Derdi derdim olmayan; kaş çatışın niyedir
Sözüm; dostumla nefsim hisse alsın diyedir.
Ne güzel oldu, bir gün hayatlarımızın merkezine alacağımız sosyal paylaşım ağları ile buluşmamız. Evlerimizin, iş yerlerimizin içinde bile, bizi bambaşka bir dünyanın kalbine taşıyan, bizi birbirimize yabancı bırakan bu büyülü ortamlar, aslında ne büyük birer hizmet kapısı. Bir Mevlana'nın, bir Yunus'un, bir Necip Fazıl'ın sözü haline gelen paylaşımlar, takipçisi bulunduğumuz göz alıcı sayfalar, aldığımız onlarca beğeni ve yorumlar nasıl muazzez bir değer yükledi egolarımıza… Hele, önce kafalarında güzel yurdumu parçalayan, sonra da kuşandığı sanal kılıçlarla parçaladığı ülkeyi kurtaran internet ve söz kahramanlarının keskin kılıçlarından korumaya çalıştığımız harflerimiz, dayatılmaya çalışılan görüşler karşısındaki ya sinir harplerimiz yahut son ucu sükûta varan fikir lehçelerimiz…
Sözüm, toplum ya da birey olarak muhtelif nedenlerle bulunduğumuz sosyal paylaşım ağlarındaki varlığımıza değil; ölçü bilmezliğimize, Hak görmezliğimize… Mutlak surette bir parça bulunan faydasını hatıra yüklerken, ucu can evimize dokunan zararını satıra yükleyemeyişimize…
Bizler aile hayatlarımızdan, akraba/büyük ziyaretlerimizden, sosyal ve kültürel etkinliklerimizden, hizmetimizden feragat ederek korumaya çalıştığımız kumdan kalelerimize kalplerimizi hapsederken, yarın öbür gün ucu evlatlarımıza da dokunacak tehlikenin varlığından ya habersiziz ya bigane…
Geçtiğimiz gün, Facebook'ta varlığını sürdüren ve iki yüz elli bin beğeni alan bir sayfaya tevafuk ettim. Zehir saçan, gençlerimizi uyuşturan, esasen uyuşturucuya teşvik eden, her türlü görselliği üzerinde taşıyan sayfanın içine girdiğimde ona alternatif onlarca sayfa açılmış olduğunu gördüm. Yüzlerce gencin yazdığı yorumlar içler acısı… Şikayette bulunduğum halde bu sayfaların kaldırılmasına muktedir olamadım; talebelerin merakını celbeder düşüncesidir ki mevzuyu sayfama taşımama da mani oldu. Durumu paylaştığım onlarca insanın seferberliğine rağmen her haliyle zehir üzerinden rant sağladığını düşündüren facebook, sayının çokluğuna yenilmiş olacak ki bu kötülük yuvalarının varlığından vazgeçemedi. Zaten fazlasıyla hassas olduğum bu konuların hep benim karşıma çıkıyor oluşu bir yana, iki gece boyunca gözlerimi ne zaman kapatsam "acı çekiyorum, günün yirmi dört saati var ve ben dört saati kendimi uyuşturuyorum, geri kalan yirmi saatinde yine acı çekiyorum." diyen bir çocuğun yorumu eklendi uykusuzluğuma. Ardından, konu hakkında fikir sahibi olanların listelerine alınmak için adeta yalvaran kırmızılar içinde, bir orta son talebesi kızın yorumlar altındaki arz-ı endamları… Son noktada http://ihbarweb.org.tr/ linkli bir sitenin varlığından haberdar edildim. Umudum, netice vermesi…
Su gibi akıp geçen hayat, kader çizgimizi teknolojik imkanların zirve yaptığı bir dönemle birleştirdi. İşimiz zor, görmek ve bilmek istemesek de yükümüz ağır. Derler ki; Müslüman uyanık olmalı. Ne zaman kalkacağız pembe rüyalarımızdan? Kaybettiğimiz duyarlılığı yeniden kazanabilmek için
henüz çocuk denecek yaştakilerin dramlarının, dramımız olmasını mı bekleyeceğiz? Orada kandırılan, kendini uyuşturan, düşünmekten aciz bir gençlik kök salarken, burada kumdan kalelerimizi kaçıncı sanal rüzgarın darbesinden korumaya çalışacağız?
Lütfen, sosyal paylaşım ağlarındaki bu kirli sayfaların bir gün, çocuklarımızın dikkatini çekme ihtimalini göz önünde bulunduralım. Toplum misyonerleri vasfıyla üzerimize düşeni yapalım; "Sizden biri bir kötülük gördüğünde gücü yetiyorsa eliyle, yetmezse diliyle; onu da yapamıyorsa kalbiyle buğzetsin" diyen bir Hak Peygamberi'nin ümmeti olduğumuzu unutmayalım.