Araf suresi okunuşu, anlamı, tefsiri

Güncelleme: 25.03.2019 12:18

Kuran'ı Kerim'in 7. suresi olan Araf suresi Mekke döneminde inmiştir. 206 ayet olan Araf suresi 46-50 ayetlerinde Araf'da bulunanlardan bahsedildiği için, sure Araf adını almıştır. Surede, itikada ve diğer dini hükümlere ait bir çok esas bildirilmekte, bazı peygamberlerin kıssaları, ümmetlerinin halleri geniş olarak anlatılmaktadır. Peki Araf suresinin okunuşu, anlamı nasıldır? Araf suresini okumanın faziletleri nelerdir? Araf suresi neden indirilmiştir? İşte Araf suresinin sırları ve Araf suresi hakkında bilgiler...

Kuran'ı Kerim'in 7. suresi olan Araf suresi Mekke döneminde inmiştir. 206 ayet olan Araf suresi 46-50 ayetlerinde Araf'da bulunanlardan bahsedildiği için, sure Araf adını almıştır. Surede, itikada ve diğer dini hükümlere ait bir çok esas bildirilmekte, bazı peygamberlerin kıssaları, ümmetlerinin halleri geniş olarak anlatılmaktadır. Peki Araf suresinin okunuşu, anlamı nasıldır? Araf suresini okumanın faziletleri nelerdir? Araf suresi neden indirilmiştir? İşte Araf suresinin sırları ve Araf suresi hakkında bilgiler...

Araf suresinin fazileti : Nesâî’nin naklettiği bir hadise göre Resûlullah, akşam namazının ilk rek‘atında Fâtiha’dan sonra bu sûrenin bir bölümünü, ikinci rek‘atında da kalan bölümünü okurdu (“İftitâh”, 67).

Araf suresinin konusu : Üslûp ve muhteva bakımından bir önceki sûrenin (En‘âm) devamı gibi görünen A‘râf sûresinde de iman meseleleri, bilhassa âhiretle ilgili hususlarla vahyin önemi, ataları körü körüne taklit etmenin yanlışlığı ve zararları, müminlerle inkârcıların âhiretteki durumlarının mukayesesi, Allah’ın mutlak hükümranlığı, rahmetinin genişliği gibi itikadî konular işlenir. Bunun yanında geçmiş peygamberlerin hayatlarından misaller verilerek onların iman uğrundaki mücadeleleri gözler önüne serilir; sırası geldikçe müşrikler uyarılır; müminlere de sabır ve sebat tavsiye edilir.

ARAF SÛRESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim

1. Elif lam mim sad

2. Kitabun unzile ileyke fe la yekun fî sadrike haracum minhu li tunzira bihî ve zikra lil mu’minîn

3. İttebiu ma unzile ileykum mir rabbikum ve la tettebiu min dunihî evliya’ kalîlem ma tezekkerun

4. Ve kem min karyetin ehleknaha fe caeha be’suna beyaten ev hum kailun

5. Fe ma kane da’vahum iz caehum be’suna illa en kalu inna kunna zalimîn

6. Fe le nes’elennellezîne ursile ileyhim ve le nes’elennel murselîn

7. Fe le nekussanne aleyhim bi îlmiv ve ma kunna ğaibîn

8. Vel veznu yevmeizinil hakk fe men sekulet mevazînuhu fe ulaike humul muflihun

9. Ve men haffet mevazînuhu fe ulaikellezîne hasiru enfusehum bima kanu bi ayatina yazlimun

10. Ve le kad mekkennakum fil erdî ve cealna lekum fîha meayiş kalîlem ma teşkurîn

11. Ve le kad halaknakum summe savvernakum summe kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblîs lem yekum mines sacidîn

12. Kale ma meneake ella tescude iz emartuk kale ene hayrum minhhalaktenî min nariv ve halaktehu min tîyn

13. Kale fehbît minha fe ma yekunu leke en tetekebbera fîha fahruc inneke mines sağîrîn

14. Kale enzîrnî ila yevmi yub’asun

15. Kale inneke minel munzarîn

16. Kale fe bima ağveytenî le ak’udenne lehum sîratakel mustekîym

17. Summe le atiyennehum mim beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim ve la tecidu ekserahum şakirîn

18. Kalehruc minha mez’umem medhura le men tebiake minhum le emleenne cehenneme minkum ecmeîyn

19. Ve ya ademuskun ente ve zevcukel cennete fe kula min haysu şi’tuma ve la takraba hazihiş şecerate fe tekuna minez zalimîn

20. Fe vesvese lehumeş şeytanu li yubdiye lehuma mavuriye anhuma min sev’atihima ve kale ma nehakuma rabbukuma an hazihiş şecerati illa en tekuna melekeyni ev tekuna minel halidîn

21. Ve kasemehuma innî lekuma le minen nasîhîyn

22. Fe dellahuma bi ğurur fe lemma zakaş şecerate bedet lehuma sev’atuhuma ve tafika yahsifani aleyhima miv verakîl cenneh ve nadahuma rabbuhuma e lem enhekuma an tilkuemş şecerati ve ekul lekuma inneş şeytane lekuma aduvvum mubîn

23. Kala rabbena zalemna enfusena ve il lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirîn

24. Kalehbitu ba’dukum li ba’dîn aduvv ve lekum fil erdî mustekarruv ve metaun ila hîyn

25. Kale fîha tahyevne ve fîha temutune ve menha tuhracun

26. Ya benî ademe kad enzelna aleykum libasey yuvarî sev’atikum ve rîşev ve libasut takva zalike hayr zalike min ayatillahi leallehum yezzekkerun

27. Ya benî ademe la yeftinennekumuş şeytanu kema ahrace ebeveykum minel cenneti yenziu anhuma libasehuma li yuriyehuma sev’atihima innehu yerakum huve ve kabîluhu min haysu la teravnehum inna cealneş şeyatîyne evliyae lillezîne la yu’minun

28. Ve iza fealu fahîşeten kalu vecedna aleyha abaena ballahu emerana biha kul innellahe la ye’muru bil fahşa’ e tekulune alellahi ma la ta’lemun

29. Kul emera rabbî bil kîstî ve ekîymu vucuhekum înde kulli mescidiv bedeekum teudun

30. Ferîkan heda ve ferîkan hakka aleyhimud dalaleh innehumut tehazuş şeyatîyne evliyae min dunillahi ve yahsebune ennehum muhtedun

31. Ya benî ademe huzu zînetekum înde kulli mescidiv ve kulu veşrabu ve la tusrifu innehu la yuhîbbul musrifîn

32. Kul men harrame zînetellahilletî ahrace li îbadihî vet tayyibati miner rîzk kul hiye lillezîne amenu fil hayatid dunya halisatey yevmel kîyameh kezalike nufassîlul ayati li kavmiy ya’lemun

33. Kul innema harrame rabbiyel fevahîşe ma zahera minha ve ma betane vel isme vel bağye bi ğayril hakkî ve en tuşriku billahi ma lem yunezzil bihî sultanev ve en tekulu alellahi ma la ta’lemun

34. Ve li kulli ummetin ecel fe iza cae ecluhum la yeste’hîrune saatev ve la yestakdimun

35. Ya benî ademe imma ye’tiyennekum rusulum minkum yekussune aleykum ayatî fe menitteka ve asleha fe la havfun aleyhim ve la hum yahzenun

36. Vellezîne kezzebu bi ayatina vestekberu anha ulaike ashabun nar hum fîha halidun

37. Fe men azlemu mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih ulaike yenaluhum nesîybuhum minel kitab hatta iza caethum rusuluna yeteveffevnehum kalu eyne ma kuntum ted’une min dunillah kalu dallu anna ve şehidu ala enfusihim ennehum kanu kafirîn

38. Kaledhulu fî umemin kad halet min kablikum minel cinni vel insi fin nar kullema dehalet ummetul leanet uhteha hatta ized daraku fîha cemîan kalet uhrahum li ulahum rabbena haulai edalluna fe atihim azaben dî’fem minen nar kale li kullin dî’fuv ve lakil la ta’lemun

39. Ve kalet ulahum li uhrahum fe ma kane lekum aleyna min fadlin fe zukul azabe bima kuntum teksibun

40. İnnellezîne kezzebu bi ayatina vestekberu anha la tufettehu lehum ebvabus semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelu fî semmil hîyad ve kezalike neczil mucrimîn

41. Lehum min cehenneme mihaduv ve min fevkîhum ğavaş ve kezalike necziz zalimîn

42. Vellezîne amenu ve amilus salihati la nukellifu nefsen illa vus’aha ulaike ashabul cenneh hum fîha halidun

43. Ve neza’na ma fî sudurihim min ğîllin tecrî min tahtihimul enhar ve kalul hamdu lillahillezî hedana li haza ve ma kunna li nehtediye lev la en hedanellah le kad caet rusulu rabbina bil hakk ve nudu en tilkumul cennetu uristumuha bima kuntum ta’melun

44. Ve nada ashabul cenneti ashaben nari en kad vecedna ma veadena rabbuna hakkan fe hel vecedtum ma veade rabbukum hakka kalu neam fe ezzene muezzinum beynehum el la’netullahi alez zalimîn

45. Ellezîne yesuddune an sebîlillahi ve yebğuneha îveca ve hum bil ahîrati kafirun

46. Ve beynehuma hîcab ve alel a’rafi ricaluy ya’rifune kullem bisîmahum ve nadev ashabel cenneti en selamun aleykum lem yedhuluha ve hum yatmeun

47. Ve iza surifet ebsaruhum tilkae ashabin nari kalu rabbena la tec’alna meal kavmiz zalimîn

48. Ve nada ashabul a’rafi ricaley ya’rifunehum bisîmahum kalu ma ağna ankum cem’ukum ve ma kuntum testekbirun

49. E haulaillezîne aksemtum la yenaluhumullahu bi rahmeh udhulul cennete la havfun aleykum ve la entum tahzenun

50. Ve nada ashabun nari ashabel cenneti en efîdu aleyna minel mai ev mimma razekakumullah kalu innellahe harramehuma alel kafirîn

51. Ellezînettehazu dînehum lehvev ve leîbev ve ğarrathumul hayatud dunya fel yevme nensahum kema nesu likae yevmihim haza ve ma kanu bi ayatina yechadun

52. Ve le kad ci’nahum bi kitabin fassalnahu ala îlmin hudev ve rahmetel li kavmiy yu’minun

53. Hel yenzurune illa te’vîleh yevme ye’tî te’vîluhu yekulullezîne nesuhu min kablu kad caet rusulu rabbina bil hakk fe hel lena min şufeae fe yeşfeu lena ev nuraddu fe na’mele ğayrallezî kunna na’mel kad hasiru enfusehum ve dalle anhum ma kanu yefterun

54. İnne rabbekumullahullezî halekas semavati vel erda fî sitteti eyyamin summesteva alel arşi yuğşil leylen nehara yatlubuhu hasîsev veş şemse vel kamera ven nucume musehharatim bi emrih ela lehul halku vel emr tebarakellahu rabbul alemîn

55. ud’u rabbekum tedarruav ve hufyeh innehu la yuhîbbul mu’tedîn

56. Ve la tufsidu fil erdî ba’de îslahîha ved’uhu havfev ve tamea inne rahmetellahi karîbum minel muhsinîn

57. Ve huvellezî yursilur riyaha buşram beyne yedey rahmetih hatta iza ekallet sehaben sikalen suknahu li beledim meyyitin fe enzelna bihil mae fe ahracna bihî min kullis semerat kezalike nuhricul mevta leallekum tezekkerun

58. Vel beledut tayyibu yahrucu nebatuhu bi izni rabbih vellezî habuse la yahrucu illa nekida kezalike nusarriful ayati li kavmiy yeşkurun

59. Le kad erselna nuhan ila kavmihî fe kale ya kavmî’budullahe ma lekum min ilahin ğayruh innî ehafu aleykum azabe yevmin azîym

60. Kalel meleu min kavmihî inna li nerake fî dalalim mubîn

61. Kale ya kavmi leyse bî dalaletuv ve lakinnî rasulum mir rabbil alamîn

62. ubelliğukum risalati rabbî ve ensahu lekum ve a’lemu minellahi ma la ta’lemun

63. E ve acibtum en caekum zikrum mir rabbikum ve li tetteku ve leallekum turhamun

64. Fe kezzebuhu fe enceynahu vellezîne meahu fil fulki ve ağraknellezîne kezzebu bi ayatina innehum kanu kavmen amîn

65. Ve ila adin ehahum huda kale ya kavmî’budullahe malekum min ilahin ğayruh e fe la tettekun

66. Kalel meleullezîne keferu min kavmihî inna le nerake fî sefahetiv ve inna le nesunnuke minel kazibîn

67. Kale ya kavmi leyse bî sefahetuv ve lakinnî rasulum mir rabbil alemîn

68. ubelliğukum risalati rabbî ve ene lekum nasîhun emîn

69. E ve acibtum en caekum zikrum mir rabbikum ala raculim minkum li yunzirakum vezkuru iz cealekum hulefae mim ba’di kavmi nuhîv ve zadekum fil halkî bestah fezkuru alaellahi leallekum tuflihun

70. Kalu eci’tena li na’budellahe vahdehu ve nezera ma kane ya’budu abauna fe’tina bima teîduna in kunte mines sadikîyn

71. Kale kad vekaa aleykum mir rabbikum ricsuv ve ğadab e tucadilunenî fî esmain semmeytumuha entum ve abaukum ma nezzelellahu biha min sultan fentezîru innî meakum minel muntezîrîn

72. Fe enceynahu vellezîne meahu bi rametim minna ve kata’na dabirallezîne kezzebu bi ayatina ve ma kanu mu’minîn

73. Ve ila semude ehahum saliha kale ya kavmi’budullahe malekum min ilahin ğayruh kad caetkum beyyinetum mir rabbikum hazihî nakatullahi lekum ayeten fe zeruha te’kul fî erdîllahi ve la temessuha vi suin fe ye’huzekum azabun elîm

74. Vezkuru iz cealekum hulefae mim ba’di adiv ve bevveekum fil erdî tettehîzune min suhuliha kusurav ve tenhîtunel cibale buyuta fezkuru alaellahi ve la ta’sev fil erdî mufsidîn

75. Kalel meleul lezînestekberu min kavmihî lillezînes tud’îfu li men amene minhum eta’lemune enne saliham murselum mir rabbih kalu inna bima ursile bihî mu’minun

76. Kalellezînestekberu inna billezî amentum bihî kafirun

77. Fe akarun nakate ve atev an emri rabbihim ve kalu ya salihu’tina bima teîduna in kunte minel murselîn

78. Fe ehazethumur racfetu fe asbehu fî darihim casimîn

79. Fe tevella anhum va kale ya kavmi le kad eblağtukum risalete rabbî ve nesahtu lekum ve lakil la tuhîbbunen nasîhîyn

80. Ve lutan iz kale li kavmihî ete’tunel fahîşete ma sebekakum biha min ehadim minel alemîn

81. İnnekum le te’tuner ricale şehvetem min dunin nisa’ bel entum kavmum musrifun

82. Ve ma kane cevabe kavmihî illa en kalu ahricuhum min karyetikum innehum unasuy yetetahherun

83. Fe enceynahu ve ehlehu illemraetehu kanet minel ğabirîn

84. Ve emtarna aleyhim metara fenzur keyfe kane akîbetul mucrimîn

85. Ve ila medyene ehahum şuayba kale ya kavmî’budullahe malekum min ilahin ğayruh kad caetkum beyyinetum mir rabbikum fe evful keyle vel mîzane ve la tebhasun nase eşyaehum ve la tufsidu fil erdî ba’de îslahîha zalikum hayrul lekum in kuntum mu’minîn

86. Ve la tak’udu bi kulli sîratîn tuîdune ve tesuddune an sebîlillahi men amene bihî ve tebğuneha îveca vezkuru iz kuntum kalîlen fe kesserakum venzuru keyfe kane akîbetul mufsidîn

87. Ve in kane taifetum minkum amenu billezî ursiltu bihî ve taifetul lem yu’minu fasbiru hatta yahkumellahu beynena ve huve hayrul hakimîn

88. Kalel meleullezînestekberu min kavmihî le nuhricenneke ya şuaybu vellezîne amenu meake min karyetina ev leteudunne fî milletina kale e ve lev kunna karihîn

89. Kadifterayna alellahi keziben in udna fî milletikum ba’de iz neccanellahu minha ve ma yekunu lena en neude fîha illa ey yeşaellahu rabbuna vesia rabbuna kulle şey’in îlma alellahi tevekkelna rabbeneftah beynena ve beyne kavmina bil hakkî ve ente hayrul fatihîyn

90. Ve kalel meleullezîne keferu min kavmihî le initteba’tum şuayben innekum izel le hasirun

91. Fe ehazethumur racfetu fe asbehu fî darihim casimîn

92. Ellezîne kezzebu şuayben ke el lem yağnev fîhellezîne kezzebu şuayben kanu humul hasirîn

93. Fe tevella anhum ve akle ya kavmi le kad eblağtukum risalati rabbî ve nesahtu lekum fe keyfe asa ala kavmin kafirîn

94. Ve ma erselna fî karyetim min nebiyyin illa ehazna ehleha bil be’sai ved darrai leallehum yeddaraun

95. Summe beddelna mekanes seyyietil hasenete hatta afev ve kalu kad messe abaenad darrau ves serrau fe ehaznahum bağtetev ve hum la yeş’urun

96. Ve lev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berakatim mines semai vel erdî ve lakin kezzebu fe ehaznahum bima kanu yeksibun

97. E fe emine ehlul kura ey ye’tiyehum be’suna beyatev ve hum naimun

98. E ve emine ehlul kura ey ye’tiyehum be’suna duhav ve hum yel’abun

99. E fe eminu mekrallah fe la ye’menu mekrallahi illel kavmul hasirun

100. E ve lem yehdi lillezîne yerisunel erda mim ba’di ehliha el lev neşau esabnahum bi zunubihim ve natbeu ala kulubihim fe hum la yesmeun

101. Tilkel kura nekussu aleyke min embaiha ve le kad caethum rusuluhum bil beyyinat fe ma kanu li yu’minu bima kezzebu min kabl kezalike yatbeullahu ala kulubil kafirîn

102. Ve ma vecedna li ekserihim min ahd ve ev vecedna ekserahum le fasikîyn

103. Summe beasna mim ba’dihim musa bi ayatina ila fir’avne ve meleihî fe zalemu biha fenzur keyfe kane akîbetul mufsidîn

104. Ve kale musa ya fir’avnu innî rasulum mir rabbil alemîn

105. Hakîykun ala el la ekule alellahi illel hakk kad ci’tumu bi beyyinetim mir rabbikum fe ersil meîye benî israîl

106. Kale in kunte ci’te bi ayetin fe’ti biha in kunte mines sadikîyn

107. Fe elka asahu fe iza hiye su’banum mubîn

108. Ve nezea yedehu fe iza hiye beydau lin nazîrîn

109. Kalel meleu min kavmi fir’avne inne haza le sahîrun alîm

110. Yurîdu ey yuhricekum min erdîkum fe maza te’murun

111. Kalu ercih ve ehahu ve ersil fil medaini haşirîn

112. Ye’tuke bi kulli sahîrin alîm

113. Ve caes seharatu fir’avne kalu inne lena le ecran in kunna nahnul ğalibîn

114. Kale neam ve innekum le minel mukarrabîn

115. Kalu ya musa imma en tulkîye ve imma en nekune nahnul mulkîy

116. Kale elku fe lemma elkav seharu a’yunen nasi vesterhebuhum ve cau bi sîhrin azîym

117. Ve evhayna ila musa en elkî asak fe iza hiye telkafu ma ye’fikîn

118. Fe vekaal hakku ve betale ma kanu ya’melun

119. Fe ğulibu hunalike venkalebu sağîrîn

120. Ve ulkîyes seharatu sacidîn

121. Kalu amenna bi rabbil alemîn

122. Rabbi musa ve harun

123. Kale fir’avnu amentum bihî kable en azene lekum inne haza le mekrum mekertumuhu fil medîneti li tuhricu minha ehleha fe sevfe ta’lemun

124. Le ukattîanne eydiyekum ve erculekum min hîlafin summe le usallibennekum ecmeîyn

125. Kalu inna ila rabbina munkalibun

126. Ve ma tenkîmu minna illa en amenna bi ayati rabbina lemma caetna rabbena efrîğ aleyna sabrav ve teveffena muslimîn

127. Ve kalel meleu min kavmi fir’avne e etezru musa ve kavmehu li yufsidu fil erdî ve yezerake ve alihetek kale senukattilu ebnaehum ve nestahyî nisaehum ve inna fevkahum kahirun

128. Kale musa li kavmihisteîynu billahi vasbiru innel erda lillah yurisuha mey yeşau min îbadih vel akîbetu lil muttekîyn

129. Kalu uzîna min kabli en te’tiyena ve mim ba’di ma ci’tena kale asa rabbukum ey yuhlike aduvvekum ve yestahlifekum fil erdî fe yenzura keyfe ta’melun

130. Ve le kad ehazna ale fir’avne bis sinîne ve naksîm mines semerati leallehum yezzekkerun

131. Fe iza caethumul hasenetu kalu lena hazih ve in tusîbhum seyyietuy yettayyeru bi musa ve mem meah e la innema tairuhum îndellahi ve lakinne ekserahum la ya’lemun

132. Ve kalu mehma te’tina bihî min ayetil li tesharana biha fe ma nahnu leke bi mu’minîn

133. Fe erselna aleyhimut tufane vel cerade vel kummele ved dafadia ved deme ayatim mufessalatin festekberu ve kanu kavmem mucrimîn

134. Ve lemma vekaa aleyhimur riczu kalu ya mused’u lena rabbeke bima ahide îndek le in keşefte annar ricze le nu’minenne leke ve le nursilenne meake benî israîl

135. Felemma keşefna anhumur ricze ila ecelin hum baliğuhu iza hum yenkusun

136. Fentekamna minhum fe ağraknahum fil yemmi bi ennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha ğafilîn

137. Ve evrasnel kavmellezîne kanu yustad’afune meşarikal erdî ve meğaribehelletî barakna fîha ve temmet kelimetu rabbikel husna ala benî israîle bima saberu ve demmerna ma kane yesneu fir’avnu ve kavmuhu ve ma kanu ya’rişun

138. Ve cavezna bi benî israilel bahra fe etev ala kavmiy ya’kufune ala asnamil lehum kalu ya musec’al lena ilahen kema lehum aliheh kale innekum kavmun techelun

139. İnne haulai mutebberum ma hum fîhi ve batîlum ma kanu ya’melun

140. Kale eğayrallahi ebğîykum ilahev ve huve feddalekum alel alemîn

141. Ve iz enceynakum min ali fir’avne yesumunekum suel azab yukattilune ebnaekum ve yestahyune nisaekum ve fî zalikum belaum mir rabbikum azîym

142. Ve vaadna musa selasîne leyletev ve etmemnaha bi aşrin fe temme mîkatu rabbihî erbeîyne leyleh ve kale musa li ehîyhi harunahlufnî fî kavmî ve aslîh ve la tettebî’ sebîlel mufsidîn

143. Ve lemma cae musa li mîkatina ve kelemehu rabbuhu kale rabbi erinî enzir ileyk kale len teranî ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarra mekanehu fe sevfe teranî felemma tecella rabbuhu lil cebeli cealehu dekkev ve harra musa saîka felemma efaka kale subhaneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn

144. Kale ya musa innistafeytuke alen nasi bi risalatî ve bi kelamî fe huz ma ateytuke ve kum mineş şakirîn

145. Ve ketebna lehufil elvahî min kulli şey’im mev’îzatev ve tefsîylel li kulli şey’ fe huzha bi kuvvetiv ve’mur kavmeke ye’huzha bi ahseniha seurîkum daral fasikîyn

146. Seasrifu an ayatiyellezîne yetekebberune fil erdî bi ğayril hakk ve iy yerav kulle ayetil la yu’minu biha ve iy yerav sebîler ruşdi la yettehîzuhu sebîla ve iy yerav sebîlel ğayyi yettehîzuhu sebîla zalike bi ennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha ğafilîn

147. Vellezîne kezzebu bi ayatina ve likail ahîrati habitat a’maluhum hel yuczevne illa ma kanu ya’melun

148. Vettehaze kavmu musa mim ba’dihî min huliyyihim îclen cesedel lehu huvar e lem yerav ennehu la yukellimuhum ve la yehdîhim sebîla ittehazuhu ve kanu zalimîn

149. Ve lemma sukîta fî eydîhim ve raev ennehul kad dallu kalu leil lem yerhamna rabbuna ve yağfir lena lenekunenne minel hasirîn

150. Ve lemma racea musa ila kavmihî ğadbane esifen kale bi’sema haleftumunî mim ba’dî e aciltum emra rabbikum ve elkal elvaha ve ehaze bi ra’si ehîyhi yecurruhu ileyh kalebne umme innel kavmestad’afunî ve kadu yaktulunenî fe la tuşmit biyel a’dae ve la tec’alnî meal kavmiz zalimîn

151. Kale rabbîğfir lî ve li ehîy ve edhîlna fî rahmetike ve ente erhamur rahîmîn

152. İnnellezînet tehazul îcle seyenaluhum ğadabum mir rabbihim ve zilletun fil hayatid dunya ve kezalike neczil mufterîn

153. Vellezîne amilus seyyiati summe tabu mim ba’diha ve amenu inne rabbeke mim ba’diha le ğafurur rahîym

154. Ve lemma sekete am musel ğadabu ehazel elvah ve fî nushatiha hudev ve rahmetul lillezîne hum li rabbihim yerhebun

155. Vahtara musa kavmehu seb’îyne raculel li mîkatina felemma ehazethumur racfetu kale rabbi lev şi’te ehlektehum min kablu ve iyyay e tuhlikuna bima feales sufehau minna in hiye illa fitnetuk tudîllu biha men teşau ve tehdî men teşa’ ente veliyyuna fağfir lena verhamna ve nete hayrul ğafirîn

156. Vektub lena fî hazihid dunya hazenetev ve fil ahîrati inna hudna ileyk kale azabî usîybu bihî men eşa’ ve rahmetî vesiat kulle şey’ fe seektubuha lillezîne yettekune ve yu’tunez zekate vellezîne hum bi ayatina yu’minun

157. Ellezîne yettebiuner rasulen nebiyyel ummiyyellezî yecidune mektuben îndehum fit tevrati vel incîli ye’muruhum bil ma’rufi ve yenhahum anil munkeri ve yuhîllu lehumut tayyibati ve yuharrimu aleyhimul habaise ve yedau anhum îsrahum vel ağlalelletî kanet aleyhim fellezîne amenu bihî ve azzeruhu ve nesaruhu vetteveun nurallezî unzile meahu ulaike humul muflihun

158. Kul ya eyyuhen nasu innî rasulullahi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semavati vel ard la ilahe illa huve yuhyî ve yumîtu fe aminu billahi ve rasulihin nebiyyil ummiyyellezî yu’minu billahi ve kelimetihî vettebiuhu leallekum tehtedun

159. Ve min kavmi musa ummetuy yehdune bil hakkî ve bihî ya’dilun

160. Ve katta’nahumusnetey aşrate esbatan umema ve evhayna ila musa izisteskahu kavmuhu enîdrib bi asakel hacer fembeceset minhusneta aşrate ayna kad alime kullu unasim meşrabehum ve zallelna aleyhimul ğamame ve enzelna aleyhimul menne ves selva kulu min tayyibati ma razaknakum ve ma zalemuna ve lakin kanu enfusehum yazlimun

161. Ve iz kîyle lehumuskunu hazihil kayete ve kulu minha haysu şi’tum ve kulu hîttatuv vedhulul babe succeden nağfirlekum hatîy’atikum senezîdul muhsinîn

162. Fe beddelellezîne zalemu minhum kavlen ğayrallezî kîyle lehum fe erselna aleyhim riczem mines semai bima kanu yazlimun

163. Ves’elhum anil karyetilletî kanet hadîratel bahr iz ya’dune fis sebti iz te’tîhim hîytanuhum yevme sevtihim şurraav ve yevme la yesbitune la te’tîhim kezalike nebluhum bima kanu yefsukun

164. Ve iz kalet ummetum minhum lime teîzune kavmenillahu muhlikuhum ev muazzibuhum azaben şedîda kalu ma’ziraten illa rabbikum ve leallehum yettekun

165. Felemma nesu ma zukkiru bihî enceynellezîne yenhevne anis sui ve ehaznellezîne zalemu bi azabim beîsim bima kanu yefsukun

166. Felemma atev amma nuhu anhu kulna lehum kunu kîradetem hasiîn

167. Ve iz teezzene rabbuke le yeb’asenne aleyhim ila yevmil kîyameti mey yesumuhum suel azab inne rabbeke le serîul îkab ve innehu le ğafurur rahîym

168. Ve katta’nahum fil erdî umema minhumus salihune ve minhum dune zalike ve belevnahum bil hasenati ves seyyiati leallehum yarciun

169. Fe halefe mim ba’dihim hayfuv verisul kitabe ye’huzune arada hazel edna ve yekulune se yuğferulena ve iy ye’tihim aradum misluhu ye’huzuh e lem yu’haz aleyhim mîsakul kitabi el la yekulu alellahi illel hakka ve derasu ma fîh ved darul ahîratu hayrul lillezîne yettekun e fela ta’kîlun

170. Vellezîne yumessikune bil kitabi ve ekamus salah inna la nudîy’u ecral muslihîyn

171. Ve iz netaknel cebel fevkahum keennehu zulletuv ve zannu ennehu vakîum bihîm huzu ma ateynakum bi kuvvetiv vezkuru ma fîhi leallekum tettekun

172. Ve iz ehaze rabbuke mim benî ademe min zuhurihim zurriyyetehum ve eşhedehum ala enfusihim elestu bi rabbikum kalu bela şehidna en tekulu yevmel kîyameti inna kunna an haza ğafilîn

173. Ev tekulu innema eşrake abauna min kablu ve kunna zurriyyetem mim ba’dihim e fetuhlikuna bima fealel mubtîlun

174. Ve kezalike nufessîlul ayati ve leallehum yarciun

175. Vetlu aleyhim nebeellezî ateynahu ayatina feneseleha minha fe etbeahuş şeytanu fe kane minel ğavîn

176. Ve lev şi’na le rafa’nahu biha ve lakinnehu ahlede ilel erdî vettebea hevah fe meseluhu ke meselil kelb in tahmil aleyhi yelhes ev tetrukhu yelhes zalike meselul kavmillezîne kezzebu bi ayatina faksusîl kasasa leallehum yetefekkerun

177. Sae meselenil kavmullezîne kezzebu bi ayatina ve enfusehum kanu yazlimun

178. Mey yehdillahu fe huvel muhtedî ve mey yudlil fe ulaike humul hasirun

179. Ve le kad zera’na li cehenneme kesîram minel cinni vel insi lehum kulubul la yefkahune biha ve lehum a’yunul la yubsîrune biha ve lehum azanul la yesmeune biha ulaike kel en’ami bel hum edall ulaike humul ğafilun

180. Ve lillahil esmaul husna fed’uhu biha ve zerullezîne yulhîdune fî esmail seyuczevne ma kanu ya’melun

181. Ve mimmen halakna ummetuy yehdune bil hakku ve bihî ya’dilun

182. Vellezine kezzebu bi ayatina senestedricuhum min haysu la ya’lemun

183. Ve umlî lehum inne keydî metîn

184. E ve lem yetefekkeru ma bi sahîbihim min cinneh in huve illa nezîrum mubîn

185. E ve lem yenzuru fî melekutis semavati vel erdî ve ma halekallahu min şey’iv ve en asa ey yekune kadîkterabe eceluhum fe bi eyyi hadîsim ba’dehu yu’minun

186. Mey yudlilillahu fe la hadiye leh ve yezeruhum fî tuğyanihim ya’mehun

187. Yes’eluneke anis saati eyyane mursaha kul innema îlmuha înde rabbî la yucellîha lil vaktiha illa hu sekulet fis semavati vel ard la te’tîkum illa bağteh yes’eluneke keenneke hafiyyun anha kul innema îlmuha îndellahi ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun

188. Kul la emliku li nefsî nef’av ve la darran illa ma şaellah ve lev kuntu a’lemul ğaybe lesteksertu minel hayr ve ma messeniyes suu in ene illa nezîruv ve beşîrul li kavmiy yu’minun

189. Huvellezî halekakum min nefsiv vahîdetiv ve ceale minha zevceha li yeskune ileyha felemma teğaşşaha hamelet hamlen hafîfen fe merrat bih felemma eskalet deavellahe rabbehuma lein ateytina salihal lenekunenne mineş şakirîn

190. Felemma atahuma salihan ceala lehu şurakae fîma atahuma fe tealellahu amma yuşrikun

191. E yuşrikune ma la yahluku şey’ev ve hum yuhlekun

192. Ve la yestetuy’une lehum nasra v ve la enfusehum yensurun

193. Ve in ted’uhum ilel huda la yettebiukum sevaun aleykum e deavtumuhum em entum samitun

194. İnnellezîne ted’une min dunillahi îbadun emsalukum fed’uhum felyestecîbu lekum in kuntum sadikîyn

195. E lehum erculuy yemşune biha em lehum eydiy yebtîşune biha em lehum a’yunuy yubsîrune biha em lehum azanuy yesmeune biha kulid’u şurakaekum summe kîduni fela tunzîrun

196. İnne veliyyiyallahullezî nezzelel kitabe ve huve yetevelles salihîyn

197. Vellezîne ted’une min dunihî la yestetîy’une nasrakum ve la enfusehum yensurun

198. Ve in ted’uhum ilel huda la yesmeu ve terahum yenzurune ileyke ve hum la yubsîrun

199. Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rîd anil cahilîn

200. Ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeîz billah innehu semiun alîm

201. İnnellezînettekav iza messehum taifum mineş şeytani tezekkeru fe izahum mubsîrun

202. Ve îhvanuhum yemuddunehum fil ğayyi summe la yuksîrun

203. Ve iza lem te’tihim bi ayatin kalu lev lectebeyteha kul innema ettebiu ma yuha ileyye mir rabbî haza besairu mir rabbikum ve hudev ve rahmetul li kavmiy yu’minun

204. Ve iza kuriel kur’anu festemiu lehu ve ensîtu leallekum turhamun

205. Vezkur rabbeke fî nefsike tedardruav ve hîyfetev ve dunel cehri minel ğafilîn

206. İnnellezîne înde rabbike la yestekbirune an îbadetihî ve yusebbihune hu ve lehu yescudun

ARAF SURESİNİN ANLAMI

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Elif. Lâm. Mîm. Sad.

2. Resulüm! Bu, sana indirilen bir Kitap’tır. Bu hususta göğsünde bir sıkıntı olmasın. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara öğüt vermen için (indirildi).

3. Rabbinizden size indirilene uyun! O’ndan başka dostlara tâbi olmayın. Ne de az öğüt alıyorsunuz!

4. Nice memleketler var ki biz onları helâk ettik. Azabımız onlara geceleyin veya gündüz uykularında iken geldi.

5. Azabımız kendilerine geldiğinde onların çağırışları: “Biz gerçekten zâlim kişilermişiz!” demelerinden başka bir şey olmadı.

6. Andolsun ki kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız. Peygamberlere de soracağız.

7. Yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız. Zira biz onlardan uzak değildik.

8. Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

9. Tartıları hafif gelenler, âyetlerimize yaptıkları haksızlıktan ötürü kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir.

10. Andolsun ki sizi yeryüzüne yerleştirdik. Orada sizin için geçimlikler yarattık. Ne de az şükrediyorsunuz!

11. Andolsun ki biz sizi yarattık, sonra size bir şekil verdik, sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin!” dedik. İblis’ten başka hepsi secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.

12. Allah: “Sana emrettiğim halde, seni secde etmekten alıkoyan nedir?” buyurdu. İblis: “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın!” dedi.

13. Allah: “İn oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Defol! Çünkü sen alçağın birisin!” dedi.

14. İblis: “Bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver!” dedi.

15. Allah: “Sen mühlet verilenlerdensin.” buyurdu.

16. İblis: “Öyle ise beni azdırdığın için andolsun ki, ben de onları saptırmak için, senin doğru yolun üzerinde tuzak kuracağım.”

17. “Sonra elbette onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenler bulamayacaksın.” dedi.

18. Allah: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki insanlardan sana kim uyarsa onları ve sizi, hepinizi cehenneme dolduracağım!” buyurdu.

19. “Ey Âdem! Sen ve eşin, beraberce cennette yerleşin. Orada olanlardan dilediğiniz yerde bol bol yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz, her ikiniz de zulmedenlerden olursunuz.”

20. Şeytan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: “Rabbiniz, sırf melek olursunuz veya burada ebedi kalanlardan olursunuz diye sizi bu ağaçtan menetti, başka bir sebepten değil.” dedi.

21. Ve onlara: “Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim.” diye yemin etti.

22. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından oralarına örtmeye başladılar. Rableri onlara: “Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” diye nidâ etti.

23. Dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki kaybedenlerden oluruz.”

24. Allah: “Birbirinize düşman olarak inin! Siz yeryüzünde bir müddet yerleşip geçineceksiniz.” buyurdu.

25. “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız.” dedi.

26. Ey Âdemoğulları! Size utanç yerlerinizi örtecek bir elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. Takvâ elbisesi ise bunlardan daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp ibret alırlar.

27. Ey Âdemoğulları! Şeytan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ana-babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Şüphesiz ki o ve kabilesinden olanlar, sizin onları görmeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.

28. Onlar bir hayâsızlık yaptıkları zaman: “Biz atalarımızı da bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti.” derler. De ki: “Allah hiçbir zaman hayâsızlığı emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’a karşı mı söylüyorsunuz?”

29. De ki: “Rabbim bana adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi O’na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na duâ edin. İlk önce sizi yarattığı gibi, yine O’na döneceksiniz.”

30. O, bir topluluğu hidayete erdirdi, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler. Böyle iken onlar kendilerinin doğru yolda bulunduklarını, hidayete erdirilmiş olduklarını zannederler.

31. Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyin. Yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.

32. Resulüm! De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı süsü ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde ise yalnız inananlara tahsis edilmiştir.” İşte biz bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

33. De ki: “Rabbim hayâsızlığın açığını da gizlisini de, günahı, haksız yere haddi aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”

34. Her ümmetin belirli bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne öne geçebilirler.

35. Ey Âdemoğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatmak üzere peygamberler gelir de, kim Allah’tan korkar ve hâlini düzeltirse onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

36. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklük taslayanlar ise ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

37. Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zâlim kim vardır? Onların kitaptan nasipleri kendilerine erişecektir. Nihayet elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınız nerede?” derler. Onlar da: “Uzaklaşıp gittiler!” derler ve kâfir olduklarına dâir kendi aleyhlerinde şâhitlik ederler.

38. Allah: “Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin!” der. Her ümmet girdikçe kendini sapıtan yoldaşına lânet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için: “Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver!” derler. Allah: “Hepsinin kat kattır, amma bilmezsiniz.” der.

39. Öncekiler sonrakilere: “Sizin bizden üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın!” derler.

40. Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenlere göğün kapıları açılmaz, deve iğnenin deliğinden geçmedikçe de cennete giremezler. Suçluları işte biz böyle cezalandırırız!

41. Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Biz zâlimleri işte böyle cezalandırırız.

42. İman edip de sâlih ameller işleyenlere gelince, -ki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemeyiz- işte onlar cennet ehlidirler, onlar orada ebedî kalacaklardır.

43. Biz onların gönüllerindeki kinleri çıkarır atarız. Altlarından ırmaklar akmaktadır. Ve onlar derler ki: “Lütfedip hidayeti ile bizi buna kavuşturan Allah’a hamdolsun. Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık. Andolsun ki Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.” Onlara: “İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık olarak o size miras verildi.” diye seslenilir.

44. Cennetlikler cehennemliklere: “Biz Rabbimizin bize vâdettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vâdettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar da: “Evet gerçek bulduk.” derler. Aralarında bir münâdî: “Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun!” diye seslenir.

45. Onlar Allah yolundan alıkoyarlar ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışırlar. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.

46. İki taraf arasında bir perde ve A’raf üzerinde bunların hepsini simâlarıyla tanıyan adamlar vardır. Onlar cennet halkına: “Selâm sizin üzerinize olsun!” diye seslenirler. Kendileri cennete girmemişler, fakat girme iştiyakı içindedirler.

47. Gözleri cehennem halkı tarafına doğru çevrildiği zaman: “Ey Rabbimiz! Bizi zâlimler topluluğu ile beraber bulundurma!” derler.

48. A’raf ehli simâlarından tanıdıkları adamlara seslenerek derler ki: “Ne taraftarlarınızın çokluğu, ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir fayda sağlamadı.”

49. “Allah’ın rahmetine eriştirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıdır?” (Ve cennet ehline dönerek derler ki): “Girin cennete! Artık size hiçbir korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız.”

50. Cehennemlikler cennetliklere: “Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği nimetlerden biraz da bize verin!” diye seslenirler. Onlar da derler ki: “Doğrusu Allah bunları kâfirlere haram etti.”

51. O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler. Dünya hayatı onları aldattı. Onlar bugünleriyle karşılaşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi bile bile nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları unuturuz.

52. Andolsun ki biz onlara ilim ile açıkladığımız, inanan bir topluluk için hidayet ve rahmet olarak bir kitap getirdik.

53. Onlar onun te’vilinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onun te’vili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıkacağı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler veya geriye döndürülmemiz mümkün mü ki, yapmış olduklarımız amellerden başkasını yapalım?” Onlar cidden kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler de kendilerini bırakıp gitti.

54. Şüphesiz ki Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş’ı istivâ etti (Arş üzerinde hükümran oldu). O, geceyi, durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter. Güneş, ay ve yıldızlar emrine boyun eğmiştir. İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!

55. Rabbinize yalvara yakara gizlice duâ edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.

56. Islâh edildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Korkarak ve umarak O’na duâ edin. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti muhsinlere yakındır.

57. O ki rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci gönderir. Nihayet o rüzgârlar ağır ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir memlekete sevkederiz. Onunla oraya su indirir ve o su ile orada her türlüsünden meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de biz böyle çıkaracağız. Umulur ki bundan ibret alırsınız.

58. Güzel olan beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar, kötü olan beldeden ise faydasız bitkiden başka bir şey çıkmaz. İşte biz şükreden bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

59. Andolsun ki Nuh’u kavmine gönderdik. “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka ilâhınız yoktur. Doğrusu ben üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.” dedi.

60. Kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.”

61. Nuh onlara dedi ki: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yoktur, ancak ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim.”

62. “Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size öğüt veriyorum. Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”

63. “Sakınıp korunmanız ve böylece merhamete nâil olmanız için, aranızdan sizi uyaracak bir adam vasıtası ile, Rabbinizden size bir zikir (bir haber) gelmesine şaşıyor musunuz?”

64. Nuh’u yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalan sayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavim idiler.

65. Âd kavmine kardeşleri Hûd’u gönderdik. Onlara: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi.

66. Kavminden ileri gelen kâfirler: “Doğrusu biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve seni yalancılardan sanıyoruz.” dediler.

67. O da dedi ki: “Ey kavmim! Bende hiçbir beyinsizlik yoktur. Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”

68. “Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”

69. “Sizi uyarması için içinizden bir adama, Rabbinizden bir zikir (haber) gelmesine mi hayret ediyorsunuz? Düşünün ki O sizi Nuh kavminden sonra halifeler kıldı ve yaratılış itibariyle sizi onlardan üstün yaptı. O halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa erdirilesiniz.”

70. Dediler ki: “Sen bize yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın taptıklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru sözlülerden isen hadi bizi tehdit edip durduğun azabı başımıza getir.”

71. Hûd dedi ki: “Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Öyleyse bekleyedurun, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”

72. Böylece biz de Hûd’u ve onunla beraber olanları katımızdan bir rahmetle kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmemiş olanların da kökünü kestik.

73. Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir mucize gelmiştir. İşte şu Allah’ın devesi, size bir mucizedir. Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acıklı bir azap yakalar.”

74. Düşünün ki Âd kavminden sonra sizi yeryüzünde halifeler yaptı. Sizi onların yerine yerleştirdi. Ovalarında köşkler kurup, dağlarında kayadan evler yontuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklık çıkarmayın.

75. Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, aralarında iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere alay yollu: “Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” dediler. Onlar da “Şüphesiz ki biz onunla gönderilene inananlarız.” dediler.

76. Büyüklük taslayanlar: “Biz sizin inandığınızı inkâr edenleriz.” dediler.

77. Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: “Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı getir!” dediler.

78. Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çökekaldılar.

79. Böylece onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin risaletini tebliğ etmiş ve size öğüt vermiştim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”

80. Lut’u da kavmine gönderdik. Kavmine dedi ki: “Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?“

81. “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz aşırı giden bir kavimsiniz.”

82. Kavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: “Onları (Lut âilesini) memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar güya temiz kalmaya uğraşan insanlarmış!”

83. Biz de onu ve âilesini kurtardık. Yalnız karısı geride kalıp helâka uğrayanlardan oldu.

84. Geride kalanların üzerine öyle bir taş yağmuru yağdırdık ki! Bak işte! Suçluların sonu nasıl oldu?

85. Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Onlara dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. Ölçüyü tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Islah edildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanıyorsanız böylesi sizin için daha hayırlıdır.”

86. “Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!”

87. “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanır bir kısmı da inanmazsa, o halde Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

88. Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri dediler ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden çıkaracağız, yahut dinimize dönersiniz.” O da: “Biz istemesek de mi?” dedi.

89. “Allah bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra tekrar dininize dönersek, Allah’a karşı iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikten sonra geri dönmemiz bizim için olacak şey değil! Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah’a güvendik.” Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adâletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.

90. Kavminin ileri gelen kâfirleri dediler ki: “Eğer Şuayb’e uyarsanız, yemin ederiz ki bu takdirde ziyan edenlerden olacaksınız.”

91. Derken kendilerini müthiş bir sarsıntı yakalayıverdi, yurtlarında dizüstü çökekaldılar.

92. Şuayb’i yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Asıl ziyana uğrayanlar, Şuayb’i yalanlayanlar oldu.

93. Şuayb onlardan yüz çevirdi. “Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım?” dedi.

94. Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdikse oranın halkını yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

95. Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: “Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu.” dediler. Biz de onları hiç hatırlarından geçmediği bir anda ansızın yakaladık.

96. Eğer o memleketlerin halkı inansalardı ve bize karşı gelmekten sakınsalardı; elbette onlara göğün ve yerin bolluklarını verir, bereketler açardık. Fakat yalanladılar, biz de onları yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.

97. Yoksa o memleketlerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelemeyeceğinden emin mi oldular?

98. Yahut o memleketlerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelemeyeceğinden emin mi oldular?

99. Allah’ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası Allah’ın tuzağından emin olmaz.

100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki; eğer biz dileseydik, onları da günahlarından dolayı cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de, artık hiç işitmezler.

101. İşte o memleketler!.. Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarından ötürü inanmadılar. İşte Allah kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.

102. Onların çoğunda sözünde durma diye bir şey bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmış fâsık kimseler olarak bulduk.

103. Onlardan sonra da Musa’yı âyetlerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik. Onlar bu âyetlere karşı zâlimlik ettiler. Bir bak, fesatçıların âkibeti nasıl oldu?

104. Musa dedi ki: “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”

105. “Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden apaçık bir delil getirdim. Artık İsrâiloğullarını benimle beraber gönder.”

106. Firavun dedi ki: “Eğer bir âyet (mucize) getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan, onu göster!”

107. Bunun üzerine asasını yere attı. Bir de ne görsünler! Apaçık bir ejderha!

108. Ve elini çıkardı. Bir de ne görsünler! O da bakanlara bembeyaz görünüyor!

109. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Bu gerçekten çok bilgili bir sihirbazdır!”

110. “Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne emredersiniz?”

111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini beklet. Şehirlere de toplayıcılar gönder.”

112. “Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.”

113. Sihirbazlar Firavun’a gelip: “Biz galip gelirsek, bize ücret vardır değil mi?” dediler.

114. O da: “Evet, o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız!” dedi.

115. Dediler ki: “Ey Musa! Sen mi önce atacaksın, yoksa biz mi atalım?”

116. “Siz atın!” dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca halkın gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.

117. Biz de Musa’ya: “Asanı at!” diye vahyettik. Bir de ne görsünler! Onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.

118. Böylece hak yerini buldu ve onların yaptıkları bir hiç olup gitti.

119. İşte orada yenildiler, küçük düştüler.

120. Sihirbazlar hep birden derhal secdeye kapandılar.

121. “Âlemlerin Rabbine iman ettik.” dediler.

122. “Musa ve Harun’un Rabbine.”

123. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden O’na iman mı ettiniz? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmanız için kurduğunuz bir tuzaktır. Fakat siz göreceksiniz!”

124. “Andolsun ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra da hepinizi asacağım!”

125. Dediler ki: “Şüphesiz ki biz Rabbimize döneceğiz.”

126. “Rabbimizin âyetleri gelince, sırf onlara inandığımız için bizden intikam almak istiyorsun! Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslümanlar olarak canımızı al!”

127. Firavun’un kavminden ileri gelenleri: “Musa’yı ve kavmini yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapsınlar; seni de, ilâhlarını da terketsinler diye mi bırakıyorsun?” dediler. Firavun: “Oğullarını öldürtürüz, kadınlarını sağ bırakırız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz.” dedi.

128. Musa kavmine dedi ki: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Yeryüzü şüphesiz Allah’ındır, kullarından dilediğini ona vâris kılar. Hayırlı âkibet Allah’tan korkanlarındır.”

129. Dediler ki: “Sen bize gelmezden önce de, sen bize geldikten sonra da hep eziyete uğradık.” Musa da: “Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl hareket edeceğinize bakacaktır.” dedi.

130. Andolsun ki biz Firavun hânedânını düşünüp ibret alırlar diye yıllarca kuraklığa, mahsul kıtlığına uğrattık.

131. Onlara bir iyilik geldiği zaman: “Bu bizim hakkımızdır.” derlerdi. Bir kötülük dokununca, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler.

132. Ve dediler ki: “Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana iman etmeyeceğiz.”

133. Bunun üzerine biz de birbirinden ayrı mucizeler olarak başlarına sel baskını, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan gönderdik. Yine de kibirlerine yediremediler. Onlar öyle günahkârlar gürûhu idiler.

134. Azap üzerlerine çökünce: “Ey Musa! Sana verdiği söz yüzü suyu hürmetine, bizim için Rabbine duâ et. Eğer bu azabı bizden kaldırırsan, andolsun ki sana kesinlikle inanacağız ve İsrâiloğullarını seninle beraber göndereceğiz.” dediler.

135. Biz onlardan, geçinecekleri bir süreye kadar azabı kaldırınca, hemen sözlerinden dönüverdiler.

136. Biz de bu yüzden onlardan intikam aldık, âyetlerimizi yalanlayıp umursamadıkları için hepsini denizde boğduk.

137. Hor görülüp hırpalanan o kavmi de, mübarek kıldığımız yerin doğularına ve batılarına mirasçı yaptık. Sabretmelerine karşılık, Rabbinin İsrâiloğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta ve yükseltmekte oldukları şeyleri yıkıp yok ettik.

138. İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Orada gönülden putlara tapan bir topluluğa rastladılar. Dediler ki: “Ey Musa! Onların ilâhları olduğu gibi bize de bir ilâh yap!” O da dedi ki: “Siz gerçekten câhil bir kavimsiniz.”

139. Şüphesiz ki onların içinde bulundukları (din) yok olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları da bâtıldır.

140. Dedi ki: “Allah sizi âlemlere üstün kılmış iken, ben size Allah’tan başka ilâh mı arayayım?”

141. Hatırlayın o zamanı ki, biz sizi Firavun hânedânından kurtarmıştık. Onlar size işkencenin en kötüsünü yapıyorlardı; oğullarınızı öldürüp, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bütün bunlarda, Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı.

142. Musa ile otuz geceye sözleştik, buna on gece daha ilâve ettik. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit, kırk gece olarak tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: “Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme!”

143. Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuştuktan sonra: “Rabbim! Zâtını bana göster, sana bakayım.” dedi. Allah: “Sen beni aslâ göremezsin. Fakat şu dağa bak! Eğer o yerinde durursa, sen de beni görürsün.” buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince, onu yerle bir etti. Musa da baygın düştü. Ayılınca: “Allah’ım! Seni tenzih ederim, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim.” dedi.

144. Allah: “Ey Musa! Seni peygamber göndermem ve seninle konuşmamla, seni insanlar arasından seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!” buyurdu.

145. Biz Musa için levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık. “Onlara sıkıca sarıl, kavmine de emret, en güzel şekilde tutsunlar. İleride size yoldan çıkmış fâsıkların harap olan yurdunu göstereceğim.”

146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimi idrâkten çevireceğim, anlamaktan mahrum edeceğim. Onlar bütün âyetleri (mucizeleri) görseler yine de iman etmezler. Doğru yolu görseler, onu yol olarak benimsemezler. Azgınlık yolunu görseler hemen onu yol edinirler. Bu böyledir. Çünkü onlar âyetlerimizi yalanlamışlar ve onları umursamaz olmuşlardır.

147. Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayanların bütün yaptıkları ameller boşa gitmiştir. Onlar yapmakta olduklarının karşılığından başka bir şeyle mi cezalandırılırlar?

148. Musa’nın kavmi; onun ardından kendi ziynetlerinden canlıymış gibi böğüren buzağı heykeli yaparak onu ilâh edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu ilâh olarak benimsediler ve zâlimler oldular.

149. (Pişmanlıklarından) başları elleri arasına düşürülüp de, kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, andolsun ki en büyük ziyana uğrayanlardan olacağız.”

150. Musa, kavmine öfkeli ve üzgün bir halde dönünce: “Ben sizi geride bırakıp gidince ne kötü olmuşsunuz. Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?” dedi. Elindeki Tevrat levhalarını bırakıverdi ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): “Anamın oğlu! Bunlar beni zayıf görüp hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. Bana düşmanları sevindirecek şekilde davranma. Beni bu zâlimler gürûhu ile bir tutma!” dedi.

151. Musa: “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine dâhil et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” dedi.

152. Buzağıyı ilâh olarak benimseyenler, Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır. İşte biz böyle cezalandırırız iftira edenleri!

153. Kötülükleri işleyip ardından tevbe eden ve iman edenler bilsinler ki; Rabbin bu hareketlerinden sonra onları şüphesiz ki bağışlar ve merhamet eder.

154. Musa’nın öfkesi geçtikten sonra levhaları aldı. Onların bir nüshasında: “Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardır.” yazılmıştı.

155. Musa, tayin ettiğimiz vakit için kavminden yetmiş kişiyi seçti. Onları bir sarsıntı tutunca, dedi ki: “Rabbim! Dileseydin bunları da beni de daha önce helâk ederdin. Aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helâk eder misin? Bu senin imtihanından başka bir şey değildir. Sen bu imtihanınla dilediğini dalâlete düşürür saptırırsın, dilediğini de hidayete götürür doğru yola iletirsin. Bizim dostumuz sensin. Bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın.”

156. “Bize dünyada da iyilik yaz, ahirette de. Biz sana yöneldik.” Allah buyurdu ki: “Ben kimi dilersem onu azabıma uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Ben onu Allah’tan korkup kötülükten sakınanlara, zekâtını verenlere ve âyetlerimize imân etmiş olanlara yazacağım.”

157. Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o Elçi’ye, o ümmî Peygamber’e uyarlar. O Peygamber kendilerine iyiliği emreder, kötülükten men eder. Onlara temiz şeyleri helâl, çirkin şeyleri de haram kılar. Onların ağır yüklerini, sırtlarındaki zinciri kaldırıp atar. İşte o Peygamber’e inanan, saygı gösterip aziz tutan, ona yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar kurtuluşa ve saâdete erenlerdir.

158. Resulüm! De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. Diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah’a ve O’nun ümmî Peygamber’ine, Allah’a ve O’nun kelimelerine inanan Peygamber’ine iman edin. Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız.

159. Musa’nın kavminden öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve hak ile hüküm verirler.

160. Biz onları (Yakub’un oniki oğlundan gelen) oniki torun kabileye ayırdık. Kavmi ondan su isteyince ona: “Âsânı taşa vur!” diye vahyettik. Ondan oniki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri bildi. Sonra bulutu üzerlerine gölge yaptık. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve güzel olanlarından yiyin!” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.

161. Onlara denildi ki: “Şu şehirde oturun. Orada dilediğiniz gibi yiyin. ‘Hıtta (bizi affet!)’ deyin ve kapısından secde ederek girin ki, biz de hatalarınızı bağışlayalım. Biz iyilik edenlere daha da artıracağız.”

162. Fakat içlerinden zâlim olanlar, kendilerine söylenen sözü başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulümlerinden dolayı gökten üzerlerine iğrenç bir azap gönderdik.

163. Onlara şu deniz kıyısındaki şehrin durumunu sor! Hani onlar Cumartesi yasaklarına saygısızlık edip ilâhî sınırı aşıyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak sürü halinde akın akın yanlarına geliyordu. Diğer günler ise gelmiyorlardı. Biz onları yoldan çıkmaları sebebiyle böylece imtihan ediyorduk.

164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dediler. Onlar da: “Rabbinize karşı mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’tan korkarlar diye.” cevabını verdiler.

165. Onlar kendilerine verilen öğüdü unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden dolayı şiddetli bir azap ile yakaladık.

166. Böylece onlar kibirlerinden dolayı kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince kendilerine: “Aşağılık birer maymun olunuz!” demiştik.

167. Rabbin yeminle şunu bildirdi: Elbette tâ kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü yapacak kimseler gönderecektir. Şüphesiz ki Rabbin cezayı çabuk verendir ve O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

168. Biz (yahudileri) yeryüzünde birçok topluluklara ayırdık. İçlerinden bazıları iyi kimselerdir. (İslâm’ı kabul edenlerdir). Bundan aşağı olanlar da vardır. Belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.

169. Arkalarından onların yerine Kitab’a vâris olan bir takım kimseler geldiler. Şu aşağılık dünyanın geçici menfaatini alıyorlar ve: “Biz nasıl olsa bağışlanacağız.” diyorlardı. Onlara buna benzer bir menfaat daha gelse onu da almaktan tereddüt etmezler. Allah’a karşı gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dâir Kitap’ta onlardan söz alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri ders olarak okumamışlar mıydı? Allah’tan korkanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Hâlâ düşünmüyor musunuz?

170. Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz ıslah edenlerin mükâfatlarını zâyi etmeyiz.

171. Bir zaman da dağı üzerlerine gölge gibi kaldırıp tutmuştuk da, üstlerine düşecek sandılar. “Size verdiğimiz (Kitab’ı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın. Umulur ki sakınırsınız.” dedik.

172. Hani Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkarıp almıştı ve onları kendi kendilerine karşı şâhit tutmuştu. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da: “Evet Rabbimizsin, buna şâhidiz.” dediler. İşte bu şâhitlendirme, kıyamet günü: “Bizim bundan haberimiz yoktu.” dememeniz içindi.

173. Veya: “Daha önce babalarımız Allah’a şirk koştu, biz de onlardan sonra gelen nesildik. Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk eder misin?” dememeniz içindi.

174. İşte biz âyetleri böylece açıklıyoruz. Umulur ki dönerler.

175. Onlara o kimsenin haberini de anlat ki, kendisine âyetlerimizden vermiştik. Fakat o bunlardan sıyrılıp çıkmıştı. Derken şeytan onu arkasına takmış, nihayet azgınlardan olmuştu.

176. Dileseydik elbette onu bu âyetlerle yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer. Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünüp ibret alırlar.

177. Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmeden bir topluluğun misali ne kötüdür!

178. Allah’ın hidayet edip doğru yola sevk ettiği kimse doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, işte onlar mahvolanlardır.

179. Andolsun ki biz cinlerden ve insanlardan pek çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, fakat o kalplerle anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapık ve şaşkındırlar. Ve işte onlar gafillerdir.

180. En güzel isimler Allah’ındır. O halde Allah’a o güzel isimlerle duâ edin. O’nun isimleri hususunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yakında yaptıklarının cezalarını göreceklerdir.

181. Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve hak ile hüküm verirler.

182. Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâka yaklaştıracağız.

183. Onlara mühlet veririm. Çünkü benim tuzağım çetindir.

184. Hiç düşünmediler mi ki, arkadaşlarında delilikten hiçbir eser yoktur. O ancak apaçık bir uyarıcıdır.

185. Onlar göklerin ve yerin melekûtuna, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye bakmazlar mı? Belki de ecelleri yaklaşmıştır. Bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?

186. Allah’ın saptırdığını yola getirecek yoktur, onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bocalayıp dururken bırakır.

187. Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Resulüm! De ki: “Onu ancak Rabbim bilir. Onun vaktini O’ndan başka bilecek yoktur. Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.” Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resulüm! De ki: “Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

188. De ki: “Ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar vermeye sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir kötülük dokunmazdı. Ben sadece iman eden bir topluluk için uyarıcı ve müjdeciyim.”

189. Sizi bir tek candan yaratan ve ondan da gönlünün ısınıp huzura kavuşacağı eşini vâreden Allah’tır. Ne vakit ki o, eşini örtüp bürüyünce hafif bir yük yüklendi. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca Rableri olan Allah’a: “Eğer bize sâlih bir çocuk verirsen muhakkak ki şükredenlerden olacağız.” diye duâ ettiler.

190. Fakat Allah onlara sâlih bir evlât verince, kendilerine verdiği bu nimet hakkında Allah’a ortak koştular. Oysa Allah, onların şirk koşmalarından çok yücedir.

191. Kendileri yaratıldığı halde, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi şirk koşuyorlar?

192. Onlar ne tapanlara ne de kendilerine hiçbir şekilde yardım edemezler.

193. Onları doğru yola çağıracak olursanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir.

194. Doğrusu Allah’ı bırakıp da taptığınız şeyler sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler!

195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var? Tutacakları elleri mi var? Görecekleri gözleri mi var? İşitecekleri kulakları mı var? De ki: “Ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun ve bana göz bile açtırmayın!”

196. “Şüphesiz ki benim dostum, Kitab’ı indiren Allah’tır. Sâlihlerin işlerini O görür.”

197. “Sizin O’nu bırakıp da taptıklarınız ise, size yardım edemedikleri gibi, kendilerine de yardım edemezler.”

198. Onları hidayete çağırsanız işitmezler. Onların sana baktıklarını görürsün. Oysa onlar görmezler.

199. Af yolunu tut, iyiliği emret, câhillerden yüz çevir.

200. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O işitendir, bilendir.

201. Takvâya erenler, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca Allah’ı zikrederler. Bir de bakarsın ki onlar gerçeği görüp bilmişlerdir bile.

202. (Şeytanların) kardeşlerine gelince; şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.

203. Onlara bir âyet getirmediğin zaman: “Sen kendin bir tane derleyip getirseydin ya!” derler. De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu, Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır). İman eden bir topluluk için hidayet ve rahmettir.”

204. Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size merhamet edilsin.

205. Rabbini gönülden, yalvararak, boynu bükük ve ürpererek hafif sesle sabah-akşam zikret! Sakın gafillerden olma.

206. Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmezler. O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

ARAF SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?

یابَنىِ ءَادَمَ خُذُواْ زِینَتَكمُ‏ْ عِندَ كلُ‏ِّ مَسْجِد Ey Âdemoğulları, namaz kılacağınız her vakit, kıyafetinizi giyin, süslenin; Cahiliyet döneminde ki Araplar Kâbe’yi kıyafetsiz ve çıplak bir şekilde tavaf etmekteydiler. Bu ayet-i kerime bu konu hakkında nazil olarak tavaf esnasında kıyafet giyilmesini emretti.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي لاَ يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلاَّ هُوَ Senden kıyâmetin ne vakit kopacağını sorarlar. De ki: Onu ancak Rabbim bilir. Vakti geldi mi onu ancak o izhâr eder; Bazıları ( Yahudi kavminden veya Kureyş’ten bir grup) Allah Resulü’nün (s.a.a) yanına gelerek kıyametin ne zaman kopacağı hakkında soru sordular. Bu ayet-i kerime işte bu grubun sorduğu soru karşılığında nazil oldu.

قُل لاَّ أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا إِلاَّ مَا شَاء اللّهُ وَلَوْ كُنتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لاَسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِيَ السُّوءُ De ki: Allah’ın dilediğinden başka kendime ne bir fayda vermeye gücüm yeter, ne bir zarardan kaçınmaya. Gaibi bilseydim daha fazla hayır elde etmek isterdim ve bana bir kötülük gelmezdi. Mekke ahalisi Allah Resulünden (s.a.a) şöyle bir soru sordular: Acaba senin Allah’ın ucuz mallar pahalanmadan önce sen satın alasın ve kar elde edesin diye seni haberdar mı ediyor? Yeşil otlaklar kurumadan önce yeşil otlaklara gidesin diye sana haber mi veriyor? Bu ayet-i kerime de bu soruyu soranlara karşılık nazil oldu.

وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ Bunun için Kur’ân okunduğu zaman, O’na kulak verin, sesinizi kesip dinleyin. Müslümanlar cemaat namazı kıldıkları esnada cemaat imamıyla birlikte Kuran okuyorlardı. Yukarıda ki ayet-i kerime nazil olarak Müslümanları cemaat namazı kıldıkları sırada sessiz olmaya ve cemaat imamının okumuş olduğu Kuran kıraatine teveccüh etme emrini verdi.

A’RAF SÛRESFNİN FAZİLETİ VE YARARLARI

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim A’raf suresini okumaya devam ederse, kıyamet gününde Adem (Aleyhisselam) o kişiye şefaat eder.”(Kadı Beyzavi, Beyzavi Tefsir (Envarut-Tenzil ve Esrarut-Te’vil), 1/373)

İki: İmam sadık (a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Her kim Araf suresini her ay okursa kıyamet gününde korkusu ve üzüntüsü olmayan kimselerden olacak. Ve eğer her Cuma günü okursa kıyamet gününde hesabı olmayan kimselerden olacaktır”.

Üç: imam Sadık (a.s.) şöyle burmuşlardır: “Bu surede muhkem ayetler bulunmaktadır. Okumasını ve bu hükümleri terk etmeyiniz. Zira kıyamet gününde kıraat edenlere şahadet edeceklerdir”.

A’raf Suresinin Sırları Hakkında Rivayetler

1- Dünya ve ahiret mutluluğu için çokça okunmalıdır.

2 – Akşam namazından sonra okuyanın ilmi artar.

3 – Sara nöbeti tutan kişiye [A’raf 1, Taha 1, Şu’ara 1, Meryem 1, Yasin 1-2, Şura 1-2 ve Kalem 1] ayetleri okunursa bi-iznillah şifa bulur.

4 – Her kim A’raf Suresinin 1-3 ayetlerini çokça okur veya üzerinde taşırsa, verdiği kararda isabetli olur ve sıkıntılarından kurtulur, herkes tarafından sevilen bir kişi olur.

5 – Kazancının bol ve bereketlenmesini isteyen bir kişi A’raf suresinin 10. ayetini çokça okumalı ve yazıp bir köşeye asmalıdır.

6 – Şeytanın vesvesei ile yasak ağaçtan meyve yiyen Adem (aleyhisselam) ile hz. Havva dünyaya gönderilince hatalşarından dolayı göz yaşı dökerek Araf Suresinin 23. ayetinde belirtilen şekilde dua ve tövbe etmişlerdi ve Allah’u Tealada kabul etmişti. İnşaallah biz de samişmiyet ile tövbe edersek, bizimde tövbemizi kabul buyurur.

7 – Her kim sihir, büyü ve nazardan kurtulmak isterse, şu reçeteyi uygulamalıdır: A’raf Suresinin 31-32. ayetlerini zağferan ve gülsuyu karışımı bir su ile kab içerisine yazmalı ve o kabın üzerini beyaz üzüm şırası ile doldurmalı ve bu şıradan bir miktar yüzüne ve alnına sürmeli ve bu suyu yediği yemeğe, içtiği suya karıştırmalıdır.

8 – Her kim iki dargın kişinin arasını yapmak, barıştırmak isterse, şunu yapmalıdır: A’raf suresinin 43. ayetini bir meyve (bilhassa incir) üzerine yazıp taraflara yedirmelidir. Veya topraktan pişirilmiş bir kap içerisine zağferan ve gül suyu karışımı bir su ile bu ayeti kerimeyi yazıp, üzerine su ilave ederek bu suyu kalp hastalarına içirilirse, bi-iznillah şifa olur.

9 – Her kim A’raf suresinin 54-56. ayetlerini okur ve bu okuyuşu ile uykusunun azalmasına niyet ederse, uyku ihtiyacından kurtularak beklediğine ulaşır. Başka bir rivayette ise şöyledir: ” Kişinin yatmadan evvel A’raf suresinin 54-56. ayetleri ile İsra suresinin son iki ayetini okuması müstehaptır. Zira bu ayetleri okuyup da uyuyanların elbislşerinin içine, onları korumakla görevli bir melek girerek kendileri için istiğfar edeceği bildirilmiştir.”(Zebidi, İthaf, 5/161)

10 – Her kim büyülenmiş bir kişiyi o sıkıntıdan kurtarmak isterse, [A’Raf 117-120, Yunus 81-82,] ayeti kerimelerini bir kap suyun üzerine okumalı ve o suyu büyülenen kişinin başından aşağı dökmelidir.

Enfal suresi okunuşu, anlamı, fazileti

Akdamar tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini ağırlıyor

40 yıllık savaşın acısı müzede sergileniyor

Kolombiya'da göstericiler ve polis arasında arbede

Washington'da yaşayan Türklerden protesto

Ailesiyle tartıştı evini yaktı

Günün diğer manşetleri

Türk vatandaşı kimdir? Gazeteci Uğur Mumcu'dan dinleyin

Teknolojinin geldiği son nokta! 5G üzerinden kazı yaptı

Almanya'nın Münih kentindeki bir kepçe operatörü 5G bağlantısı üzerinden, Güney Kore'deki bir iş sahasında kazı yapıyor.

Marmara Denizi'nin rengi değişti

Marmara Denizi'nin Tekirdağ sahilinde plankton çoğalmasıyla deniz suyu renginde oluşan turunculuk devam ediyor.

Savunma sanayinin yeni yıldızı: SONGAR

Milli savunmada gelişme devam ederken, Türk savunma sanayi şirketi Asis Elektronik ve Bilişim Sistemleri A.Ş. üzerine makineli tüfek monte edilmiş uzaktan kumandalı insansız hava aracı (İHA) geliştirdi

Çirkefliğin böylesi

İstanbul Havalimanı'nda seferini bekleyen bir yolcu, uçağının rötar yapması üzerine özel şirket personeli kadına ağzı alınmayacak sözlerle hakaret etti.

Türkiye, Rusya ve İran'dan ABD'nin Golan kararına sert tepki!
Batı Müslümanlara yönelik nefreti görmezden geliyor!
İlandır
Veliaht Prens'in güç sarhoşluğu ve Suudileri bekleyen tehlike!
Seçimsiz dönemin şifresi: Yatırım
CHP'nin İstanbul algısı YSK kararlarıyla ellerinde patladı!
Üç kat fazla tazminat alabilirsiniz
Bakan Soylu'dan suç duyurusuna ilişkin açıklama
Türkiye'den ABD'nin tehdidine rest!
YSK İstanbul mesaisinde sona yaklaştı
40 yıllık savaşın acısı
Tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini ağırlıyor
İskandinav Hava Yolları'nda pilot krizi
Yeni İHA sahalara iniyor
Kuzey Irak'a hava harekatı

AÖL sınav sonuçları ne zaman açıklanacak? Nasıl öğrenilir?

Açıköğretim lisesi öğrencileri heyecanla sınav sonuçlarının açıklanmasını bekliyor. Peki AÖL sınav sonuçları ne zaman açıklanacak? Nasıl öğrenilir? 6 ve 7 Nisan tarihlerinde yapılan sınavlarının sonuçlarının açıklanacağı tarih belli oldu. İşte AÖL sınav sonuçları hakkında bilinmesi gereken detaylar....

Yahudi ve Hıristiyanlar cennete girecek mi?

Sigara nasıl bırakılır?

Ülkemizde sigara kullanımı oldukça yüksek. Her yıl binlerce insan sigaranın verdiği zararlardan dolayı hayatını kaybetmektedir. Peki Sigara nasıl bırakılır?

Altın fiyatlarındaki son durum ne? 26 Nisan 2019

Dolar fiyatlarının artması ile birlikte altında da yükseliş yaşandı. Peki Altın fiyatlarındaki son durum ne? 26 Nisan 2019 günü gram çeyrek ve tam altın fiyatları ne kadar? İşte detaylar...

Hz. İsa (a.s) ne zaman doğdu?

Hz. İsa (a.s) ne zaman doğdu? Bu yazımızda Hz. İsa'nın doğumu hakkında her şeyi bulabilirsiniz. İşte Ayet ve hadisler ışığında Hz. İsa'nın (a.s.) doğumu…

En Çok Okunan Haberler