Bir ara sizlere WEF’in genç küresel liderler ve dünya ekonomik forumu şehirlerin geleceği ve kentleşme küresel gelecek konseyi üyesi Ida Auken’in bir makalesinden bahsetmiştim.
Ne diyordu WEF, “Şehrimizde, ihtiyacımız olmadığında başkaları boş alanımızı kullandığı için kira ödemiyoruz. Oturma odam, orada olmadığım zamanlarda iş toplantıları için kullanılıyor.” Özel mülkiyet kalkacak, kiralama sistemine döneceğiz” diyorlardı.
Öyle ki bu yeni sistemde yemek pişirmeye bile karar verdiğinizde gerekli mutfak aletleri dakikalar içinde kapınıza geliyor. Teslimat da ücretsiz olduğundan, bu tür mutfak eşyalarını dairede bulandırmanıza gerek kalmayacak.
İhtiyacımız olduğunda kolayca sipariş verip, kiralayabiliyorsunuz. Düşünün, bir tencereye bile sahip olamayacaksınız.
Her şey dayanıklılık, tamir edilebilirlik ve geri dönüştürülebilirlik üzerine tasarlanıyor. Malzemeler ekonomimizde daha hızlı dolaşıyor ve nispeten kolayca yeni ürünlere dönüştürülebiliyor. Sıfır atık projesi…
“Çevresel sorunlar, yalnızca temiz enerji ve temiz üretim yöntemleri kullandığımız için çok uzakta görünüyor. Hava temiz, su temiz ve kimse refahımız için çok değerli oldukları için doğa koruma alanlarına tecavüz etmeye cesaret edemiyor.” Yemyeşil, oksijeni bol ne güzel bir dünya tasavvur ediyorlar değil mi?!
Geçenlerde Elon Musk da tanıttı. “Bu mutlu dünyada(!) yapay zeka ve robotlar işimizin çoğunu ele geçirdiğinde, aniden iyi yemek yemeye, iyi uyumaya ve başkalarıyla vakit geçirmeye vaktimiz olacak” diyor WEF!
Kısacası yoğun saat kavramı mantıklı değil, çünkü yaptığımız iş her an yapılabiliyor…
“En büyük endişemiz” diyor WEF. “Şehrimizde yaşamayanlar için. Yol boyunca kaybettiklerimiz için. Tüm bu teknolojinin kendileri için fazla geldiğine karar verenler için. Robotlar ve yapay zekâ birçok işimizi ele geçirdiğinde kendilerini gereksiz ve işe yaramaz hissedenler için. Siyasi sisteme öfkelenip ona sırt çevirenler için. Şehrin dışında farklı bir hayat yaşıyorlar.”
Üçüncü Dünya Savaşı sonrası kuracak oldukları yeni sosyalizm rejimine itiraz eden, bu konuda hükümetleriyle ters düşen insanları da şehrin dışına atmışlar.
Yani Covid döneminde olduğu gibi ana akım sisteme muhalefet edersiniz onların mutlu, refah, zengin şehirlerinde yer almıyorsunuz.
Zengin, refah, mutlu dediğime bakmayınız. Onlar özel mülkiyetin yasaklandığı, hiçbir şeye sahip olmadıkları, vatandaşlık maaşıyla geçinen, kiralama yöntemiyle ve belirli kurallar çerçevesinde yaşayan sözde mutlu köleler…
Şehrin dışına atılanlar ve bu düzene itiraz edenler ise tel örgülerle çevrili bir alana mahkûm edilmiş durumda olacaklar. Oysa onlar onur, haysiyet, şeref ve özgürlük gibi değerlerini yitirmemiş insanlar olacak…
Büyük sıfırlamacı elitlere göre özgür insanlar 19. yüzyıldan kalma küçük köylerin boş ve terk edilmiş evlerinde yaşamaya devam eden yoksullar gibi görülüyor.
Yakın bir zamanda The Wall Street Journal’de “Hiçbir şeye, kot pantolonlarına bile sahip olmayan aşırı kiracılar; mesele sadece arabanızı kiralamak değil. Noel ağaçları, kamp malzemeleri ve hatta tabutlar kiralanabilir" şeklinde bir yazı yayınlandı.
CNN ise "Fiyat krizi. Çözüm: Bir daha asla hiçbir şeye sahip olamayacaksınız” haberiyle duyurdu bunu.
Neden, her şeyin birden pahalandığını düşündünüz mü? Her şey çok pahalı ve insanlar giderek borçlanıyor. Kısacası insanlardan yeni düzenlerine gönüllü olarak sahip çıkmalarını bekliyorlar.
O da insanları totaliter bir kölelik sistemine mahkum edecek.