SÖZCÜ TV’nin yayınlarını izlediğimde zihnimde hep şu soru yankılanıyor;
SÖZCÜ TV yayınları ile toplumu ahlaki bir yapıya mı davet ediyor, yoksa İslam’a duydukları öfkeyi “gazetecilik” adı altında pazarlıyorlar mı?
Bugün çok değer verdiğim bir büyüğüm, SÖZCÜ TV’de Adana Yüreğir’de faaliyet gösterdiği iddia edilen sözde bir tarikatla ilgili yapılan bir yayın kesitini gönderdi.
İzlerken insanın içi acıyor.
Çünkü bu topraklarda asırlardır girdiği her topluma barışı, merhameti, kardeşliği ve yardımlaşmayı yerleştiren bir dinin; sahte figüranlar, sapkın ve istismar uygulamalar üzerinden anlatılması, masumane bir “uyarı” olmanın çok ötesinde bir şey…
Elbette yanlışın ortaya çıkarılması gerekir. İstismarların üzerine gidilmeli. Kimsenin buna itiraz etmesi mümkün değil. Şu soruyu da sormadan yapamıyor insan;
Bu yayınlar, gerçekten toplumu İslam ahlakıyla donatmak için mi yapılıyor, yoksa İslam’ı toplumun zihninden ve kalbinden söküp atmayı mı hedefliyor?
Bu suali yadırgamayın!
Ülkemizde yıllardır sistematik bir şekilde “İslamsızlaştırılmış bir İslam anlayışı” yerleştirilmek isteniyor.
Mahremiyeti ayak bağı olarak kabul eden, tesettürü “kadını hapsetmek” olarak sunan, , okul öncesi din eğitimini “çocukların zihnini karartmak” olarak anlatan bir anlayış hakimdi, daha düne kadar...
Aynı zihniyet; camide namaz kılan öğrencileri, hafızlık icazeti alan çocukları, okullarında vakit namazı kılan gençleri ekranlara taşıyıp “bakın çağdışı görüntüler bunlar” diyerek eğitimcileri ve idarecileri hedef gösterirken hiç rahatsız olmadı.
Aynı medya bugün ise şunu yapmaya çalışıyor;
Sahte bir şeyhi, tüm cemaat ve tarikatların temsilcisiymiş gibi sunarak, doğru istikamette yürüyen, toplumsal anlamda ahlak ve iman inşa eden yapıları da aynı kefeye koyarak toplumun gözünde küçük düşürmeye gayret ediyor.
Sonuçta ne mi oluyor? Çok basit;
Gençliğin önüne maneviyat yerine alkol, uyuşturucu, hazcılık ve tüketim kültürü konuluyor.Ellerinde kesici aletlerle birbirlerini katlediyorlar. Kardeşlik yerine yalnızlık, edep yerine teşhircilik, sorumluluk yerine sınırsız serbestiyet nakşediliyor.
Ve adına “özgürlük” deniyor.
Burada Barış Terkoğlu’nun şahsı beni ilgilendirmiyor.
Benim meselem bu değil.
Benim meselem toplumdaki zalimlerde değil; “Zalimler için yaşasın cehennem.”
Benim derdim; kalbinde iman ile şüphe arasında kalan gençliğin, bu yayınlar ile “tüm cemaat ve tarikatları aynı noktada” görmesi.
Benim kaygım; ahlaki ve manevi boşluğun giderek kök salması.
SÖZCÜ TV, bugüne kadar çıkıp şunu dedi mi?
“Evet, toplumumuzda gerçekten İslam’ın ahlakını, merhametini ve kardeşlik ruhunu yaşatmaya çalışan cemaatler ve tarikatlar var”
Kaç kez bu yapıları yayınlarıyla toplum nezdinde görünür kıldı?
Cevap belli; koca bir HAYIR.
O halde sormak gerekir.
Bu yayınlar ahlaki bir toplum inşasını mı hedefliyor, yoksa İslam’dan arındırılmış, köksüz, batılı bir ahlak anlayışının yerleşmesini mi istiyor?
Bizim meselemiz budur.
Bir tek vicdan sahibi kardeşimizin, bu algı operasyonuna teslim olmamasına küçük de olsa bir katkı sunmaktır derdimiz.
Gerisi ne Barış Terkoğlu’nun meselesi,
Ne de SÖZCÜ TV’nin “kahramanlık” hikâyeleri.