Toplumsal-pedagojik iflasın ontolojisi

Toplumlar bir anda çökmez. Çöküş, görünmez ama en kırılgan yer olan eğitimde başlar. Sınıfların sessizliğinde, öğretmenlerin etkisizliğinde, sözde eğitimcilerin keyfiliklerinde ve öğrencinin iç dünyasında derinleşen boşlukta çürüme, çöküş ve şiddet başlar ve büyür. Her şeyin yolunda gittiğini sandığımız o sessizlik dönemlerinde birdenbire şiddet, kurşunlarıyla ve katliamlarıyla her şeyi darmadağınık eder.

Şiddetin okulu ve eğitimi işgal ettiği o an, aslında bir kırılma anıdır. Eğitim, insanı geliştiren ve olgunlaştıran bir süreç ve deneyim olmaktan çıktığı andan itibaren, kişi, kendisinin ve başkalarının yıkımını yapan bir faile dönüşür. Eğitimin amacı, bilgi aktarmak değildir. Eğitimin amacı, kişiye bir yaşam stili ve varoluş biçimi oluşturmasına yardımcı olmaktır. Varoluş biçimini ve yaşam stilini oluşturamayan birey, bu dünyaya düşmüş, ama dünyaya ait olamayan ucube bir varlık haline gelir. Okullarda gerçekleşen saldırılarda ve faillerde, ait olamama durumunun çok yıkıcı bir dışavurumunu görüyoruz.

Okullarda, kampüslerde, sınıflarda gerçekleşen şiddet olaylarını bireysel patolojiyle açıklamaya kalkmak, büyük yanılgıdır. Okul daldırılarını bireysel patolojiye indirgeyen yaklaşım, derinlerde oluşan çürümeyi ve çöküşü, küçültmekten ve görünmez kılmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Sorun, öğrenciye ve bireye indirgenemez. Sorun, bireyi üreten ve yetiştiren sosyal-siyasal-kültürel bağlamdır. Mekanikleşen bir öğretim sistemi, öğrenciyi özne olmaktan çıkarıp bir işleve ve nesneye indirgemiştir. Aslında ortada eğitim, olarak niteleyebileceğimiz bir süreç ve deneyim yoktur. Ortada olan kof bir öğretim dayatmasıdır. Notlara, sınavlara ve performans ölçütlerine sıkışmış, sığlaştırılmış ve savrulmuş bir bilinç, duygu ve düşünme içinde olan birey, kendini değersiz, anlamsız, ezilmiş, çaresiz ve aciz hissetmeye başlamaktadır.

Bir toplumun normlarını ve değerlerini kaybetmesi, yeni normlar ve değerler üretmekten aciz olması çok tehlikeli bir sosyal durumdur. Durkheim’in anomik toplum kavramı bu bağlamı açıklamaya çok uygundur. Kuralların çözüldüğü, anlamın oluşturulamadığı, çürümenin toplumu, siyaseti, bürokrasiyi ve günlük hayatı kuşattığı bir durumda birey, yönünü, yöntemini ve yolunu kaybetmektedir. Okul ve üniversite, anlam, varoluş ve yaşam stili üretme mekanları olmaktan çıkmışlardır. Okullar ve üniversiteler, bireylerin buralarda bulunmak zorunda olduğu mecburiyet mekanları haline gelmiştir. Mecburiyet mekanlarına dönüşen okullar ve kampüsler, özgürlük, umut ve olgunluk üreten yaratıcı mekanlar değildirler. Mecburiyet ve mahkumiyet mekanları olarak algılanan okullar ve kampüsler, öfkenin, kinin, nefretin ve umutsuzluğun üretildiği fabrikalara dönüşmektedirler. Yönünü ve yolunu bulmayan öfkenin, kinin, nefretin ve umutsuzluğun acı sonucu, şiddettir.

Freud’un insanda yıkıcı güç (thanatos) olarak bahsettiği güçlü bir eğilim vardır. Yıkıcı dürtülerimizin bastırılması ve görünmez kılınması, onların yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bir şeye yok demek, çözüm değildir. Yıkıcı dürtülerimizi bastırmak, onu daha şiddetli, kontrolsüz ve yoğun hale getirmektedir. Eğitim, yıkıcı dürtülerimize yön veren, yol gösteren ve yöneten bir tecrübedir. Başka bir ifadeyle eğitimin görevi, yıkıcı dürtülerimizi dönüştürerek insanlaşmamızı sağlamaktıır. Yıkıcı dürtülerimizi dönüştürmeyen, dürtülerimizi bastıran veya onları inkar eden bir mekanik yapı olarak işleyen bir eğitim-öğretim sürecinin acı ve ölümcül meyvesi, bireysel ve sosyal patlamadır.

Okullar, artık patlamaktadır. Sorun, psikolojik ve sosyolojik olmanın çok ötesindedir. Sorun ontolojiktir. İnsan, kendi varlığının anlamını oluşturan ve üreten bir varlıktır. Varoluşun anlamını oluşturma kapasitesi ve yeteneği körelen ve kapanan insan, kendisini derin bir boşluk ve bataklık içinde bulmaktadır. Kişi, varlığında oluşan boşluğu şiddetle doldurmaya çalışarak bütün toplum için derin bir bataklık hazırlamaktadır.

Eğitim-insan ilişkisinde iki durum vardır. Eğitim, insanın kendi varoluşunu gerçekleştirecek imkanları hazırlayan bir süreç ve tecrübe olabilir. Eğitim, aynı zamanda insanın çöküşünü ve çürümesini hızlandıran bir yapı ve sistem olabilir. Eğitim-insan ilişkisinde üçüncü bir yol yoktur. Tehlikeli olan şey, eğitimin insanın kendi gelişimini sağlayacak imkanları oluşturma tecrübesi olmaktan çıkmış olmasıdır.

İnsanın gelişimine ve kendini gerçekleştirmesine katkı sunmayan bir eğitim yapılanması, toplumsal çöküş ve çürüme denilen duruma kaynaklık etmektedir. Kötülüğün sıradanlaşması, şiddetin normalleşmesi, okullar ve kampüsler dahil hiçbir yerin güvenli olmaması, bireyin kendini ifade aracı olarak silahı, şiddeti, kurşunu görmesi, mafya çetelerine katılmanın gençlerin hayali haline gelmesi, toplumsal çöküşün sonuçlarıdır. Bütün bunlar, ortada eğitim adına bir tecrübenin olmadığını göstermektedir. Sorun, eğitimin yokluğudur. Çözüm, yeniden sahici anlamda bir eğitim tecrübesi oluşturmaktır.

Okullarda, kampüslerde olan şiddet olayları, sıradan suç vakaları değildirler. Eğitim mekanlarında gerçekleşen şiddet olayları, pedagojik kriz ve çatışma anlamına gelmektedir. Okul saldırıları, sistemin çöktüğünün ilanıdır. Öğrencileri, öğretmenleri, eğitimcileri, akademisyenleri gerçek manada görmek ve sözlerine kulak vermek lazımdır. Eğitim süreçlerinde yer alan insanların sözlerine kulak kabartmak ve seslerini duymak, çok önemlidir. İnsanların sesine ve sözüne kulak verildiği ve duyulduğu takdirde kişiler, kendilerini duyurmak ve göstermek için şiddete ihtiyaç duymazlar.

Okullardaki şiddet sorunu, kameralar taktırmak, kapılara polis koymak, disiplin cezaları gibi güvenlikleştirici uygulamalarla çözülemez. Sorunun çözümü, insanın iç dünyasında oluşan varoluşsal boşluğu ve çığlığı duymaktan, eğitim sistemini yapısal olarak değiştirmekten geçmektedir. Bireyi özne haline getiren, kişinin anlam ve yaşam stili oluşturmasına katkı sunan, etik bir zemine dayanan, özgürlük ve sorumluluğu birlikte tecrübe ettiren yeni bir eğitim zihniyetinin ve sisteminin oluşturulması günün en acil ihtiyacıdır. Toplumsal çöküşü engellemenin yolu, yeni bir eğitim sistemidir. Sahici anlamda bir eğitim sistemi oluşturlmadığı takdirde, şiddetin, istisna olmaktan çıkarak hayatın her alanına hükmeden bir kurala dönüşeceğini unutmamakl lazımdır.