Teoloji, psikoloji, özgürlük

Teoloji, psikoloji ve özgürlük, insanı aynı anda hem kuşatan hem de açığa çıkaran üç ayrı mücadele alanıdır. Bunları uzlaştırıcı bir dille yan yana koymak, insanın gerçek trajedisini gizlemektedir. İnsan, düzen isteyen bir inanç yapısının, açıklama üreten bir ruh çözümlemesinin ve itaat etmeyi reddeden bir özgürlük arzusunun tam ortasında yaşamaktadır. İnsanı anlamak, onu sakinleştirmek değildir. İnsanı anlamak, onun içindeki gerilimi, bölünmeyi ve bitmeyen sorgulamayı ciddiye almaktır.

Teoloji, çoğu zaman insanı hayali bir düzene yerleştirerek ona anlam ve nizam vermek ister. Teolojik anlam ve nizam verme çabası, kolayca otoriteye dönüşebilir. İnsan adına konuşan, insanı tanımlayan, insanın sınırlarını onun yerine çizen her teolojik sistem, özgürlüğü daraltma ve dağıtma tehlikesi taşır. İnsanı kul olarak tanımlamak, onu sorumluluk sahibi bir özne haline getirmekten çok, çoğu zaman itaate alıştırır. Teoloji, eğer insanı özgürleştirmiyorsa, yalnızca boyun eğdiren bir anlam aygıtı haline gelir.

Psikoloji de masum değildir. O da insanı anlamaya çalışırken, kimi zaman onu açıklamaların içine hapseder. Travma, dürtü, bilinçdışı, savunma mekanizmaları… Bunların hepsi insanın iç dünyasını aydınlatabilir; ama insanı yalnızca bunların toplamına indirgerse, özgürlüğü önceden iptal etmiş olur. İnsan sadece geçmişinin ürünü değildir. İnsan, geçmişiyle hesaplaşabilen, onu aşabilen, ona itiraz edebilen ve bazen de ona rağmen yeni bir yol açabilen bir varlıktır. Psikoloji insanı çözümlerken, eğer onun özgür özne oluşunu unutursa, insanı bir nedenler zincirinin pasif halkasına dönüştürür.

Özgürlük ise bu iki alanın ortasında süslenmiş bir ideal değildir; tam tersine özgürlük, onların en sert eleştirisidir. Özgürlük, ne teolojinin hayali ve yalan güvenliğine sığınır ne de psikolojinin belirlenmişlik diline teslim olur. Özgürlük, insanın kendi hayatını başkalarının adına yaşama alışkanlığını reddetmesidir. Bu yüzden özgürlük rahatlatmaz; sarsar. Özgür olan insan, artık kendini ne hayali düzenin arkasına saklayabilir ne de ruhsal zorunlulukların bahanesine teslim edebilir. Özgür insan, kendi varoluşunun yükünü üstlenmek zorundadır.

Daha trajik olan şudur: İnsan çoğu zaman özgürlüğü değil, otoriteyi istemektedir. Otorite, düşünme yükünü hafifletir. Otorite, korkuyu düzenler, belirsizliği bastırır, vicdanı devre dışı bırakır. Teoloji de, psikoloji de, siyaset de bu zayıflığı kullanabilir. İnsan, özgürlükten çok korunmak ister; hakikatten çok teselli arar; sorumluluktan çok gerekçe üretir. İşte bu nedenle özgürlük, doğal bir durum değil, bilinçli bir kopuştur. İnsanın kendi korkularına, alışkanlıklarına, bağımlılıklarına ve teslimiyetlerine karşı verdiği sürekli bir mücadeledir.

Bu açıdan bakıldığında teoloji, psikoloji ve özgürlük arasında kurulması gereken ilişki, uyum değil eleştiridir. Teoloji, özgürlüğü baskıya dönüştürmemelidir. Psikoloji, insanı mekanizmaya indirmemelidir. Özgürlük ise psikoloji ve teoloji başta olmak üzere bütün alanları sorgulamalıdır. İnsan ancak bu sorgulama içinde olgunlaşır. İnsanı insan yapan şey, hazır cevaplara sığınması değil, hazır cevapları bozabilmesidir. Hakikat, kapalı sistemlerde değil, kırılmanın ve sorgulamanın içinde doğar.

İnsan ne yalnızca inanan bir varlıktır ne yalnızca psiko-dinamik bir yapıdır. İnsan, anlam arayan ama anlamların esiri olmayı reddetmesi gereken bir varlıktır. İnsanın büyüklüğü, kendisine sunulan düzeni tekrar etmesinde değil; gerektiğinde o düzeni eleştirebilmesindedir. Özgürlük, sadece insanın en derin hakkı değildir. Özgürlük, insanın en ağır sorumluluğudur.

Bu nedenle teoloji, psikoloji ve özgürlük üzerine düşünmek, insanı yeniden kurmak demektir. Ama bu kuruluş, itaatin değil, eleştirinin; teslimiyetin değil, sorumluluğun; hazır anlamların değil, hakikati arayan cesaretin kuruluşu olmalıdır. İnsanı hayali yalanların pasif nesnesi, psikolojinin açıklanmış vakası ya da sistemlerin uysal taşıyıcısı olarak değil; kendi hayatını sorgulama hakkına sahip özgür bir özne olarak görmek, insanı anlamaya ve araştırmaya çalışan sahici bir oluş ontolojisinin başlangıcı, ortası ve sonudur.