamı olamaz. Yeni bir dilin kolay olmayacağı aşikar. Sivil toplumunun çoraklaştığı, paralize olduğu ve tüm kabiliyet ve istidadını bambaşka menzillerde heba etmeye heveskar olduğu bu süreçte. Ve bu kısır döngüye, dinamik tabanını başka yönlerde motive eden ve onlarında kendisini başka emeller için tazyike tabi tuttuğu Ak Parti neden olmuşsa hele.
Bugün samimi bir arayışa ihtiyaç var, patinaj halindeki ezberleri sıralamaya değil. İnsiyatif ve sorumluluk almaya, kendini dönüştürmeye, yüzleşmeye ihtiyaç var, sorunları görmezden gelen, mahalledeki yangını gören ahalinin nedamet getirip kendisine koşacağını varsayan edilgenliğe ve pasifliğe değil.Kendini kandırmanın alemi yok. Erdoğan'ın listesi, Davutoğlu'nun listesi ancak bu iki ismin bambaşka politik tasavvurları olduğunda bir anlam ifade eder. İkisinin birbirinden farklı birşey söylemediği bir ortamda bu tartışmanın yapılıyor olması yaşanan politik tıkanmanın dışavurumu olarak okunabilir. Bu yüzden liste tartışmasını, kuşatıcı ve motive edici bir söylem boşluğunu gölgelemeye, kapatmaya yönelik beyhude bir girişim olarak değerlendirmek gerekiyor.
Türkiye'nin inşasında hayati bir rolü potansiyel olarak üstlenebilecek bir hareketin potansiyelini açığa çıkaramadığı bir süreçteyiz. Mahçupyan "HDP'nin problemi nicelik değil nitelik" demişti. Aynı şey Ak Parti için'de geçerli. 1 Kasımda tek başına iktidara gelse de bu yapısal problem önünde duruyor olacak. Ak Parti siyasal söylem üstünlüğünü, büyüsünü, öngörme, kuşatma ve yönetebilme becerisini kaybetmekte. Muhasebeye, samimi bir özeleştiriye ve tükenmiş dünün hırpalanmış siyasetini aşan yeni bir dile muhtaç. Siyaseti genişleten, gerilmiş ötekiyi sağaltan- ona rağmen- ve önemlisi Türkiye'yi anayası başta olmak üzere kurmaya odaklı bir dil. Ak Parti için bir zorunluluk bu. MHP'nin, CHP'nin ve HDP'nin böyle bir zorunluluğu yok. Onları vareden ve yaşatan dinamikler belli. İyi kötü, az veya çok oyunda olmalarını mümkün kılan sosyolojik-siyasal-ekonomik bir vasatları var. Ancak Ak Parti'nin böyle bir şansı yok. Oyunda olması ancak başarılı olmasıyla mümkün. Dolayısıyla başarılı olmaya yazgılı. Dün başarı sağlayan çözümlemeleri bugün ayağına dolanıyor. Kader başarısızlığın yollarını döşüyor. Dolayısıyla soru(n) basit ama hayati: "Başasrısızlık kaderinden başarı kaderine yol almak mahareti gösterilebilecek mi?"