SÖZ\u00adDE DUR\u00adMAK, BİR GÜ\u00adVEN GÖS\u00adTER\u00adGE\u00adSİ\u00adDİR

0

Abdullah bin Mes'ud'dan:

– Ki­şi, kü­çük ço­cu­ğu­na söz ve­rip de son­ra o sö­zü ye­ri­ne ge­tir­me­mez­lik et­me­sin.

(Ca­mi­us­sa­gîr, 2606)

* * *

Ver­di­ği sö­zü ye­ri­ne ge­tir­mek, bir er­dem­dir. İn­san ol­ma­nın onu­ru­na ya­kı­şan bir dav­ra­nış­tır. Söz ve­ri­len ki­şi­nin, de­ğer­li ve de­ğer­siz bi­ri olu­şu, ço­cuk ve­ya bü­yük yaş­ta bu­lun­ma­sı ara­sın­da hiç­bir fark yok­tur. Müs­lü­man her yer­de, her za­man, her­ke­se kar­şı ver­di­ği sö­zü­nü tu­tan, va­adin­de du­ran, in­san­la­rın gü­ve­ni­ni ko­ru­yan, iha­ne­ti as­la ak­lın­dan bi­le ge­çir­me­yen bir ki­şi­li­ğin sa­hi­bi­dir.

Çünkü İs­lam'da ah­la­kî ku­ral­lar ve de­ğer­ler, ev­ren­sel­dir. Her yer­de, her za­man­da, her şart­ta, her­ke­se kar­şı uy­gu­lan­ma­sı ge­re­kir. Uy­gu­la­ma­da ay­rı­ca­lık ve im­ti­yaz ka­bul et­mez.

Müs­lü­man­la­rın ha­ya­tın­da, şa­ka­dan bi­le ol­sa, sö­zü­nü çiğ­ne­mek, ver­di­ği söz­de dur­ma­mak gi­bi bir an­la­yı­şa yer yok­tur. Sö­zün­de dur­mak ima­nın ay­rıl­maz vas­fı­dır. Sö­zün­den dön­mek, iki yüz­lü­lük, mü­na­fık­lık ala­me­ti­dir.

Söz­de dur­ma­nın bu de­re­ce önem­li ol­ma­sı, mü'mi­nin ki­şi­li­ği­ne du­yu­lan gü­ve­ni ko­ru­mak için­dir. Gü­ve­ni­lir ol­mak, bü­yük bir er­dem­dir. Çün­kü mü'min, bu vas­fı­nı ko­ru­ma­yı, ha­ya­tı­nın en önem­li ga­ye­si bi­lir.

Gü­ve­ni­lir bir ki­şi­lik ko­lay el­de edi­lir bir ni­te­lik de­ğil­dir. Ya­lan­dan, hi­le­den, al­dat­mak­tan, al­dan­mak­tan, çı­kar­cı­lık­tan, ben­cil­lik­ten, nef­sa­ni­lik­ten, ki­bir­den, gu­rur­dan uzak bir ha­yat sür­dü­re­me­yen­ler, bu fa­zi­le­tin sa­hi­bi ola­maz­lar.

Özel­lik­le ver­di­ği sö­zü ha­fi­fe alan­lar, önem­se­me­yen­ler, sö­zün­den dön­mek­te hiç­bir be­is ve vic­dan sı­zı­sı his­set­me­yen­ler, top­lum­da gü­ven du­yu­lan ki­şi­ler ola­rak yer ala­maz­lar...

Ne­ti­ce ola­rak di­ye­bi­li­riz ki, söz ve­ri­len kim olur­sa ol­sun; is­ter ço­cuk is­ter bü­yük... is­ter in­san, is­ter­ hay­van... mut­la­ka ye­ri­ne ge­ti­ril­me­li­dir.

Pey­gam­be­ri­miz bu se­bep­le, ço­cu­ğu­na söz ve­rip te ye­ri­ne ge­tir­me­me­yi şid­det­le kı­na­mış­tır. Bu du­rum, ba­zı in­san­lar­ca ma­sum, be­yaz bir ya­lan sa­yıl­sa bi­le, İs­lam na­za­rın­da, ger­çek bir ya­lan­dan hiç­bir far­kı yok­tur. Çün­kü ya­la­nın ma­su­mu, be­ya­zı, za­rar­sı­zı yok­tur. Ya­la­na baş­vu­ran kim­se, gü­ve­ni­lir ol­ma vas­fı­nı yi­tir­miş de­mek­tir.

Bir hay­va­na yem gös­te­rip ya­nı­na ge­tir­mek, son­ra da gös­ter­di­ği ye­mi ona ver­me­mek; son de­re­ce do­ğal ve önem­siz bir dav­ra­nış gi­bi gö­rül­se bi­le, İs­lam na­za­rın­da ya­lan­cı­lık sa­yı­lır. Ya­pa­na ya­lan gü­na­hı­nı ka­zan­dı­rır.