Türkiye, terörün kanlı yüzü ile bir kez daha karşılaştı. Oldukça programlı, stratejik ve derinlemesine düşünülmüş bir kuşatma altındayız. Bir taraftan Türkiye'yi Suriye bataklığına çekmeye çalışan IŞİD, diğer taraftan da terör örgütü PKK… Öncelikle terörün bir mühendislik biçimi olduğunu unutmayalım. Hedefi mevcut iktidarı sarsmak ve kaos ortamı oluşturmak olan terör, Şanlıurfa'da ve Adıyaman'da kanlı yüzünü bir kez daha gösterdi ve siyaseti ipotek altına almaya başladı. Aslında bunlar, bilinen şeyler… Defalarca yazıldı, çizildi. Ancak trajik olan bir siyasi parti olan HDP'nin durumu ve "Devlet Aklı"nın yokluğu veya basiretsizliği…
Birincisi, HDP'nin durumu… Sorun, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın ölü seviciliği, sorumluluk sahibi bir siyasetçiden öte provokatör gibi davranması ve çift dilliliği… Birkaç gün önce, Bursa'da yapmış olduğu konuşmada, bu sahte barış elçisi aynen şöyle buyurmuş: "Kan kanla yıkanmaz... Bütün bu zorluklara rağmen, demokratik, barışçıl bir yöntemi benimsemeye devam edeceğiz. Çok öldük, çok üzüldük. Bunu gidermenin yolu yeniden çatışma, kan, gözyaşı değildir. Ezilen halklar olarak birlikte olmak zorundayız… Önceki gün Adıyaman'da hayatını yitiren asker de, bugün katledilen polisler de bu halkın evladı. Ceylanpınar'da katledilen polisler, ezilen halkın, emekçilerin çocuklarıdır." Güler misiniz, ağlar mısınız? Şimdi ne demeli bu ikiyüzlülüğe?
Demirtaş, Halka Yalan mı Söylüyor?
Demirtaş'ın bu söylemi, bana, George Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört isimli distopyasını hatırlattı. Kaosla beraber dünyanın yeniden kurulduğu İkinci Dünya Savaşı sonrasında kaleme alan bu distopyada Orwell, öngörülerde bulunur. Ve dünya, üç büyük devlet tarafından hiç bitmeyen savaşlarla kontrol edilmektedir. Kahramanımız Winston'ın yaşadığı Amerika Birleşik Devletleri'nin hakimiyetindeki Okyanusya ise Büyük Birader'in, Big Brother'ın bakışlarının tasallutu altındadır.
Demirtaş'ın çift dilli söylemi, Okyanusya'da bulunan Ingsoc adlı partinin sloganına ne çok benziyor; "Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür." Ingsoc'un birincil hedefi de, bu anlayışı topluma dayatmak. Bundan dolayı, hiç bitmeyen savaşlarla korku sürekli canlı tutulmaktadır. Kan ve terör ile arasına mesafe koyamayan, halka değil de Kandil'e yaslanan Demirtaş, barış söylemi ile savaşın ve kaosun tetikçiliğini yapmaktadır. Ancak Demirtaş şunu unutmamalı; "Süngülerle iktidara gelinir ama süngülerin üzerine oturulmaz." Demirtaş, süngülerin üzerine oturmayı deniyor. Bakalım başarabilecek mi?
Devlet Nerede?
İkincisi ise devlet'in yokluğu veya meşruiyetini yitirmesi durumu… Maalesef, devlet vatandaşını korumaktan acizdir. PKK'nın Şanlıurfa'da iki polisi misilleme olarak öldürmesi, İstanbul'da IŞİD üyesi olduğu iddia edilen Mürsel Gül'ün PKK'nın gençlik yapılanması olan YDG-H tarafından katledilmesi, Molotoflu göstericilere müdahale edilememesi, şehrin ortasında silahlı gösterilerin yapılması, devlet nerede sorusunu akla getirmeye başlamıştır. Terör saldırıları hedefine ulaşıyor; kaotik bir durum ortaya çıkarmaya başlamıştır. Hülasa bu durum halkta korku ve endişeye neden olmaktadır. Yeniden devletin yöneticilerine, Başbakan Ahmet Davutoğlu'na, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a soruyorum; devlet nerede? Yoksa bu devlet öldü de bizim haberimiz mi yok…