Beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, ilmi birikimi, mesleki liyakati ve üretmeye yaptığı vurgularla takdiri hak eden bir isimdir. Bilime, araştırmaya ve pasifliğe karşı durmaya çağıran yönü kıymetlidir. Ancak bazı ifadeleri, niyet doğru olsa da, ehli sünnet ölçüsü açısından dikkatle ele alınmalıdır.
Son dönemde dile getirilen şu yaklaşım buna örnektir:
“Tesbihi bırakın, laboratuvara girin.”
Bu sözün arkasındaki niyet açıktır: Üretelim, araştıralım, Allah’ın ayetlerini yalnız kitapta değil, kâinatta da okuyalım. Bu çağrı doğrudur. Fakat kullanılan dil, farkında olmadan bir zıtlık kurmakta ve İslam’ın denge anlayışını zedeleme riski taşımaktadır. Çünkü İslam’da hakikatler birbirinin alternatifi değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.
Keşke muhterem hocamız şöyle deseydi:
“Biz Müslümanlar hem tesbihimizi çekeceğiz, Allah’ı zikredeceğiz; hem de laboratuvarlarda yaptığımız deneylerin neticesinde imanımız artacak, hayretimiz çoğalacak ve yine ‘Sübhânallah’ diyeceğiz.”
İşte bu, iki kanatlı bir anlayıştır.
Biri olmadan diğeri eksik kalır.
Tesbihle çekilen “Sübhânallah” ile laboratuvarda söylenen “Allah’ım, Sen ne büyüksün” aynı halkanın içindedir. Kimi zaman vagon oluruz, kimi zaman lokomotif; ama önemli olan o halka içinde kalabilmektir.
Unutmayalım:
Eğer tesbih çekenler olmasa, kâinatın tesbihine şuurla iştirak eden kalpler bulunmasa; yıldızların, güneşlerin, atomların, ağaçların, çiçeklerin, toprağın zikrine bilinçle eşlik eden kullar olmasa; belki içecek suyumuz da kalmazdı, alacak nefesimiz de…
Biz o mübarek insanlara çok şey borçluyuz.
Laboratuvarlar tıkır tıkır çalışıyorsa, üzerimize yağmurlar yağıyorsa, ağaçlar gece gündüz adeta mesai yapar gibi ürün veriyorsa; bunlar sadece teknik süreçlerle değil, dualarla, zikirlerle ve gözyaşlarıyla da irtibatlıdır. Elbette laboratuvardaki faaliyetler de zikirdir.
Ama şu şartla: Şuurla yapılırsa.
Bugünün asıl problemi, Allah’tan kopuk, sekülerleşmiş laboratuvarlardır. Burada yapılması gereken şey, duvarları değil, insanı şuurlu hâle getirmektir. Deneyi yapan kişi, ölçüm yapan kişi, rapor yazan kişi, içinden veya diliyle şunu diyebilmelidir:
“Allah’ım, Sen ne büyüksün.”
Bu bilinç sadece laboratuvarda değil, hayatın her alanında geçerlidir. Çiftçi de tarlasına bakıp şunu demelidir:
“Ben sürüyorum, ekiyorum, suluyorum; ama toprağı veren Allah, tohumu veren Allah, suyu ve havayı veren Allah. O vermeseydi ben ne yapabilirdim?”
İrade, akıl, şuur ve imkân… Hepsi O’ndandır.
Bu vesileyle Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’a, ilmine olan hürmetimizi muhafaza ederek şunu ifade ediyoruz:
Hem tesbihler çekilecek, Allah her an zikredilecek; hem de bilim insanları yaptıkları her çalışmada Allah’ı tesbih edecekler.
Böylece çift kanat tamamlanacak.
Bu millet yeniden inkişaf edecek, bu devlet yeniden yükseliş dönemlerine yaklaşacak,
Âlem-i İslam’a umut olacak hizmetler ortaya koyacaktır.
Bunu dile getiren bir ilim adamının elini öper, duasını alırız.
Ancak şu ikazı da kardeşlik hukukuyla yapmak zorundayız: İnsan hangi meslekte olursa olsun istikametten ayrılmamalı, ehli sünnet çizgisini muhafaza etmeli, insanları farkında olmadan yanlış istikametlere sevk edecek ifadelerden kaçınmalıdır.
Muhterem hocam, siz çok iyi bir cerrahsınız. Maşallah.
Allah başarılarınızı daim etsin.
Belki de bu çağın İbn Sina’sı olabilirsiniz.
Ancak lütfen, heyecana yenik düşmeyelim.
Dilimiz imanımızın önüne geçmesin.
Şuurumuz sözlerimize rehberlik etsin.
Yolumuz ehli sünnette daim olsun inşallah.