Taş...

Temmuz ayının son haftası kadim dostlarla birlikte, kadim medeniyetimizin yeniden keşfi için Balkanlarda iz sürüyoruz...

Evren ayetlerinden ilham alabilmek için bir tefekkür yolculuğuna odaklandık...

Sefer duasından sonra kendimizi Aliya'nın kabri başında bulduk…

Mezar taşındaki mesaj bile bizi sarsmak ve silkelemek için yeterli idi…

En başta Hüvel-Baki.

Bir sonraki kelime;

Abdullah (Allah'ın kulu)

Bilge kral vs. söz konusu değil… Allah'a kulluk en yüce paye…

Ve sonraki cümle;

"Asla köle olmayacağız."

Ve en son;

El-Fatiha…

Demek ki, bir mezar taşına bu kadar mesaj yüklemek mümkün imiş...

Cild cild kitaplara bedel bir tespit...

Ve evladı Fatihan, ahfadı Osmanlı olan bizler ecdadın mezar taşını okumaktan aciziz değil mi?

Bu acziyeti sonlandırmadan kimin evladı ve ahfadı olursak olalım ne kıymeti var?

Bir sonraki durağımız Mostar köprüsü...

Mostar köprüsü sadece taşlardan örülmüş bir yapı değil...

Bizim anlam dünyamızda derin ve sembolik boyutları içeren bir eser...

Köprünün azamet ve asaleti karşısında hayranlığımızı gizlememiz mümkün değil…

Tarih boyunca farklı kültürleri, toplulukları, dinleri birbirine bağlayan temsili bir gücü var...

İşte Batı barbarlığının bir türlü anlayamadığı, hazmedemediği, tahammül edemediği köprünün bu gücü...

Bir taş yapının bu kadar etkili olması gerçekten calibi dikkat değil mi?

Bosna savaşında hedef alınan köprü aslında hafızamıza yönelik bir kültürel soykırımdı...

Mostar köprüsünün taşları sanki dile gelmiş bize bir şeyler fısıldıyordu…

Bu köprü, taş bir yapıdan daha fazlasıdır...

Acı ile umudun... Kıyım ile kıyamın... Yıkılış ile dirilişin...

İnsaniyet ile ihanetin simgesi...

Şimdi daha net anlıyoruz ki taşların da bir dili, bir de ruhu var...

Bu gerçeği Kur’an-ı Kerim de gözlerimizin önüne seriyor…

Kur’an’da taş bazen kalp katılığı, bazen ceza, bazen Allah’ın kudreti, bazen de ibret ve nimet bağlamında kullanılmıştır…

“Bundan sonra kalpleriniz katılaştı; taş gibi hatta taştan da katı oldu.” (Bakara, 74)

Evet, taşlaşmış kalplere, betonlaşmış beyinlere dikkat çekiyor…

“Asanı taşa vur. Derken on iki pınar fışkırdı.” (Bakara, 60)

Yüce Allah’ın sonsuz kudretinden başka bir şey değildir bu !..

“Lut kavminin üzerine pişirilmiş taşlar yağdırıldı.” (Hûd, 82)

Lanetlik kavme adrese teslim, kişiye özel taşlar ile helak gerçekleşiyordu…

“(Ebabil kuşları) onlara (Ebrehe ordusuna) pişmiş balçıktan taşlar atıyorlardı.” (Fil, 4)

Üstün gelen filler mi, ebabiller mi?

“Taşın öylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar, bazı taşlar da var ki Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer...” (Bakara, 74)

Kâinat kitabından rahmet ve bereket ayetleri... İşte bu taşları okuyacak göz lazım...

Hz. Davud’un (as) sapanından fırlayan taş, Calut’un sonunu getirmedi mi? Tarihin akışını belirlemedi mi?

Hz. Davud’dan ilham alan Piri İntifada çocukların elindeki sapan taşları ile İsrail’e ecel terleri döktürmedi mi?

Filistinli çocuklar taşlarla direnirken esin kaynakları Enfal 17 değil miydi?

“Onları savaşta siz kendi kuvvetinizle öldürmediniz; onları Allah öldürdü.

Düşmana bir avuç çakıl taşı attığın zaman da sen atmadın, Allah attı.” (Enfal, 17)

Taşı atan el bizim elimiz olsa da isabet ettiren, işi bitiren Allah'tır…

Anlıyoruz ki taşsız olmaz... Siyonizme karşı sorumluluk bilinci sapan taşını zorunlu kılıyor, sembolik de olsa. Edward Said misali...

Kaldı ki Mina’da şeytan taşlamak için Müzdelife'den yola çıkarken taşları tedarik etmiyor muyuz?

Rahim olanın adı ile racim olan şeytanı taşlarla cezalandırıyoruz... İstiazede bulunuyoruz…

Hacerü'l-Esved üzerinden Allah ile sözleşmemizi güncellemeye gidiyoruz değil mi?

Kâinatın kalbi, evrenin kara kutusu sonuçta siyah taşlardan örülmüş bir ev... Yeryüzünün ilk evi... Yani Beytullah...

Muazzam Kâbe neyi sembolize ediyor? Sınıfsızlık, sınırsızlık, sonsuzluk, sadelik, sorumluluk...

Piramitlerde taş kütlelerinden oluşan anıt mezarlar... Piramitler ne anlama geliyor? İlahlık taslayan tağutların ezici gücüne, ezilen, köleleştirilen yığınların hazin akıbetine çağrışım yapıyor…

Safa ve Merve görünüşte birer taş kütlesi ancak ilahi ölçekte ise Allah'ın şiarı olan bir adres...

Tüm bunlar bir yana, musalla taşı bizleri bekliyor…

Hâlâ elimizi taşın altına koyarak sorumluluklarımıza dönmeyecek miyiz?

Taş kesilen yüreklerimizi huşu ve haşyet ile harekete geçirmeyecek miyiz? Yakıtı insan ve taş olan adetten nasıl korunacağız?

Üst üste gelen musibet, felaket, bela, fitne ve fesatları görmüyor muyuz?

Sanki üzerimize taş yağacak…