Demedik mi “Batı adamına güven olmaz” diye? Demedik mi “daha önce de tarihte sizi defalarca sattıkları gibi yine satarlar” diye? Demedik mi “zoru görünce çıkarları için, bunlar babalarını tanımaz” diye? Demedik mi “batıya ve israil’e güvenip efelenmeyin, gözünüzün yaşına bakmazlar” diye? Demedik mi Allah aşkına “bölgede TÜRKÜ, KÜRDÜ, ARABI… HEP BERABER KARDEŞÇE YAŞAMAK VARKEN, FİTNE PEŞİNDE KOŞMAK EN ÇOK SİZE ZARAR VERİR” diye? El cevap. Dedik elbette… Lakin PKK/YPG/ SDG, ABD’nin verdiği binlerce tırlık silah ve mühimmata aldandı sanırım. Zira ABD derinleri bölge planları gereği onları eğitti, donattı, destekledi. İsrail ile birlikte müttefik olarak gördü umarsızca. Hatta ayda 200-300 dolar maaş veriyor diye, bazı Arap aşiretler ve batılı seçme psikopatlar da SDG’nin saflarına katıldı. Ancak 2024 Aralık sonunda Esad Rejiminin yıkılması ve ardından Yeni Suriye Yönetiminin inşa sürecinde, Arap Aşiretler ile YPG/ SDG arasında bir SOĞUKLUK baş gösterdi. Zira YPG/ SDG imza attığı 10 Mart mutabakatlarına uymadığı gibi, İSRAİL’in YÜREK YEDİRMESİYLE de sürekli zaman kazanmaya çalıştı. Bırakın kontrol ettikleri bölgelerden çekilmelerini, Devrik Esed kalıntılarıyla işbirliğine soyunmaktan dahi geri durmadılar diğer taraftan. Tabi cüsselerinden büyük laflar edip, tehditler savurmaları da cabası… İmralı’nın “SİLAHLARI BIRAKIN” çağrısını sulandırarak, kulak ardı etmelerini ise daha saymıyorum bile.
Fakat bugün gelinen durum herkesin malumu. Suriye’de baş döndüren gelişmeler, “kadife eldiven içinde demir yumruk” kullanıldığı gerçeğini gözler önüne serdi. Önce Arap aşiretlerinin çoğu YPG’den ayrılarak, Suriye Hükümeti yanında yer aldıklarını açıkladı. Akabinde de SURİYE ORDUSU, PKK/YPG’yi kontrol ettikleri bölgelerden SÖKÜP ATMAYI BAŞARDI. PKK/YPG’li teröristlerin çekilirken yüzlerce masum sivili katletmesi de, bardağı öyle taşıdı ki FİRAT’ın DOĞUSUNDA DA BARINMALARI İMKÂNSIZ hale geldi. Gerçi ABD ve İsrail’den, yine müdahale için yardım dilendiler. Ama nafile. Son çare olarak da Türkiye, Irak ve Suriye’de ki yandaşlarına, ayaklanma çağrısı yapmaktan çekinmediler ne yazık ki. Kandil ve Barzaniler’i sorarsanız; örgüte İmralı’nın mesajını hatırlatarak, yapıcı bir rol oynamak yerine, PROVOKASYONLARA zemin hazırladıklarına şahitlik ettik. İçimizdeki malum siyasetçilerden de; sanki 2013’de Salih Müslim Türkiye’ye gelmemiş, kendisiyle diyalog kurulmamış, Suriye’ye dönünce de Türkiye’ye sırtını dönüp ABD ve İsrail’le iş tutmamış gibi, hala YPG ile görüşün nutukları duyduk maalesef. Buradaki en kritik husus ise Yeni Suriye Hükümetinin SAĞDUYULU YAKLAŞIMI oldu aslında. Zira HER ŞEYE RAĞMEN ülkesindeki Kürtlere, haklar tanınacağı anlaşmanın arkasında durmaları önemliydi. Bu Suriye Hükümetinin “üniter yapı, eşit haklar ve barış konularında”, ne enli samimi olduğunun da ispatıydı. Çünkü her zaman belirttiğimiz gibi “KÜRTLER ile PKK/YPG’yi AYNI ÇERÇEVEDE ELE ALMAK, KÜRTLERE HAKARET SAYILIRDI”…
Hülasa biraz tepinseler de, ORTA VADEDE “YPG/SDG TARİH OLDU” diyebiliriz şu aşama itibarıyla. Bu da "Suriye PKK'sı" üzerinden, hiçbir dayatma yapılamayacağı” manasına geliyor artık. Böylece İsrail'in 15 yıldır uyguladığı, "TERÖR KORİDORU" hesapları da ÇÖKMÜŞ OLACAK ALLAH’ın İZNİYLE… Artık bu coğrafyada, yönünü Ankara’ya dönenler haricindekiler daima kaybedecek özetle. Siz bakmayın etrafta duyar kasanlara! Öyle ki PKK/YPG’nin hem sahada, hem de masada kaybettiği tartışılmaz bir gerçek. Neticede Suriye’yi bölüp “garnizon devlet” kurma gayretlerine, Türkiye’nin asla izin vermeyeceği şüphe kaldırmaz. Anlayacağınız buna “STRATEJİK AKIL mı yahut STRATEJİK SABIR mı” dersiniz, bilinmez ama tüm yaşananlarda Türkiye’nin “terörsüz bölge” anlayışıyla öncülük ettiği kuvvetle muhtemel. Keza sahadaki askeri hareketlilik ve Suriye Devlet Başkanı Şara tarafından imzalanan kararnamenin, eş zamanlı seyretmesinin bir TESADÜF OLMADIĞINI kim inkâr edebilir ki?