"15 Temmuz Darbe Girişimi" ile ilgili tarih kitapları ilerleyen zamanlarda bir çok şey yazacak. Bu tarih yazımının ana omurgasını "Milletin Direnişi" oluşturacak hiç kuşkusuz. Darbe girişiminin başladığı andan, daha doğru bir anlatımla yapılmak istenenin "darbe" olduğu anlaşıldığı andan itibaren sokaklara, meydanlara inen halkın motivasyonu, zihin dünyası ve hareket etme biçimi, değişen bir paradigmayı, dönüm noktasını ve sosyolojik değişimi ima ediyor.
Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile halk arasında kurulan bağın muhtevasını kritik etmek, bu bağın sebep ve sonuç ilişkisini idrak etmek, aynı zamanda yüzyıl sonra rayına oturan sosyolojiyi de anlamak için bir "anahtar" vazifesi görüyor.
Tayyip Erdoğan'ın hem Türkiye sınırları içindeki, hem de Türkiye sınırları dışındaki değeri ve anlamı, Batı ile Doğu arasındaki "dayatılmış fark"ın yarattığı sosyal psikolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu hal, fiziki varlığı aşan bir haldir.
Tayyip Erdoğan, geniş bir hinterlandı kapsayan, adına "Doğu" dediğimiz coğrafya/medeniyetin insanları için fiziki ve şekli varlıktan öte bir "anlam"dır. Tayyip Erdoğan, Batı'nın Doğu'ya karşı ürettiği değişmez oryantalist bakışa olan direncin sembolüdür. Bu yüzden, Tayyip Erdoğan'a yapılan saldırılar, çok geniş bir coğrafyada yankı buluyor. Bu yüzden gerek Türkiye içinde ve gerekse Türkiye dışındaki halk, Erdoğan'a yapılan saldırıları kendi üzerine alıyor.
Tunus'ta başlayan, ardından diğer Arap ülkelerine yayılan, adına "bahar" denilen, tabanın tavana, Çevre'nin Merkez'e karşı direnişi bir halk hareketine dönüşmüş, tepedeki "devşirme/kukla yöneticiler" devrilmeye başlamıştı. Ne var ki, bu direniş ilk dönemde Batı tarafından "demokratik direniş" olarak kutsanıp desteklense de ilerleyen dönemlerde aforozlaştırılıp durduruldu. Zira bu direniş, Doğu'nun Batı'ya ve dolaysıyla Batı'nın bu coğrafyanın başına yerleştirdiği müstemleke yöneticilere karşı geliştirdiği bir direnişti ve bu direniş aynı zamanda "dayatılmış sosyolojinin" çökmekte olduğunu, kadim sosyolojinin yeniden kendi yatağına döndüğünü ima ediyordu.
Ama olmadı!
Domino etkisiyle bir çok ülkeye yayılan direniş, yine ters domino etkisiyle tersine çevrildi. Mısır başta olmak üzere direniş bastırıldı. Bu baskınlar eş zamanlı olarak Türkiye'ye de sıçradı. Mursi'ye yöneltilen suçlamaların "copy paste"i Tayyip Erdoğan'a yöneltildi. 7 Şubat, 17-25 Aralık ve Gezi peş peşe geldi. Amaç Erdoğan'ı da devirip "Turuncu Devrim"i tamamlamaktı.
Başaramadılar!
Dominonun devrilmeyen tek taşı Türkiye'ydi ve Türkiye'deki direnişin lideri de Erdoğan'dı.
Son 3 yılda bütün denklemler Türkiye üzerine kuruluyor. Suriye'de IŞİD ve PYD'nin, Türkiye'de PKK, DHKPC ve FETÖ'nün bütün kabiliyeti Erdoğan'ı, daha doğrusu Erdoğan'ın şahsında tecessüm eden anlamı devirmek üzere kurgulandı. Çünkü planlayıcılar, Erdoğan'ın yahut Ankara'nın devrilmesinin aynı zamanda Kudüs'ün, Beyrut'un, Erbil'in, Doha'nın devrilmesi olduğunu biliyorlardı. Doğu'daki direnişin "birleşik kaplar teorisi" gibi birbirine bağlı olduğunu biliyorlardı. Bu medeniyetin mensupları için Ankara'nın kaderi özelde Ortadoğu'nun genelde Doğu'nun bütün başkentlerinin kaderi olduğunu biliyorlardı.
15 Temmuz Darbe Girişimi, bütün bu tarihsel okuma ve kırılmalardan azade değil. Siyasal, sosyal ve ekonomik kolonyalizm, kanlı saldırılarına devam ediyor, edecek.
Ancak, Türkiye'nin her darbe girişiminden sonra ayakta kalması, bu coğrafyadaki küresel direnişi de pekiştirecek, güçlendirecek.
Türkiye'de yaşanan süreç, idrakini ilerleyen yıllarda yaşasak da tam olarak bir "devrim"dir!
Menderes, Özal ve Erbakan'ın devrilmesinde suskun kalmanın ağır yükünü taşıyan dedelerin ve babaların mirasını zihinlerinde ve gönüllerinde taşıyanlar, yıllar sonra Erdoğan'ın şahsında sokaklara meydanlara indi.
Zira bu bir ilahi anayasadır, kuraldır!
Bastırılan duygular, genetiği değiştirilmeye çalışılmış kültürler, mutasyona uğratılmış omurgalar, yatağından çıkartılmış sosyolojiler, eninde sonunda patlar.
Tarih, insan, medeniyet, kültür ve sosyoloji mutlaka, eninde sonunda kendi mecrasına döner.
Türkiye'deki sosyoloji de kendi mecrasına dönüyor. Yüzyıllık tepeden indirgemeci modernleşme çöküyor. Devlet, milletin talepleri doğrultusunda yeniden dizayn ediliyor. Türkiye yeniden kuruluyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez tavandan tabana değil, tabandan tavana bir dizayn gerçekleşiyor. Merkez Çevre'yi değil, Çevre Merkez'i kendisine göre tanzim ediyor.
Tayyip Erdoğan'ın: "Ülkemizde oynanan oyunu bir kez daha bozduk. Bundan sonra inşallah Suriye'deki oyunu da bozacağız, Irak'ta oynanan oyunu da bozacağız, Libya'da oynanan oyunu da bozacağız. Orta Doğu'da, Kuzey Afrika'da, dünyanın her yerinde mazlumların ve mağdurların tek bir gözyaşı kaybetmemesi adına oynanan oyunları bozacağız" vurguları, bahsettiğimiz halk hareketinin yahut küresel direnişin birbiriyle bağlantılı olduğunu/olacağını ima ediyor.
Şu husus çok iyi bilinmelidir!
Tayyip Erdoğan, Doğu halkı için, mazlumlar için, küresel direniş için fiziki bir varlıktan öte kıymetli bir anlamdır.
Ona yüklediğimiz anlam, bizi ona, onu da bize bağlayan anlamdır.
Bu anlam, değerler manzumelerimizin toplamıdır.
15 Temmuz'dan sonra ne Türkiye'de, ne Ortadoğu'da ne de Doğu'da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...