Toroslar’dan Zağros’lara, Oded Yinon planı

Değerli okurlarım; Bugün İran’daki savaşı anlamak için geçmişe bakmak lazım, 29 Ağustos 1897 tarihinde Rockefeller ve Rothshild gibi büyük Yahudi ailelerin desteğiyle birinci Siyonizm Kongresi İsviçre'nin Basel şehrinde toplandı. 1896'da gazeteci Theodor Herzl, ''Der Judenstaat'' yani Yahudi Devleti adlı bir kitap yayınlamıştı ve kongrede bu kitaptaki fikirler tartışıldı.

Herzl, Yahudilerin kendi devletini kurmasını savunuyordu. Bu stratejiye göre 50 yıl içinde İsrail, 100 içinde ise Toros dağlarına sırtını dayamış, İran Zağros dağları ile Mısır Süveyş kanalı arasında büyük israil kurulacaktır. Bilindiği üzere bu bölge dünyanın stratejik merkezi olup, su, toprak ve enerji kaynaklarının bulunduğu bir merkezdir.

İşte siyonistler bu amaca ulaşmak için Oded Yinon ve BOP stratejisini uygulamaktadır. Oded Yinon, 1980'lerin başında israil Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapmış bir gazeteci ve stratejisttir. Onun yazdığı “1980’lerde İsrail için bir strateji” raporu; İsrail’in Orta Doğu ülkelerini bölme stratejinin en açık ve ayrıntılı anlatımıdır. Ortadoğu ülkelerinde yaşayan Kürt, Şii, Dürzi, Maruni, Sünni vb. grupların birbirleriyle nasıl savaştırılması gerektiğini anlatan bir rapordur. Raporun önemi, günümüzde yaşanan olaylara etkisinin yanında, israil devletine önerdiği bir plandır.

2003 yılında eski Abd Dışişleri Bakanı condoleezza rice tarafından kaleme alınan makalede, Ortadoğu'da Türkiye ve İran dahil 22 ülkenin sınırları değişecek, diye yazmıştı.

İsrail bugünde bu hayalinden vazgeçmiş değil, çağın hitleri netanyahu epstein davası üzerinden Donald Trump’ı sıkıştırıp, abd’nin israil’e destek vermesini sağladı.

Komşu ülkemiz olan İran’ın Tebriz kentinde Siyonist israil ve abd tarafından bir okulun bombalanması sonucu masum 175 çocuk hayatını kaybetti.

Buradan sormak gerekiyor: Sürekli insan hakları ve demokrasi söylemi dile getiren batı dünyası şimdi nerede?

Dünya kamuoyu neden bu olaya sessiz, neden milyonlarca insan sokaklara dökülmüyor?

Beyaz saray sözcüsü Leavitt: Abd sivilleri hedef almaz, diye cevap vererek olayı dünyanın gözü önünde inkâr ediyor, bunlar iki yüzlü aşağılık müfteriler.

Bu coğrafyada ölenler hep Müslüman, kara kaşlı, kara gözlü masum İranlı çocuklar öldürülüyor. Bir tane Yoosef, Levi, Corc veya Tony'nin oğlu veya kızı ölseydi bunlar dünyayı ayağa kaldırırlardı, ama ölen çocuklar Gazzeli Ammar’ın oğlu, İranlı Farhan’ın kızı oldu mu onlar için sessiz kalıyorlar.

Şimdi soruyorum kutuplarda iklim değişikliği için eylem yapanlar nerede?

Hiçbir işlevi olmayan Birleşmiş Milletlerin kapısında pankart açanlar nerede?

Uluslararası Lahey Adalet Divanı nerede?

BM İnsan Hakları Konseyi nerede?

Bu kuruluşların tamamı kâğıttan bir kaplan, hiçbir işlevi olmayan sadece siyonizme ve batıya hizmet eden kuruluşlardır.

İran’ın seyir ve balistik füzeleri İsrail’e fırlatması sonucunda demir kubbe delindi ve onlarca İsrail vatandaşı bu saldırılarda öldü yüzlercesi yaralandı. israil ’de sıkça dile getirilen bir söz vardır: Hayfa’ da para kazanılır, Kudüs’te dua edilir, Tel Aviv’de eğlenilir. Anlaşılan İsrailliler artık Tel Aviv’de eğlenemeyecek.

İran’ın henüz vekil unsurları olarak bilinen Hizbullah ve Haşdi Şabi gibi yapıları harekete geçirmedi. Bu grupların harekete geçmesi halinde ise israil, Abd ve bu ülkelere destek veren devletlerin diplomatik temsilciliklerinin ciddi güvenlik riskiyle karşı karşıya kalabileceği de bir gerçektir.

Bugün dünya diken üstünde. Enerji hatları, Basra Körfezi, küresel ticaret yolları ve büyük güçlerin rekabeti aynı denklemde buluşmuş durumda. Bu savaşı körükleyen terör devleti israil’dir. Ancak kesin olan bir şey var: Bu coğrafyada atılan her adım, sadece bölgeyi değil tüm dünyayı etkiliyor. Ve diplomasinin yerini silahlar aldığında, kazanan emperyalist güçler oluyor.

Sonuç olarak, büyük resme baktığımızda; İsrail’in bitmek bilmeyen arzı mevud hayali Gazze’de yaşanan ölüm kalım mücadelesi, Basra Körfezi’ndeki enerji hattı, Pakistan ve Afganistan çatışması, Hindistan İsrail yakınlaşması, Washington’daki Epstein davası üzerinden demokratlarla, cumhuriyetçiler arasındaki siyasi hesaplaşmalar ve Tahran’da yapılmak istenen rejim değişikliği… Hepsi aynı denklemin birer parçasıdır.