Tarım Bakanlığı görevini yapıyor, sıra Diyanet’te

Bugün Tarım ve Orman Bakanlığı çok önemli bir görev yürütüyor. İnsan sağlığıyla oynayanları, taklit ve tağşiş yapan firmaları tek tek tespit edip kamuoyuna açıklıyor. Sahte balı, boyalı zeytinyağını, içine ne olduğu belirsiz maddeler katılan ürünleri ifşa ediyor. Çünkü mesele sadece ticaret değil; insanın sağlığı, hakkı ve güvenidir.

Devlet diyor ki: “Milletin sofrasına sahtekârlık giremez.”

Peki aynı hassasiyet neden insanların inancı için gösterilmiyor?

Bugün toplumun sadece midesi değil, zihni ve itikadı da kirletiliyor. Dini duygular üzerinden kurulan sömürü düzenleri her geçen gün daha da büyüyor. Kendini mehdi ilan edenler… Mesih olduğunu söyleyenler… Keramet hikâyeleriyle insanları peşinden sürükleyen sahte şeyhler… Muska, büyü bozma, cin çıkarma adı altında insanların korkularını sömüren üfürükçüler…

Bunlar sıradan meseleler değildir.

Çünkü gıdada yapılan tağşiş insanın bedenine zarar verirken, dinde yapılan tağşiş insanın imanına zarar vermektedir.

Bugün nice insan Kur’an’a değil şahıslara bağlanıyor. Nice genç aklını ve iradesini bir “mürşid” kisvesine teslim ediyor. Nice aile parçalanıyor, nice insanlar maddi manevi sömürülüyor. Sonunda ise geriye yıkılmış hayatlar ve dine karşı oluşmuş büyük bir güvensizlik kalıyor.

Elbette Kur’an ve sahih sünnet çizgisinde samimiyetle hizmet eden, insanlara ahlak ve maneviyat kazandırmaya çalışan ihlaslı tasavvuf ehli insanlar vardır. Burada amaç herkesi aynı kefeye koymak değildir. Ancak dini kullanarak menfaat devşiren yapılarla samimi dini oluşumların birbirinden açık şekilde ayrılması artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

İşte tam da bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığı’na büyük sorumluluk düşmektedir.

Nasıl ki Tarım Bakanlığı halkın sağlığını korumak için hileli ürünleri ve firmaları teşhir ediyorsa, Diyanet de halkın itikadını korumak için dini istismar eden kişi ve yapılar konusunda toplumu açıkça uyarmalıdır.

Sadece birkaç genel açıklama yapmak yetmez.

Sosyal medyada, televizyonlarda, camilerde, okullarda ve yazılı basında çok güçlü bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. İnsanlara; İslam’da kulluğun Allah’a olduğu, peygamberler hariç hiçbir insanın masum ve sorgulanamaz olmadığı, mehdi ve keramet istismarının nasıl bir sömürü aracına dönüştüğü açık bir şekilde anlatılmalıdır.

Çünkü bugün sessizlik, sahtekârların en büyük gücüdür.

Her gün yeni bir skandal ortaya çıkıyor. Bir “hoca” adı altında insanların parası toplanıyor, bir “şeyh” kisvesi altında hayatlar karartılıyor, bir “manevi lider” görüntüsüyle gençlerin zihinleri ele geçiriliyor. Sonra toplum dini kullanan bu sahtekârlara değil, dine öfke duyuyor.

Bunun vebali büyüktür.

Nasıl ki bozuk gıda toplum sağlığını tehdit ediyorsa, bozuk itikat da toplumun geleceğini tehdit etmektedir.

Bu yüzden artık sadece sofrayı değil, inancı da koruma zamanıdır.

Tarım Bakanlığı görevini yapıyor…

Şimdi sıra Diyanet’te.