Suçun Sahibi Kim? Çocuğun Günahı Aileye Yüklenebilir mi?

Bir toplumun vicdanı, en çok çocuklarına nasıl davrandığında ortaya çıkar. Çünkü çocuk; hem masumiyetin, hem de geleceğin adıdır. Bugünlerde “suça sürüklenen çocuk” sayısındaki artış gerekçe gösterilerek, ailelere yönelik cezaların artırılması tartışılıyor. İlk bakışta kulağa “sorumluluğu paylaşma” gibi gelen bu yaklaşım, aslında hukukun temel ilkeleriyle ve adalet duygusuyla ciddi bir çelişki barındırıyor.

Zira hukukta en temel prensiplerden biri şudur: Suç ve ceza şahsidir.

Yani kim suç işlemişse, cezasını da o çeker. Bu ilke sadece modern hukukun değil, aynı zamanda kadim ahlak ve din anlayışının da merkezindedir. Nitekim Kur’an’da açıkça şöyle buyrulur: “Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez.” (En’âm, 164)

Peki şimdi ne öneriliyor?

Bir çocuk suç işlediğinde, onun anne ve babasının da cezalandırılması…

O zaman sormak gerekir:

Eğer suçun önlenememesi bir suçsa, bu durumda kolluk kuvvetleri neden sorumlu tutulmuyor?

Eğer denetim eksikliği cezayı gerektiriyorsa, eğitim sisteminin payı neden gündeme getirilmiyor?

Eğer sosyal çöküş suç doğuruyorsa, bu çöküşün sorumluları neden konuşulmuyor?

Devlet, kendi sorumluluğunu vatandaşın omuzlarına yükleyerek adalet tesis edemez. Bu, çözüm değil; sorunun üzerini örtme biçimidir.

Elbette ailelerin sorumluluğu vardır.

Hiç kimse “aile tamamen sorumsuzdur” diyemez.

Ama sorumluluk ile cezalandırma aynı şey değildir.

Bir anne-baba, bütün imkânlarıyla çocuğunu yetiştirmeye çalışırken; sokakta, okulda, sosyal medyada, arkadaş çevresinde maruz kaldığı etkileri ne kadar kontrol edebilir?

Bugünün dünyasında çocuklar sadece ailelerinin değil; ekranların, sokakların ve sistemlerin de ürünüdür.

Dolayısıyla çocuğun işlediği suçu doğrudan aileye fatura etmek, meseleyi basitleştirmekten başka bir şey değildir.

Daha tehlikelisi ise şudur:

Bu yaklaşım, adaleti bireysellikten çıkarıp kolektif cezaya dönüştürür.

Bugün “çocuğun suçu aileye” denir, yarın “birinin hatası tüm topluluğa” yüklenir.

Bu ise hukukun değil, keyfiliğin kapısını aralar.

Unutulmamalıdır ki adalet, sadece suçluyu cezalandırmak değildir;

suçsuzu koruyabilmektir.

Bu noktada asıl yapılması gereken nedir?

Çocukları suçtan uzak tutmak istiyorsak:

- Eğitim sistemini güçlendirmeliyiz

- Sosyal destek mekanizmalarını artırmalıyız

- Ailelere ceza değil, rehberlik sunmalıyız

- Mahalle kültürünü, toplumsal dayanışmayı yeniden inşa etmeliyiz

Çünkü çocuk suç işlemez; suça sürüklenir.

Ve onu sürükleyen şey çoğu zaman sadece ailesi değildir.

Son söz:

Bir toplum, çocuklarını cezalandırarak değil; onları suç işlemekten koruyarak kurtarır.

Aileleri suçlayarak değil; onları destekleyerek güçlenir.

Adalet terazisi şaşarsa, herkes altında kalır.

Bugün aileye kesilen fatura, yarın hepimize çıkar.