Haftanın radyo programını çekmeden önce Enis bey kardeşim ile her zaman olduğu gibi çay kokulu koyu bir sohbet gerçekleştiriyor, tabir-i amiyane ile iki lafın belini kırmaya çalışıyoruz.
Söz dönüyor, dolaşıyor bilgiye ulaşmanın kolaylığına nispetle bilgiye ulaşma yolunda verilen emeğin ve gösterilen gayretin zorluğuna geliyor.
Mevcut durum canına öyle tak etmiş ki gördüğü o hazin manzara onu gelenek kürsüsünde modern eleştirmen bir filozof gibi konuşturuyor..
Eee ne demişler?
“Dertlinin söylediğini deli söylemez”
Enis bey konuşuyor, ben dinliyorum.
Aşağıdaki satırlar Enis beyin o konuşmasından anladıklarım.
“Şu var ya şu hocam, ona bazıları nimet diyor. Getirdiklerine ve götürdüklerine bakınca bende ona tam bir musibet diyorum.
Şu var ya şu hocam, sabır, sebat, emek, gayret ve istikamet adına ne varsa hepsini hayatımızdan aldı, götürdü.
Şu var ya şu hocam, adeta hepimizin aklını başından aldı.
Şu var ya şu hocam, hayatı kolaylaştırdı, fakat yaşamı hayli zorlaştırdı.
Şu var ya şu hocam, bize üretmeyi unutturdu, her birimizi birer tüketim çılgını haline getirdi.
Şu var ya şu hocam, bizi yağmurun sesine, toprağın neşesine, çiçeğin kokusuna hasret bıraktı.
Şu var ya şu hocam, geçmişle geleceğin, dede ile torunun, akıl ile vicdanın, insan ile tabiatın arasındaki bütün köprüleri yıktı.
Şu var ya şu hocam, hayatımızı alt üst etti, bütün ayarlarımızı bozdu.
Şu var ya şu hocam, şiiri, sanatı, edebiyatı ve fikriyatı adeta katletti.
Şu var ya şu hocam, anne babaların elinden bütün ciğerparelerini çekip aldı.
Şu var ya şu hocam, dünyamızı küçülttü, fakat ne kadar küçük problem varsa hepsini büyüttü.
Şu var ya şu hocam, ehliyet, liyakat, tecrübe ve ustalık namına ne varsa hepsini silip süpürdü.
Şu var ya şu hocam, bizi biz yapan nice değerlerimizi, erdemlerimizi aldı, çaldı, götürdü.
Şu var ya şu hocam, yeni bir kuşak oluşturmak adına alfabedeki bütün harfleri bitirdi.
Şu var ya şu hocam, gaflet, atalet ve rehavet silahlarıyla sosyal hayatımızı felç etti.
Şu var ya şu hocam, test ile tost, getir ile götür menzilleri arasında heba olan bir nesil yetiştirdi.
Şu var ya şu hocam, okumadan bileceğini, aramadan bulacağını, ekmeden biçeceğini, yürümeden varacağını zanneden hayalperest bir gençlik yetiştirdi.
Şu var ya şu hocam, nicelerini bakan kör, işiten sağır ve konuşan dilsizler haline getirdi.
Şu var ya şu hocam, insanı önce meşgul etti, sonra onun hafızasını mâlül etti, sonra da onu yalnızlığa mahkum ederek huzur ve esenlikten mahrum etti.’’
****
“Enisciğim dakikalardır “Şu var ya şu hocam” diyorsun.
Merak ettim, nedir o?”
Enis bey cebinden künefe tabağı gibi bir telefon çıkararak “işte bu hocam işte bu” dedi.