Tekmeciye nereden bakmalı?

0

Geçtiğimiz günlerde bir şiddet vakası, "Tekmeci Davası" namıyla kamuoyunda fırtınalara neden oldu. Olay; ışık hızıyla mecrasından çıkarak hemen herkesin bir şekilde ucundan kıyısından dahil olduğu, yorumlarda bulunduğu kahve siyaseti malzemesine dönüşüverdi. Bütün aktörler pozisyonlarına göre olayı ele alıp ortamı germeyi maharetle başardı. Bu arada söz konusu olayın ardındaki toplumsal problemler her zamanki gibi gümbürtüye gidiyor.

Lütfen, makul ve vicdanlı olalım! "Tekmeci Davası", üzerinden din eleştirisi yapılacak bir olay olmadığı gibi "dengesiz bir hastanın vaka-i adiyesi" türünden basitleştirmelere de getirilemez. Gerek bu olayı gerekse de gelişen tepkileri doğru anlamak ve toplumsal hastalıklarımızı teşhis etmemizi sağlayan semptomlar olarak görmek sağlıklı bir toplum olma yolunda atılacak adımlardır.

Hadisenin unsurlarına yakından bakalım. Evvela şunu görmek lazım ki tekmecinin aklının zembereği zaten kurulmuş: "Kadın açık saçıksa şeytandır." Kafasında bu kabul hazır bekliyor. Otobüste kızcağızı görmek istediği formatın dışında bulunca hükmü zaten kesilmiş mevzuyu "şeytanları otobüse topladı" diyerek infaz ediyor. Şimdi, bu apaçık bir şiddet eylemi hem de kadına yönelik ve de cinsel içerikli. Zira hakim karşısındaki savunmasında "İnsanların şehvet duygusunu kabartıyordu." diyor. Olayın bir diğer boyutu da tanıklar. Bir tanık, "Saldırganın otobüsün demirlerinden güç alarak müştekinin suratına tekme attığını ve ilk anda saldırganın tekme attığı kadının akrabası olduğunu düşündüğünden müdahale etmediğini." söylüyor. Öyle ya karı-koca, abi- bacı kavgasına karışılmaz, onlar ev içi mahrem meseleler!

Genetiği mutasyon geçiren ucube bir topluma dönüşüyoruz. Kadın kendi ayakları üstünde durmayı başararak, ekonomik hayatta daha fazla var olarak ve erkeğe rağmen kendisine zorla toplumda alan açıyor. Ama galiba erkek egemen (olduğunu sanan) toplum şiddeti; ancak erkeklerin algılamaya ve kabullenmeye razı olacakları şekilde tanımlıyor. Tekmeci gibi bu tür eylemlerde bulunanlar yaptıklarının şiddet değil bozulan düzene ayar verme hatta bir erkek olarak hakları olduğunu düşünüyor. Nitekim tekmeci de "Otobüste aile ana baba var. Kadının haya perdesinin oluşması için örtüsü olması gerekiyor. Ortamı bozuyordu." diye ifade vermişti. Tabii bu söylemin doğal sonucu şiddete maruz kalan kadının şiddeti davet ettiği için gerçek suçlu olarak afişe edilmesidir.

Evet, kadın tüm erkek egemen barikatlara rağmen kendine yer açıyor. Çalışma saatleri daha fazla, ne sigortaları ne emeklilikleri var, çalışan her iki kadından biri kayıt dışı. TÜİK'in verilerine göre; ülkemizde çalışan kadınların %46'ya yakını kayıt dışı. Cinsiyet eşitsizliği sorunu sadece bizim değil dünyanın tamamının sorunu. Merkezi İsviçrede bulunan Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin 170 yıl sonra ortadan kalkacağına dair bir tahmin açıkladı.

Sorulması gereken soru şu: "Tekmeci (veya tekmecinin temsil ettiği erkek tipi) başta kadın olmak üzere düzene, çocuklara ayar verme yetkisini nerden alıyor? Cevap ayan beyan açık. Toplum bir erkek modeli üretip gücü, akılcılığı, üreticiliği, kadına sahip olma, evin reisi olma rolünü erkeğe verir. Erkek rollerin cinsiyetçi dağıtılmasına dayalı bir toplumsallaşma süreciyle üstün ve güçlü bir konum sağlar. Bu konum erkeklerin kadınlar üzerinde şiddet uygulaması için bir tür meşruiyet veya hoşgörü ortamı hazırlar.

Dünyadaki pek çok toplumda birkısım şiddet hoş görülmekle kalmaz cesaretlendirilir. Ana babanın çocuklarını, erkeğin karısını kontrol edebilmeleri için şiddet kullanmalarına birçok kültürde izin verilmiş hatta bazılarında yasalarla desteklenmiştir.

Özellikle bu tür şiddet eylemleri analiz edildiğinde toplum tarafından kadına yüklenen "kışkırtma" erkeğe yüklenen ise "cinsel arzularını kontrol altında tutamamak"tır. Cinsiyet merkezli bu bakış bir yandan kendisini topluma tasdik ettirerek meşrulaştırır. Diğer yandan kadının iradesini erkeğe bağımlı kabul eden hegemonik anlayış kadının seçme, beğenme, isteme, reddetme gibi karar alma sürecini bağımsız görmez.

Mademki dünyanın büyük bir ekseriyeti şiddeti üretiyor, hatta dolaylı yollardan onaylıyor bu onaylanmış şiddetten kaçınmanın veya daha yalın ifadesiyle kurban olmamanın yolu ne?

Soru, bireysel olduğu için önerim de bireysel olacak. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki katı cinsiyetçi rollerin toplumsallaşması neticesinde kadınlar çaresizliği öğreniyor. Bundan dolayı şiddete, cinsel tacize maruz kaldığında onunla başa çıkma, üstesinden gelme veya kaçabilme becerisini geliştiremiyor. Çünkü toplum tarafından onaylanmış bir bağımsızlığı dolayısıyla kendine güveni yok. Kadının bu çaresizliği erkeğin şiddetini adeta besliyor. İşte bu "öğrenilmiş çaresizlik", kadının en büyük belası. Kadınlar haklarının ve toplumsal rollerinin erkek egemen zihniyet tarafından kendilerine verileceği günü bekliyorlarsa eğer en iyimser tahminle 2186 yılını bekleyecekler demektir.