Bir akademisyen/eğitimci olarak sürekli gençlerle birlikteyiz. Bu birlikteliklerde geleceğimiz için üniversitedeki öğrencilerin/gençlerin konuşma ve davranışlarını yakından izlemeye çalışırım.
Eğitim için üniversiteye başlayan gençlerin yaşları 17-19 civarındadır. Bu gençler mezun olduklarında yaşları 22-23 yaşında olacaktır. Yani her gün 17-23 yaş aralığındaki gençler ile ilgili izlenimlere sahip olmaktayım. Hemen bu izlenimlerime göre gençlerin duygu, düşünce ve eğilimlerini sorabilirsiniz. Bu yazımda geçmiş yıllarda gençlerle ilgili bir iki gözlemimi ve araştırma sonuçlarını (gençlerdeki değişimde diyebilirsiniz) paylaşacağım:
Kısa geçmiş
Üniversitelerde bir dönem bayan öğrenciler başörtülü olarak üniversiteye (derslere) girmek istiyorlardı. Üniversite yönetimleri ise onları bırakın sınıfa üniversitenin bahçesine dahi almak istemiyordu.
Girmesini engelleyenlerin “bunların dış güçler veya komşu bir ülke ile bağlantılı olduğu, rejim değişikliği istediği” yönünde bir düşünceleri vardı!
Öğrencilere danışmanlık yaptığımdan onları yakinen tanıyordum; onlarda yöneticileri endişelendirecek derinlikte düşüncelere sahip olduklarını gözlemlememiştim. Özgürlükleri savunan bir akademisyen olarak dekandan randevu alarak ziyaretine gittim. Bu yöneticimize özetle şunları anlattım:
“Bu gençlerin ideolojik bir derinlikleri yoktur, sosyal-ekonomik olarak dar gelirli ailelerden geldiklerini gözlemlemekteyim. Eğitim yoluyla statü kazanmaları veya sınıf atlamaları büyük çoğunluğunda savundukları yüzeysel fikirlerde bile değişime neden olacaktır…”
Gel gör ki bu gençlerle uğraşan yöneticiler bırakın siyaset bilimini, psikoloji ve sosyolojinin basit ilkelerini bile bilmekten uzaktı.
O yıllarda bu gençlerin ellerinde dolaştırdığı, hocam oku dedikleri dergilerin yazarlarını bugünlerde parlamentoda veya bürokraside görmekteyiz. Fikri değişimlerinin ne yönde olduğunu kamuoyu takdir edecektir.
Gençlere ne oldu? Onlardan izleme şansım olanlar değişti! Kıyafetleri, konuştukları konular...
Peki neden?
Varsayımım doğrulanmıştı: Büyük çoğunluğunun bir derinlikleri yoktu. Ve evrensel kural işlemişti: Statü kazanma (gençler için eğitim yoluyla) veya ekonomik gelişme ile sınıf atlama, ideolojik kılıf giydirilmiş düşünce ve davranışlarda değişime/esnemeye neden olur!
Gözlemlerimiz böyle iken o yıllarda bilimsel sonuçlar ne anlatmaktadır?
Araştırma sonuçları ne der?
Cevabı aranan bir soru: Üniversiteli gençlik ve endüstriyel üretimde yer alan işçi gençlik kent ortamında geleceğe nasıl bakmaktadırlar?
İstanbul'da (1994) yapılan araştırmada 16-24 yaş grubundaki gençler incelenmiştir. Bu araştırma “Üniversiteli ve İşçi Gençliğin Gelecek Beklentileri ve Kötümserlik-İyimserlik Düzeyleri” başlığıyla akademisyen (sosyolog-psikolog) Müzeyyen GÜLERİ tarafından 1999 yayınlanmıştır. Sonuç: “Üniversiteli gençlerin gelecekte beklentileri %35.7 oranla iyi bir iştir.
Dikkat edin o yıllarda gençlerin önceliği siyaset (rejim değişikliği) değil…
Bugün
“Türkiye gündemdeki en önemli sorunu nedir?”
TUİK verilerine göre 2025 yılında Ülkemizin en önemli sorunu incelendiğinde; hayat pahalılığı yüzde 31,3 ile ilk sırada yer alırken yüzde 16,5 ile yoksulluk ikinci sırada ve yüzde 16,1 ile eğitim üçüncü sırada yer aldı.
Yani birinci sırada ekonomi (%31.3+%16.5=%47.8) yer almaktadır.
İşsizlerin büyük çoğunluğunun gençler olduğu dikkate alındığında günümüz Türkiye’sinde de gençliğin en önemli sorunu ekonomiktir. Dolayısıyla ailenin de sorumluluk makamlarında da bulunanların da gündemindeki en önemli sorun yine işsizliktir.
Araştırma sonuçları gençler arasındaki şahsi gözlemlerimiz ile de uyumludur. Dünde bugünde gençler daha iyi bir hayat istiyor. Aslında gençlerin isteği çoğu zaman ailenin/toplumun isteği ile örtüşmektedir.
Son söz: Bakılırsa bugünün fidanları geleceğin ağaçları olur.