Tarih betonla sıvanmaz

Yine bayram geldi. Memleket sılaya davet etti.

Memleketin bu nazik davetine hemen icabet ettik tabii.

Aşağıda okuyacağınız satırlar, yukarıdaki bu davet ve icabetin hasılası..

*

TARSUS ; İSTANBUL OLUYOR..

Tarsus’un renkli simalarından gazeteci yazar Sevgili Yakup Boncuk yine yaptı yapacağını..

“Haberin var mı hocam” dedi. “Tarsus İstanbul oluyor”

“Nasıl yani?” dedim.

“Ulu Cami’de Kitap fuarımı düzenleniyor? Kırkkaşık’da Sahaflar Çarşısı mı açıldı? Yarenlik alanında Balık Ekmek lokantaları mı açıldı?”

Hüseyni makamında derin ve uzun bir “Ahh” çeken Yakup Boncuk, “Nerdeeeee”, ve “Keşke” deyip ekledi:

“Sabah ve akşam saatlerinde trafik bildiğin kilit oluyor. İşte bu yönüyle Tarsus’ta İstanbul oluyor.”

*

İNSANLIĞIN ALAMETLERİ

Sevgili Sadık Tanık hocam ile birlikte değerli dostumuz Remzi Karabulut’un misafiriyiz. Her zaman olduğu gibi, bol köpüklü Türk kahvesi etrafında edebiyat, fikriyat ve kitabiyata dair koyu bir sohbetin tam ortasında buluyoruz kendimizi..

İnsanlığa, dostluğa ve arkadaşlığa dair fikir teatisinde bulunuyoruz.

Konuştuğumuz konulara dair Remzi Karabulut ağabey öyle bir katkıda bulundu ki; hakikaten anlamlı..

“Şair İsmail Uyaroğlu, “İnsan ne zaman insandır” diye sorar.

Cevabı da kendisi verir.

“Biri zayıflığını anlattığında, diğeri de onu anladığında”

*

UZAK DURULACAK TİPLER

Konuya Sadık Tanık hocam da şu katkıda bulundu:

“Yıllar önce bir kitapta okumuştum. Şöyle diyordu müellifi.. Şu üç kişiden durabildiğiniz kadar uzak durun.

1-Bilmediğini bilmeyen cahilden.

2-Akli manada olgunlaşmamış çocuk ruhlu yetişkinden.

3-Sonradan görmeden..

*

GIYBET DEĞİL MUHABBET!

Tarsus’ta Gıybet Kafe isimli bir mekan var. İsminden başka her şey güzel.

Bir vesileyle yolum bu Kafe’ye düştü.

Yetkililerine şöyle dedim:

“Bu güzel mekanın adını çirkin bir haramla kirletmeyin. Buranın adı Muhabbet Kafe olsun. Zira bize gıybet değil muhabbet yaraşır.”

xx

TARİH BETONLA SIVANMAZ

Sevgili dostum, Esat Hocalarla birlikte değerli dostumuz Mustafa Erim beyefendinin ofisinde misafiriyiz. Mersin’in 60 yıllık tarihinin canlı şahidi İki Kafadar Kadim Mersin’e dair muhabbetleriyle bizi yarım asır geriye götürdü..

Esat Hocalar anlatıyor:

“Köyümüzde dört kubbeli tarihi bir cami var. 80’li yılların başıydı. Bir gün bir baktım caminin her tarafı sıvanmış. Böylece caminin içindeki sanat harikası süslemeler beton tarafından örtülmüş. Camiyi sıvayan Abdurrahman amca yaptığı işin vehametinden habersiz sanki iyi bir iş yapmış gibi övünüp takdir bekliyor. “Ben olmasam bu camiye kimse sahip çıkmayacak. Cami yıkılıp harap olacak” diyor.

O, bu cümleleri kurarken kendisine tatlı-sert bir üslupla şöyle dedim:

“Sen, iyi bir iş yaptığını zannediyorsun, fakat caminin tarihi görüntüsünü yok etmişsin. Bilmiyor musun ki; tarih betonla sıvanmaz.”

*

BU ÇOCUĞU DA ALIN!

Mustafa Erim’in dilinden 70’li yılların Mersin kültür hayatından tebessüm dozu yüksek bir hatıra..

Şule Yüksel Şenler’in eşi Abdullah Kars ; Mersin Kamer sinemasında Şeyh Şamil tiyatrosu için sahnede..

Tiyatronun başlamasıyla birlikte salonda bulunan bir çocuğun yüksek sesle ağlaması da başlıyor. Sanatçı çaresiz, izleyiciler rahatsız..

Tiyatroda bir sahne var, Şeyh Şamil kendisine ihanet eden oğlu yanına getirildiğinde öfke ve hışımla “Alın bu çocuğu götürün” diyor. Tam o esnada metinden çıkan Abdullah Kars, ağlayan çocuğu işaret ederek ”bu çocuğu da götürün” diyerek kendini alamıyor.

*

60 YILLIK BAŞARININ ŞİFRESİ

Mersin sokaklarında dolaşıp da, Ciğer yememek olmaz.

Söz ciğerden açılmışken size sahanın içinden bir ip ucu vereyim.

Kebabı Adana’da, Ciğeri de Mersin’de yeyin.

Evet.. 60 yıllık bir başarı hikayesinin merkezinde Ciğerci Apo’da Abdurrahman Ocak ağabeyin misafiriyiz. Kendisine sohbetimiz esnasında 60 yıllık başarının sırrını soruyorum.

Abdurrahman Ocak bu soruyu tek cümleyle cevap veriyor:

“Önce insan ve hizmet, sonra para”.