İnce şeylerden bahsetmek, unutulmaz anlar biriktirmek, aldığımız nefesi en rahat şekilde vermenin mutluluğunu yaşamak gibi özel anlarımız elimizin ucundan kayıp gidiyor.
Bunu yapan biz, bundan şikayet eden yine biz.
Bir dokunup bin ah işitmeyi de alışkanlık haline getirdiğimizden, söylenen sözler de gökyüzünün boşluğuna savrulup gidiyor.
Dopdolu bir hayat yaşıyoruz. Buna diyecek yok. Neredeyse boş anımız yok. Bütün gün, hafta boyunca, aylarca, senelere yayılan bir koşuşturmanın kıyısında, köşesinde dönüp duruyoruz.
Dinlemek içi, konuşmak için, buluşmak, ayrılmak için o kadar çok etkinliğimiz var ki.
Salonlar doluyor, salonlar boşalıyor, kitaplar çıkıyor, kitaplar, kitaplar, kitaplar çıkıyor, dergiler çıkıyor, konferanslar, seminerler yapılıyor ardı ardına.
İmza günlerinde tüketilen ömürlere şahit oluyoruz.
Kitap okumak üzerine gruplar, kulüpler kuruluyor. Kitaplar tüketiliyor sayfa sayfa.
Kurslar açılıyor; yaz kursları, hafta sonu kursları. Çocuklarımız dolsun, dolsun da taşsın diye uğraşıp duruyoruz.
Belirli günler ve haftalarımız var. Belirsiz günlerde ne yaptığımızı düşünmeden belirlenen günleri doldurmaya çalışıyoruz.
Dua dua göklere yükselen ellerimiz, geceleri hatırlatan mesajlarımız, iyi niyet ve dileklerimiz var.
Cumaları caddelere taşan vakitlerimiz, bayramlarımız var.
Birlik, beraberlik üzerine söylenen şarkılarımız, türkülerimiz, şiirlerimiz bir kandil gibi sallanıyor üstümüzde.
Gece olup da bir günü tüketince bütün günün su gibi gittiğine dair hayıflandığımız cümlelerimiz var.
İçimiz dopdolu. Bunun herkes farkında. Herkesin içinde dillendiremediği bir ucube yara.
Rahat nefes yok. Yapılan bunca şeye rağmen rahat nefes almak denen o huzuru yaşayanımız kaç kişi acaba?
Yapılan her şeye rağmen gençlerin hali, evlatlarımızın durumu, dünyanın gidişatı hiçbirimizi mutlu etmiyor.
Çocuklar stresli, anneler, babalar, öğretmenler, memurlar, yöneticiler, yönetilenler, işçiler, işsizler, yazarlar, okurlar, okumazlar stresli.
İlkokul ikinci sınıftaki bir çocuğun elinde stres çarkı, döndürüp duruyor. Soruyorum nedir durum diye; "Stres atıyorum." diyor ilkokul ikinci sınıf öğrencisi.
"Tespihin yerini şimdi de stres çarkı aldı." diyor haber bültenleri. Yediden yetmişe elinde stres çarkını şehrin kalabalığında büyük bir gayretle döndürmeye çalışanları gösteriyor televizyonlar.
Her şeyin başı inanmak. Okurken, yazarken, yürürken, otururken, konuşurken, susarken inanmak.
Geçiştirmek için değil hakkını vermek için yaşamak,
Yıkmak için değil yapmak için bakmak,
Düşürmek için değil ayağa kaldırmak için gayret etmek.
Eline aldığı kitabı okuması gerektiği için okumanın keyfine varan insanın huzurunu yaşamak gibisi yok.
Dünyadaki tüm mazlumlara bütün çıkarları, planları ters yüz ederek bir ümmet bilinciyle yaklaşarak gönlünü açmanın Müslümanca onurunu yaşamaktır dünya saadeti.
Stres çarkı da neyin nesi oluyor? "İnandım." diyerek bir şeyleri yapmaya başlasa insanlık ortada ne stres kalacak ne de çarkı.
Sözün özü Rabbimizden; "İşinizi güzel yapın; Allah işini güzel yapanları sever."