Yine yüreğimiz yandı. Aile kavramına sahip çıkan, çocuklarına iyi ebeveynlik yapma kaygısı taşıyan, ebeveyn olmayan ancak insan olmanın erdemlerine sahip, vicdanlı, merhametli, yaratılanı yaratandan ötürü seven, uçan kuştan, ağacın dalına kadar sevgiyle ve koruma güdüsüyle yaklaşan insanlar yine kahroldu.
Bir gencimiz daha “yan baktın” sebebiyle hayattan koparıldı. Sosyolojik açıdan bakıldığında çocuk ve gençler için her dönem farklı bir tehlike olduğunu görürüz. Bir dönem satanizm temelli vuku bulan hayvanlara zarar verme, intiharlar, cinayetler gündemdeydi. Sonrasında yaygın yasaklı madde kullanımı, çeteleşmeler… Bir dönem organ mafyaları tarafından kaçırılan çocuk haberleriyle sarsıldık.
Gelinen son noktada çocuklarımızı tek başına markete yollamayacak hale geldik. Çünkü karşımızdakiler ne satanist ne mafya. Gündüz okula giden, akşam sokakta, parkta gezen, madde kullanmayan çocuklar(!). Madde kullanmayan diye özellikle belirtiyorum çünkü hepsi madde kullanmıyor ve daha vahim olanı da bu. Şöyle ki bu cinayetler maddenin etkisi ile yapılmıyor. Cinayeti işleyen kişilerin günlük rutininde, olağan, sıradan bir durum gibi işleniyor bu cinayetler.
Bu çocuklar suça sürüklenmiyor. Bu çocuklar için suç işlemek bir erdem! Suç işlemek bir itibar. Suç işlemek olağan bir eylem.
Görülmesi gereken nokta tam olarak bu. Çocuk olduğu için işlemiyor bu cinayeti. Ya da birileri onu bu cinayet için tehdit etmiyor, zorlamıyor. Bu sebeple de bu kişiler suça sürüklenmiyor. Nerede bu aileler?
Okuldan sonra eve gelmeyen, gece geç saatlere kadar arkadaşlarıyla olan çocuklar(!)… Soruyorum aileleri ne yapıyorlar bu sırada?
Çocuklar arasında hızla yayılan “cezasını benden bulacak, bize yan bakmanın bedelini ödetiriz” şeklindeki büyüklenmeci tutumun kaynağı ne?
Öncelikle şunu ayırt edelim; bu çocuklar suça sürüklenmiyor. Bu çocuklar için suç işlemek bir statü. Bir tercih!
Atlas Çağlayan’ın ailesinin, bu acıyı görünce yüreği yanan tüm vicdanlı insanların başı sağ olsun.