Suriye’de yeni bir çatışma ve savaş durumu

2025 sonu itibariyle Suriye’de iç savaş fiilen sona ermiş görünse de bölgede kırılgan bir statükonun varlığı istikrarın kısa vadede mümkün olmayacağının göstergesidir.

Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında var olan anlaşma oldukça kırılgandır; çökmesi şiddetli çatışmaların başlangıcı olacaktır.

Zira Türkiye’nin SDG/YPG’yi PKK’nın bir uzantısı olarak görmesi ve bu yapıları zayıflatma yönündeki çabaları, sahada gerilimleri canlı tutan önemli sebeplerdendir.

Dolayısı ile Kısa vadede Suriye’de yeni tam ölçekli bir iç savaş her an tetiklenebilir, özellikle SDG–Şam anlaşmasının çökmesi veya Türkiye’nin ulusal eksenli askeri eylemleri yeni çatışma riskini artıracaktır. Bu, Kürtlerin de doğrudan dahil olduğu bir çatışma potansiyelini içerir.

Uzun süredir yapılmakta olan Kuzey Suriye’deki askeri operasyonlar zaten Türkiye’yi fiilen çatışma bölgesine çekmiştir.

Türkiye ile SDG/PKK arasındaki gerilim, bir provokasyon veya büyük çaplı çatışma ihtimalini canlı tutuyor.

İsrail ile Suriye’de artan stratejik gerilimler ise Türkiye açısından yeni bir risk unsurudur. Türkiye’nin Suriye’de artan rolü İsrail için arka planda her zaman için endişe kaynağıdır.

Daha geniş bir bölgesel çatışmanın tetikleyicisi olarak ABD’nin bölgedeki rolü ve müttefiklerin tutumları (özellikle SDG’ye desteği) ise belirsizlikleri artıran en önemli noktadır.

Özellikle sınır bölgelerinde güvenlik, göç baskısı, terör saldırıları ve istemsiz askeri çatışmalar her zaman için bam teli olmaya devam etmektedir.

Bazı İsrail medya ve düşünce kuruluşları, İsrail’in Türkiye’yi bölgesel bir rakip olarak gördüğünü ve potansiyel çatışmanın sonuçlarının kapsamlı olacağına dikkat çekiyor.

Türkiye ve İsrail arasında gerginlikler Suriye’de askeri ve diplomatik kanallarda dahada sertleşebilir; bu da iki ülke arasında dolaylı veya doğrudan kriz riskini yükselteceğinden böyle bir açılma, İsrail’in bölgedeki stratejik planlarını, Türkiye’nin Suriye politikalarını ve ABD’nin pozisyonunu yeniden şekillendirecektir.

Böyle bir çatışmanın Ortadoğu’ya olası yansımaları Bölgesel dengenin bozulması demek olacaktır.

Yeni bir çatışma veya savaş, bölgede var olan zaten kırılgan statüyü daha da çıkılmaz hale getirir. Birçok aktör (İran, Suriye, Suudi Arabistan, Irak, Lübnan’daki Hizbullah vb.) bu yeni şiddet dalgasına farklı yönlerde müdahil olması çok muhtemeldir.

Zira NATO üyesi bir ülke olarak Türkiye’nin savaşa girmesi demek ittifak içi dengeyi zorlayacağından; özellikle ABD ve Avrupa ile ilişkilerde tansiyonu artırabilir.

Çatışmalar, bölgede sivil nüfus üzerinde ağır etkiler yaratacağından, göç akınlarını büyütür, ekonomik bozulmayı derinleştirir ve radikalleşme risklerini artırır.

Özellikle Türkiye için etkilenme olasılığı yüksek güvenlik, sınır içi olaylar, terör, göç ve diplomatik gerilim gibi alanlarda doğrudan sonuçlar doğurabilir.

Bu durum İsrail ile doğrudan diplomatik/militer gerilimi tetikleyeceğinden Ortadoğu’daki dengeyi sarsarak geri dönüşü mümkün olmayan bölgesel istikrarsızlığı artıracaktır.