Sosyolojik Mabetler

İçinde yaşadığımız post/modern çağ bir yandan “mikro”ların serbest dolaşımlarını teşvik ederken, diğer yandan metateoriye karşı negatif söylemini “mikro”ların bir kanalda düzenli akması için örtük bir metateori’yi devrede durmaktadır. Bu durumdan “mikro”lar bir özgürlük çıkarırlarken, aktıkları kanalda herkes gibi olduklarını görmekte zorlanmaktadırlar.

Diğer yandan postmodernliğin insan(lık) için getirdikleri henüz bütün sonuçlarına ulaşmasa da bazı tezahürleri itibarıyla üzerinde konuşulmayı haketmektedir. Bunları net bir şekilde ortaya koyabilmek için modern dünyanın mentalitesine ve kurulumuna bakmak; modernitenin ilkeleri ve tezahürleriyle karşılaştırmak gerekir.

Burada bilhassa din ve sosyal bilimler ile özelde sosyoloji açısından meseleye yaklaşabiliriz. Modernlikle birlikte hakikatin adresinin Tanrı’dan insana doğru değişimi insanı “hakikat”i yeniden tanımlama ve inşa etme zorunluluğuyla karşı karşıya getirmiştir. Tanrı’nın ve dinin merkeziliğini kaybetmesiyle bu rolü farklı alt alanlarıyla sosyal bilimler yüklenmiştir. Özelde sosyolojinin erken zamanlarına bakıldığında modern bir toplumun inşası için teolojik bir işlev yüklenen sosyolojiyi karşımızda bulmaktayız.

Öyle ki, sosyolojinin ortaya koyduğu sonuçlar teolojik kaideler gibi topluma uygulanmaktaydı. Hatta Batı toplumları kadar Batı dışı toplumlar da modernite lehindeki dönüşümde sosyolojiyi bu yönde işlevselleştirmişlerdir. Tam da bu noktada sosyoloji sosyal bilimler içinde genel geçer sonuçlara ulaşma ve dönüştürme bakımından teolojik bir statü kazanmıştır.

Sosyolojinin kazanmış olduğu bu statü postmodern dönemin içerikleri belirginleşinceye kadar devam etmiştir. Postmodern dönemde ise dikkat edeceğiniz üzere iki sosyal bilimde bir yükselme gözlemlenmektedir. Bunlardan ilki, göreliliğin, sübjektivitenin hakimiyetinin arttığı bilginin sınırlarının süje ile sınırlandığı bir zamanda psikoloji biliminin yükselişi.

Bu dönemde özellikle hakikatten daha çok algıların ve imajların öne çıktığı, insanların “iyi oldukları”na dair onayları duymak istedikleri, “doğru”luğun ölçüsünün ve kaynağının arzulara indirgendiği durumlar yaşanmaktadır. Gündelik yaşam “hakikat”le ölçülmediği ve aranmadığı oranda kişilere “psikolojik mabet”ler kurulmaktadır.

Postmodern zamanda yükselen ikinci sosyal bilim antropolojidir. Antropoloji bir insan kültür bilimi olarak işlemektedir. Basitçe söylemek gerekirse, antropoloji tarih boyunca insanın ürettiği kültür ile bunların formlarını araştırmaktadır. Antropoloji kendi başına bıraktığınızda “insani” olanı “insana ait” olanı formlaştırmaktadır. Postmodernlik ise birebir somut insanı baz aldığından antropolojiyi yeni teolojisi olarak belirlemiştir. Bir şey “günah, “sevap”, doğru” “yanlış” gibi dinsel kategorilerden azade olarak antropolojinin sınırları içinde “insani” görülerek meşrulaştırılmaktadır.

Burada sosyoloji aslında postmodern zamanlar için yeni bir kurulumun konusu olarak gündeme gelmektedir. Bilindiği üzere modernitede sosyal olay ve olguları açıklamada yeni teoriler gündeme getirilmiştir. Bunlar içinde belki en fazla dikkat çeken “birey”e ve onun dünyası ile hermenötiğe daha çok yer veren yaklaşımlardır. Bu değişimin postmodern dönemin keskinleşen öznelliği ile uyumlu görünmektedir.

Diğer yandan postmodernlik dine olan ilgisiz tavrı sebebiyle, modernlikle karşılaştırılınca daha özgürlükçü görünmektedir. Modernlik kendi hakikati üzerine mabetler inşa etmişti. Postmodernlik ise bütün ölçütlerden azade olarak spritüel fakat tamamıyla seküler bir hayat tarzını önermiştir. Bu durum sosyal bilimlerde özelde sosyolojiye yeni mabetler kurması yönünde işlevler yüklemektedir.

Sosyal bilimler ve özelde sosyoloji “değer belirtmez” cümlesi ise bir amentü olarak işlemeye devam ederken postmodern yaşam tarzının önündeki engelleri temizlemektedir.