Teslimiyetin gönül aynası

Selami Şahin denilince pek çoğumuzun aklına o kendine has, kadifemsi sesiyle hayatı kuşatan aşk şarkıları gelir. Ancak bu kez, o tanıdık melodilerin ötesinde, Şahin’in Efendimiz (sav) için kaleme aldığı mısralar, bambaşka bir kapıyı aralıyor. Bir sanatçının, notaların estetiğinden sıyrılıp kelimelerin yalınlığına sığındığı o ‘teslimiyet’ anına bir yayında tanıklık ediyoruz.

İki elim kanda olsa gelirim.

Yeter ki çağır sen beni efendim.

Şiirin ilk mısralarıyla birlikte okur, gündelik duyguların çok ötesinde, iradenin tamamen teslim alındığı o çağrının içine çekiliyor. Burada bahsi geçen ‘gelmek’, sadece fiziksel bir yöneliş değil; bir varoluşsal refleks. Dünyanın tüm ağırlığına, yani ‘iki elim kanda olsa’ diye ifade edilen o büyük karmaşaya rağmen, bir sese tutunmanın huzuru bu.

Şair, sevileni yani Hz. Muhammed’i yalnızca bir özne olarak değil, hayatın merkezine yerleşmiş bir kudret alanı olarak konumlandırıyor. ‘Emir’ kelimesi, burada duygunun yönünü tayin eden pusula gibi; sevenin teslimiyetini tescil ediyor.

Bendeki aşk bir Allah’a bir sana.

Çekilecek derdin varsa ver bana.

Tasavvufun o derin, kendini yok etme (fenâ) halini hatırlatan bu ifadeler, klasik aşk şiirlerinin sınırlarını zorluyor. Seven, sevilenin yüküne ortak olmayı değil, o yükü bütünüyle üstlenmeyi arzuluyor. “Bu can senin, ben seninim” diyerek kurulan bu cümleler, dünyevi bir sahiplenme değil, aksine her şeyden vazgeçişin bir tezahürü. Derdi sahiplenmek, sevginin en çileli ama en yüce makamı olarak karşımıza çıkıyor.

Sesin bir nur, sen bir nursun efendim.

Bu mısra, şiirin tam estetik merkezidir. Dil, somut olanın sınırlarını aşıp bir metafiziğe, bir nur imgesine dönüşüyor. Sevilen artık maddeden sıyrılmış, kelimelerin tarif edemeyeceği bir aydınlık kaynağına evrilmiştir. Nihayetinde ‘erişilmez’ olarak tanımlanan bu varlık, mesafelenmiş bir saygıyı ve o mesafenin verdiği derin iç burukluğunu da beraberinde taşıyor.

Neticede bu şiir, basit bir hayranlık ifadesi değil; insanın kendini aşan bir anlam karşısında nasıl konumlanacağını anlatan bir itiraftır. Selami Şahin’in gönlünden dökülen bu mısralar, bize aşkın bir duygu olmanın ötesinde, bir varoluş biçimi olduğunu hatırlatıyor. Şiir biterken geride kalan, sadece birkaç mısra değil; insanın kendi küçüklüğünü, o kutlu nurun karşısında nasıl bir teslimiyetle örttüğünün hakikatidir.