İslam'a göre çocuğa nasıl isim verilir?

Güncelleme: 21.01.2019 15:17

Ezan ve kamet çocuğa yapılan ilk îman telkinidir. Çünkü ezanın mânâ ve muhtevâsında tekbir, tevhid, nübüvvet ve namaz gibi dinin esasları bulunmaktadır. Yeni doğan çocuğu, usûl olarak babası veya kim ismini verecekse sağ kulağı göğse gelecek şekilde kucağına alır. Normal sesle ezan okur. Sonra da ‘Yavrum, senin ismini (Abdullah)….. koyduk. Allah sana bereket versin’ der. Peki İslam'a göre çocuğa nasıl isim verilmeli? Doğduğu ilk gün çocuğa isim verilir mi? İslamda çocuğa isim koyma hakkı kime aittir? Ayrıntılar haberimizde...

Ezan ve kamet çocuğa yapılan ilk îman telkinidir. Çünkü ezanın mânâ ve muhtevâsında tekbir, tevhid, nübüvvet ve namaz gibi dinin esasları bulunmaktadır. Yeni doğan çocuğu, usûl olarak babası veya kim ismini verecekse sağ kulağı göğse gelecek şekilde kucağına alır. Normal sesle ezan okur. Sonra da ‘Yavrum, senin ismini (Abdullah)….. koyduk. Allah sana bereket versin’ der. Peki İslam'a göre çocuğa nasıl isim verilmeli? Doğduğu ilk gün çocuğa isim verilir mi? İslamda çocuğa isim koyma hakkı kime aittir? Ayrıntılar haberimizde...

Ebû Râfi (r.a.) anlatıyor:

‘‘Hz. Hasan dünyaya geldiği zaman Resûlullah’ın onun kulağına ezan okuduğunu gördüm.’’ (Ebu Davud, Edeb, 107-116, (5105); Tirmizî, Edahî, Bab 17, Hadis No: 1514; Ahmed b. Hanbel, VI / 9,291) Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylese de diğer muhaddisler zayıf olduğunu delillendirdi.

Doğduğu ilk gün çocuğa isim verilir mi? 

İslâmî eserlerde çocuğa doğumunun üçüncü, bazıların­da ise yedinci günü isim verilir. Hz. Muhammed (s.a.v.), Mâriye validemizden doğma oğlu İbrahim için,

“Bu gece bir oğlum oldu. O’na atam İbrahim’in adını koydum.” buyurdu. (Müslim, Fedâil, 62 (2315); Ebû Dâvûd, Cenâiz, 24)

Âlimlerin büyük çoğunluğu yeni doğan çocuğa yedinci günde isim vermenin daha fazîletli olduğu görüşüne varmıştır. Hz. Enes naklediyor:

“Sadece doğduğu ilk günde çocuğu isim vermenin câiz olduğuna delâlet eder. Fakat müstehap olduğuna delâlet etmez.” (el-Muğnî, c: 9, s: 356)

İslamda çocuğa isim koyma

Yeni doğan çocuğa veya ihtida eden kimseye İslâmî geleneklere göre isim verilir. Varlıkların sembolü demek olan adların ilk defa Allah tarafından Hz. Adem’e (a.s.) öğretildiği bilinir. İlk yaratılan şeyleri tespite çalışan müfessirler, bu arada adı da söz konusu etmektedirler.

Türklerin İslâmiyet’i kabulünden önce, animist inançta olmalarının ve tabiatta bazı varlıklara tapınmalarının etkisi ile, başlangıçtaki Türk isimleri yırtıcı hayvan, kuş ve dış tesirlere dayanıklı maddelerden seçilmiş, çocuklara Bozkurt, Arslan, Şahin, Doğan, Timur (Demir), Kaya ve Gökhan gibi adlar verilmiştir. Bu adlar çocukluk ve gençlik dönemlerinde olmak üzere iki safhada verilirdi. Doğumun hemen ardından çocuğa ad verilmez, bir yaşına girdikten sonra, Türk âdetlerine göre büyük bir şölen (toy) yapılır ve bu şölene katılanların en yaşlısı tarafından ad konurdu. Gençlik çağında alınan adlar, gösterilen bir kahramanlıktan sonra, hazırlanan bir toy merasiminde ve ileri gelen şahsiyetler tarafından verilirdi. Bu durum Dede Korkut Kitabı’nda, “Bir oğlan baş kesmese kan dökmese ad komazlardı.” diye anlatıldı. Yine burada belirtildiğine göre Bayındır Han’ın oğlu Boğaç, adını bir boğa öldürdükten sonra aldı.

İslâmiyet’ten önceki Araplar da, hayatın zorlukları ve özellikle düşman karşısında dayanıklı, güçlü ve cesur olması, düşmanın gönlüne korku salması arzu ve düşüncesiyle çocuklarına Galib, Zâlim, Mukatil (savaşçı), Esed, Leys (arslan), Zi’b (kurt), Hacer (taş), Sahr (kaya) gibi adlar koydular. Yine bu devrin Araplarında her ferdin, adından başka bir de ilk erkek çocuğuna bağlı olarak baba olduğunu belirten bir künyesi, o şahsın kimin veya kimlerin çocuğu olduğunu gösteren bir nesebi ile o kimsenin doğduğu ve yaşadığı yeri veya mezhebini ifade eden bir nisbesi, bazan da mesleğini açıklayarak şahsın daha iyi tanınmasını sağlayan bir de lakabı bulunmakta idi. Bunlardan başka, devlet ve ilim adamlarına sultan, imam, şeyh, hacı, hâfız gibi mansıplar verilmekteydi.

İslâmî eserlerde çocuğa ad koymanın zamanı üzerinde durulmuş ve bazı rivayetlerde doğumunun üçüncü, bazılarında ise yedinci günü ad koymak için en uygun zaman olarak gösterilmiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber’in Mâriye’den doğma oğlu İbrâhim için,

“Bu gece bir oğlum doğdu, ona dedem İbrâhim’in adını verdim” (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 24) dediği, dolayısıyla doğumun birinci günü ad koyduğu bilinmekte ve bu yöndeki rivayetler diğerlerine nisbetle daha sahih kabul edilmektedir.

İslamda çocuğa isim koyma hakkı kime aittir?

Bir defa bile olsa sesi duyulduktan sonra ölen çocuğa ad konulacağına, yıkanıp kefenlendikten ve namazı kılındıktan sonra defnedileceğine dair Ebû Hanîfe’nin ictihadı ile, ölü doğsa bile ona ad konup yıkanacağını belirten Ebû Yûsuf’un kanaati, çocuğa doğduğu gün ad konulmasının gerekli olduğunu göstermektedir. Ad koymak için hadislerde tavsiye edilen akîka kurbanı kesilecekse bunun doğumun yedinci gününe kadar tehir edilebileceği, böyle bir merasim yapılmayacaksa daha önce ad koymanın uygun olacağı belirtilmiştir.

İslâm’da çocuğa ad seçme ve ad koyma hakkı babaya aittir. Baba ölmüş veya hukukî tasarruflarda bulunmaktan menedilmişse bu hakkı anne kullanır. Doğumundan önce babasını kaybeden Hz. Peygamber’in adı annesi tarafından Muhammed olarak seçilmiş ve bu ad dedesi tarafından konulmuştur.

Çocuğa ad seçilirken gayet titiz davranılması gerektiğini belirten Hz. Peygamber, “Siz kıyamet gününde hem kendi adınızla, hem de babalarınızın adıyla çağırılacaksınız; bu sebeple kendinize güzel adlar koyun” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 61; Müsned, V, 194). İslâm hukukçuları bu nevi hadisleri dikkate alarak ad seçimi ile ilgili bazı hükümler tesbit etmişlerdir.

Müstehap isimler

Söyleniş ve mâna güzelliği taşıyan, Allah dostlarını hatırlatan adlardır. Hz. Peygamber, Allah’a kulluğu ifade eden Abdullah ve Abdurrahman gibi isimlerin Cenâb-ı Hakk’ı memnun edeceğini söylemiş (Buhârî, “Edeb”, 105-106; Müslim, “Âdâb”, 2), çocuklara Peygamber adlarının verilmesini tavsiye etmiş (Buhârî, “Edeb”, 109; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 61) ve kendi adının da -künyesiyle birlikte olmamak şartıyla- alınabileceğini ifade etmiştir (Müslim, Âdâb”, 1). Onun bu tavsiyeleri Müslümanlar arasında bu nevi isimlerin geniş çapta yayılmasını sağlamıştır. Türkler Hz. Peygamber’e karşı duydukları derin hürmet ve sevgi sebebiyle, onun adını aynen almayı bir nevi saygısızlık kabul etmişler ve Muhammed adını Mehmed şeklinde söylemeyi uygun görmüşlerdir. Yine ona nisbet edilen Ahmet, Mahmut, Hâmit ve Mustafa adlarının Müslümanlar arasında çok yaygın olduğu bilinmektedir.

Haram isimler

Allah’tan başkasına kulluk mânası taşıyan isimleri ad olarak koymak haram sayılmıştır. İslâm’ın mukaddes saydığı şeylere kulluk mânası taşıyanlar da böyledir. Nitekim Hz. Peygamber, Abdülkâ‘be (Kâ‘be’nin kulu) adlı birinin ismini değiştirmiştir. Cenâb-ı Hakk’a mahsus olan isimlerin “abd” kelimesiyle birlikte olmayarak insanlar için kullanılması, zâhirî mânada da olsa tevhid inancını zedeler mahiyette görüldüğünden tasvip edilmemiştir. Arap olmayan Müslümanların ve özellikle Türkler’in Raûf, Kadîr vb. isimleri kullanmaları, Abdürraûf, Abdülkadîr terkiplerini telaffuz etmenin güçlüğünden kaynaklanmış olmalıdır. Arapların Abdullah yerine Abduh adını kullanmasına benzeyen bu isim kısaltması tevhid inancını zedeleyici bir mahiyet taşımaz.

Mekruh isimler

Hz. Peygamber, putperestliği andıran ve İslâm âdâbına uymayan adların değiştirilmesini tavsiye etmiş, kendisi de “isyankâr” anlamına gelen Âsıye (عاصية) adındaki bir kızın ismini Cemîle, “elem, keder” anlamına gelen Hazn adlı bir sahâbînin adını da Münzir olarak değiştirmiştir. Peygamber’in hanımlarından olan Zeyneb’in ve ayrıca Ümmü Seleme’nin kızı Zeyneb’in adları Berre idi. Resûlullah “cömert, dürüst, itaatkâr” demek olan bu ismin bir insanın kendini tezkiyesi anlamına geldiğini söyleyerek onlara Zeyneb adını vermiştir. Ayrıca Firavun, Karûn gibi zalimlerin adlarını almayı da menetmiştir. Tâhâ, Yâsin gibi bazı sûrelerin başında bulunan harfleri isim olarak kullanmak da hoş karşılanmamıştır.

Hz. Peygamber’in bazı isimleri umulan iyiliklere işaret sayması sebebiyle olmalıdır ki Türk toplumunda çocuğu yaşamayan bazı aileler son doğan çocuklarına Yaşar, Dursun, çok çocuğu olanlar sonuncusuna Yeter, Songül, yalnız kız çocuklarına sahip olanlar da Döndü, Döne gibi adlar koyarak tefe’ül etmişler ve bu mânaların çocuklarında gerçekleşmesini arzulamışlardır. Bunda herhangi bir mahzur görülmemiştir.

Mubah isimler

Haram ve mekruh sayılan adların dışında kalan isimler mubah sayılır. Cebrâil, Mîkâil gibi melek isimlerinin alınması mubah sayılmış, ancak İmam Mâlik’in bunu uygun görmediği rivayet edilmiştir. Allah’a mahsus isimlerden olmakla beraber kullarda da bulunması arzu edilen âdil, nâsır, cevad gibi vasıfların yalnız başına ad alarak alınması mubahtır.

Milliyet bakımından farklı olan Müslüman kişilerin adları da İslâm inanç ve ahlâkına ters düşmedikçe değiştirilmemiştir. Selçuk, Alparslan gibi adlar bu kabildendir. Karahanlı Sultanı Satuk Buğra Han Müslüman olunca Abdülkerim, oğlu Baytaş da Musa adını almışlardır. Bugün Müslümanlığı kabul eden herkes, kendisine Müslüman muamelesi yapılması isteği ve gayri müslimlere benzememe düşüncesiyle adını değiştirmekte ve bir Müslüman adı almaktadır.

Hz. Peygamber’in birden fazla adının bulunduğunu bizzat belirtmesi (Buhârî, “Menâkıb”, 17; Müslim, “Fezâil”, 124, 125), bir kimsenin birden fazla adının olabileceğini göstermektedir. Çocuğa ad koyarken, Peygamber’den rivayet edildiğine göre, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur. Nitekim Hz. Peygamber’in, torunu Hasan’ın adını koyarken kulağına ezan okuduğu bilinmektedir. (Tirmizi, “Edâhî”, 16; Müsned, VI, 9, 391, 396) Böylece çocuğun kulağına ilk defa İslâm’ın şiarı olan kelime-i tevhid ile birlikte kendi adı söylenmiş olur. Bu konu fıkıh kitaplarının “akîka” bölümünde ele alınarak işlenmiştir. (Kaynak: Özgü Aras, DİA)

Peygamberimizin isim vermeye verdiği önem

Bir hadiste “Sizler kıyâmet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın.” (Ebu Davud, Edeb 69) buyuran Peygamberimiz, çocuklara isim koyma konusunda çok titiz davranırdı. Rasûlullah sadece çocukların değil, yetişkinlerin ismiyle de alâkadar olurdu. Peygamber Efendimiz, kötü mânâya gelen isimleri, iyi ve güzel mânâya gelen isimlerle değiştirme örnekleri de vermiştir. Mesela (Uzza putun kulu) mânâsına gelen (abdu’l-uzza)’yı, Allah’ın kulu mânâsına gelen (Abdullah) ile değiştirmiş, ateş parçası mânâsına gelen Cemre’yi, güzel kız mânâsına gelen Cemile’yle; Harp ismini de Hasan ismiyle düzeltmiştir.

Resûlullah’ın isim konusundaki hassasiyetini şu hadiste görebiliriz. Yahya bin Said (r.a.) anlatıyor:

Hz. Peygamber bol sütlü bir deve hakkında:

“Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki, Rasûlullah adama:

“İsmin ne?” diye sordu. Adam:

“Mürre (acı)” deyince ona “Otur!..” dedi. Hz. Peygamber tekrar:

“Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber ona da:

“İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Harb” deyince, ona da:

“Otur!..” dedi. Resûlullah:

“Bu deveyi bize kim sağacak?” diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. O da “Ya’iş” (yaşıyor) cevabını alınca ona, “Sen sağ” dedi. (Taberânî, Mûcem, XXII, 277; Muvatta, İsti’zan 24)

 

Altın fiyatlarında son durum..(18.11.2019)

Dolar ne kadar oldu? 18.11.2019

Çikolatalı sufle nasıl yapılır?

Depresyon nasıl geçer?
Saç dökülmesi neden olur?

Elmalı turta kurabiye nasıl yapılır?

At eti haram mı?

Kaza namazına nasıl niyet edilir?