Vakıa suresinin okunuşu ve meali nasıldır?

Güncelleme: 30.05.2020 16:34

Vakıa suresinin okunuşu nasıldır? Vakıa suresinin meali nasıldır? Vakıa suresi okumanın faydaları nelerdir? 96 ayeti kerime olan Vakıa suresinde Cennet Cehennem tasvir edilmiştir. İşte Vakıa suresinin okunuşu ve meali....

Vakıa suresinin okunuşu nasıldır? Vakıa suresinin meali nasıldır? Vakıa suresi okumanın faydaları nelerdir? 96 ayeti kerime olan Vakıa suresinde Cennet Cehennem tasvir edilmiştir.  İşte Vakıa suresinin okunuşu ve meali.... 

Vakıa suresinin Arapça ve Türkçe okunuşu ile meali

Vâkıa 1 (Mealleri Karşılaştır): İzâ ve kaatil vâkıah(vâkıatu).
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
(1-2) Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

Vâkıa 2 (Mealleri Karşılaştır): Leyse li vak’atihâ kâzibeh(kâzibetun).
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
(1-2) Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

Vâkıa 3 (Mealleri Karşılaştır): Hâfidatun râfiah(râfiatun).
خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ
(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

Vâkıa 4 (Mealleri Karşılaştır): İzâ ruccetil ardu reccâ(reccen).
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا
(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

Vâkıa 5 (Mealleri Karşılaştır): Ve bussetil cibâlu bessâ(bessen).
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا
(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

Vâkıa 6 (Mealleri Karşılaştır): Fe kânet hebâen mun bessâ(bessen).
فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا
(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

Vâkıa 7 (Mealleri Karşılaştır): Ve kuntum ezvâcen selâseh(selâseten).
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً
(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

Vâkıa 8 (Mealleri Karşılaştır): Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneti.
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir!

Vâkıa 9 (Mealleri Karşılaştır): Ve ashâbul meş´emeti mâ ashâbul meş’emeti.
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir!

Vâkıa 10 (Mealleri Karşılaştır): Ves sâbikûnes sâbikûn(sâbikûne).
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
(10-11) (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir.

Vâkıa 11 (Mealleri Karşılaştır): Ulâikel mukarrebûn(mukarrebûne).
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
(10-11) (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir.

Vâkıa 12 (Mealleri Karşılaştır): Fî cennâtin naîm(naîmi).
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Onlar, Naîm cennetlerindedirler.

Vâkıa 13 (Mealleri Karşılaştır): Sulletun minel evvelîn(evvelîne).
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

Vâkıa 14 (Mealleri Karşılaştır): Ve kalîlun minel âhirîn(âhirîne).
وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

Vâkıa 15 (Mealleri Karşılaştır): Alâ sururin mevdûnetin.
عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ
(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

Vâkıa 16 (Mealleri Karşılaştır): Muttekiîne aleyhâ mutekâbilîn(mutekâbilîne).
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

Vâkıa 17 (Mealleri Karşılaştır): Yetûfu aleyhim vildânun muhalledûn(muhalledûne).
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

Vâkıa 18 (Mealleri Karşılaştır): Bi ekvâbin ve ebârîka ve ke’sin min maîn(maînin).
بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

Vâkıa 19 (Mealleri Karşılaştır): Lâ yusaddeûne anhâ ve lâ yunzifûn(yunzifûne).
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

Vâkıa 20 (Mealleri Karşılaştır): Ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûn(yetehayyerûne).
وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

Vâkıa 21 (Mealleri Karşılaştır): Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

Vâkıa 22 (Mealleri Karşılaştır): Ve hûrun înun.
وَحُورٌ عِينٌ
(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

Vâkıa 23 (Mealleri Karşılaştır): Ke emsâlil lu’luil meknûn(meknûni).
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

Vâkıa 24 (Mealleri Karşılaştır): Cezâen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
(Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükâfat olarak (verilir.)

Vâkıa 25 (Mealleri Karşılaştır): Lâ yesmeûne fîhâ lagven ve lâ te’sîmâ(te’sîmen).
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.

Vâkıa 26 (Mealleri Karşılaştır): İllâ kîlen selâmen selâmâ(selâmen).
إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا
Sadece “selâm!”, “selâm!” sözünü işitirler.

Vâkıa 27 (Mealleri Karşılaştır): Ve ashâbul yemîni mâ ashâbul yemîn(yemîni).
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir!

Vâkıa 28 (Mealleri Karşılaştır): Fî sidrin mahdûd(mahdûdin).
فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Vâkıa 29 (Mealleri Karşılaştır): Ve talhın mendûd(mendûdin).
وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Vâkıa 30 (Mealleri Karşılaştır): Ve zıllin memdûd(memdûdin).
وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Vâkıa 31 (Mealleri Karşılaştır): Ve mâin meskûb(meskûbin).
وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Vâkıa 32 (Mealleri Karşılaştır): Ve fâkihetin kesîrah(kesîretin)
وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Vâkıa 33 (Mealleri Karşılaştır): Lâ maktûatin ve lâ memnûah(memnûatin).
لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Vâkıa 34 (Mealleri Karşılaştır): Ve furuşin merfûah(merfûatin).
وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Vâkıa 35 (Mealleri Karşılaştır): İnnâ enşe’nâ hunne inşââ(inşâen).
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً
Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık.

Vâkıa 36 (Mealleri Karşılaştır): Fe cealnâ hunne ebkârân(ebkâren).
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

Vâkıa 37 (Mealleri Karşılaştır): Uruben etrâbâ(etrâben).
عُرُبًا أَتْرَابًا
(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

Vâkıa 38 (Mealleri Karşılaştır): Li ashâbil yemîn(yemîni).
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

Vâkıa 39 (Mealleri Karşılaştır): Sulletun minel evvelîn(evvelîne).
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.

Vâkıa 40 (Mealleri Karşılaştır): Ve sulletun minel âhırîn(âhırîne).
وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.

Vâkıa 41 (Mealleri Karşılaştır): Ve ashâbuş şimâli mâ ashâbuş şimâl(şimâli).
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!

Vâkıa 42 (Mealleri Karşılaştır): Fî semûmin ve hamîm(hamîmin).
فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!.

Vâkıa 43 (Mealleri Karşılaştır): Ve zıllin min yahmûm(yahmûmin).
وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!.

Vâkıa 44 (Mealleri Karşılaştır): Lâ bâridin ve lâ kerîm(kerîmin).
لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!.

Vâkıa 45 (Mealleri Karşılaştır): İnnehum kânû kable zâlike mutrefîn(mutrefîne).
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.

Vâkıa 46 (Mealleri Karşılaştır): Ve kânû yusirrûne alel hınsil azîm(azîmi).
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

Vâkıa 47 (Mealleri Karşılaştır): Ve kânû yekûlûne e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâ men e innâ le meb’ûsûn(meb’ûsûne).
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?”

Vâkıa 48 (Mealleri Karşılaştır): E ve âbâunel evvelûn(evvelûne).
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
“Evvelki atalarımız da mı?”

Vâkıa 49 (Mealleri Karşılaştır): Kul innel evvelîne vel âhirîn(âhirîne).
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
(49-50) De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.”

Vâkıa 50 (Mealleri Karşılaştır): Le mecmûûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûm(ma’lûmin).
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
(49-50) De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.”

Vâkıa 51 (Mealleri Karşılaştır): Summe innekum eyyuhed dâllûnel mukezzibûn(mukezzibûne).
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

Vâkıa 52 (Mealleri Karşılaştır): Le âkilûne min şecerin min zakkumin.
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

Vâkıa 53 (Mealleri Karşılaştır): Fe mâ liûne minhel butûn(butûne).
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

Vâkıa 54 (Mealleri Karşılaştır): Fe şâribûne aleyhi minel hamîm(hamîmi).
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.

Vâkıa 55 (Mealleri Karşılaştır): Fe şâribûne şurbel hîm(hîmi).
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

Vâkıa 56 (Mealleri Karşılaştır): Hâzâ nuzuluhum yevmed dîn(dîni).
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.

Vâkıa 57 (Mealleri Karşılaştır): Nahnu halaknâkum fe lev lâ tusaddikûn(tusaddikûne).
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?

Vâkıa 58 (Mealleri Karşılaştır): E fe reeytum mâ tumnûn(tumnûne).
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
Attığınız o meniye ne dersiniz?!

Vâkıa 59 (Mealleri Karşılaştır): E entum tahlukûnehû em nahnul hâlikûn(hâlikûne).
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

Vâkıa 60 (Mealleri Karşılaştır): Nahnu kaddernâ beynekumul mevte ve mâ nahnu bi mes- bûkîn(mesbûkîne).
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

Vâkıa 61 (Mealleri Karşılaştır): Alâ en nubeddile emsâlekum ve nunşiekum fî mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

Vâkıa 62 (Mealleri Karşılaştır): Ve lekad alimtumunneş etel ûlâ fe lev lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O hâlde düşünseniz ya!

Vâkıa 63 (Mealleri Karşılaştır): E fe reeytum mâ tahrusûn(tahrusûne).
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!

Vâkıa 64 (Mealleri Karşılaştır): E entum tezre ûnehû em nahnuz zâriûn(zâriûne).
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

Vâkıa 65 (Mealleri Karşılaştır): Lev neşâu le cealnâhu hutâmen fe zaltum tefekkehûn(tefekkehûne).
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:

Vâkıa 66 (Mealleri Karşılaştır): İnnâ le mugremûn(mugremûne).
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
“Muhakkak biz çok ziyandayız!”

Vâkıa 67 (Mealleri Karşılaştır): Bel nahnu mahrûmûn(mahrûmûne).
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
“Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!”

Vâkıa 68 (Mealleri Karşılaştır): E fe reeytumul mâellezî teşrebûn(teşrebûne).
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
İçtiğiniz suya ne dersiniz?!

Vâkıa 69 (Mealleri Karşılaştır): E entum enzeltumûhu minel muzni em nahnul munzilûn(munzilûne).
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

Vâkıa 70 (Mealleri Karşılaştır): Lev neşâu cealnâhu ucâcen fe levlâ teşkurûn(teşkurûne).
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!.

Vâkıa 71 (Mealleri Karşılaştır): E fe reeytumun nârelletî tûrûn(tûrûne).
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!

Vâkıa 72 (Mealleri Karşılaştır): E entum enşe’tum şeceretehâ em nahnul munşiûn(munşiûne).
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

Vâkıa 73 (Mealleri Karşılaştır): Nahnu cealnâhâ tezkireten ve metâan lil mukvîn(mukvîne).
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ
Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.

Vâkıa 74 (Mealleri Karşılaştır): Fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi).
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
O hâlde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).

Vâkıa 75 (Mealleri Karşılaştır): Fe lâ uksimu bi mevâkiin nucûm(nucûmi).
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

Vâkıa 76 (Mealleri Karşılaştır): Ve innehu le kasemun lev ta’lemûne azîm(azîmun).
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

Vâkıa 77 (Mealleri Karşılaştır): İnnehu le kur’ânun kerîm(kerîmun).
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ
O, elbette değerli bir Kur’an’dır.

Vâkıa 78 (Mealleri Karşılaştır): Fî kitâbin meknûn(meknûnin).
فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ
Korunmuş bir kitaptadır.

Vâkıa 79 (Mealleri Karşılaştır): Lâ yemessuhû illel mutahherûn(mutahherûne).
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.

Vâkıa 80 (Mealleri Karşılaştır): Tenzîlun min rabbil âlemîn(âlemîne).
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Âlemlerin Rabb’inden indirilmedir.

Vâkıa 81 (Mealleri Karşılaştır): E fe bi hâzel hadîsi entum mudhinûn(mudhinûne).
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?

Vâkıa 82 (Mealleri Karşılaştır): Ve tec’alûne rızkakum ennekum tukezzibûn(tukezzibûne).
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?

Vâkıa 83 (Mealleri Karşılaştır): Fe lev lâ izâ belegatil hulkûme(hulkûme).
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!

Vâkıa 84 (Mealleri Karşılaştır): Ve entum hîne izin tenzurûn(tenzurûne).
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.

Vâkıa 85 (Mealleri Karşılaştır): Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lâkin lâ tubsirûn(tubsirûne).
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.

Vâkıa 86 (Mealleri Karşılaştır): Fe lev lâ in kuntum gayre medînîn(medînîne).
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!

Vâkıa 87 (Mealleri Karşılaştır): Terciûnehâ in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!

Vâkıa 88 (Mealleri Karşılaştır): Fe emmâ in kâne minel mukarrebîne(mukarrebîne).
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

Vâkıa 89 (Mealleri Karşılaştır): Fe revhun ve reyhânun ve cennetu naîm(naîmin).
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

Vâkıa 90 (Mealleri Karşılaştır): Ve emmâ in kâne min ashâbil yemîn(yemîni).
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir.

Vâkıa 91 (Mealleri Karşılaştır): Fe selâmun leke min ashâbil yemîn(yemîni).
فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir.

Vâkıa 92 (Mealleri Karşılaştır): Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn(dâllîne).
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

Vâkıa 93 (Mealleri Karşılaştır): Fe nuzulun min hamîm(hamîmin).
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

Vâkıa 94 (Mealleri Karşılaştır): Ve tasliyetu cahîm(cahîmin).
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
Bir de cehenneme atılma vardır.

Vâkıa 95 (Mealleri Karşılaştır): İnne hâzâ le huve hakkul yakîn(yakîni).
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
Şüphesiz bu, kesin gerçektir.

Vâkıa 96 (Mealleri Karşılaştır): Fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi).
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.

VAKIA SÛRESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim

1. İza veka’atilvaki’atu.

2. Leyse livak’atiha kazibetun.

3. Hafıdatun rafi’tun.

4. İza ruccetil’ardu reccen.

5. Ve bussetilcibalu bessen.

6. Ve fekanet hebaen munbessen.

7. Ve kuntum ezvacen selaseten.

8. Feashabulmeymeneti ma ashaulmeymeneti.

9. Ve ashabulmeş’emeti ma ashabulmeş’emeti.

10. Vessabikunessabikune.

11. Ulaikelmukarrabune.

12. Fiy cennatin na’ıymi.

13. Sulletun minel’evveliyne.

14. Ve kaliylun minel’ahıriyne.

15. ‘ala sururin medunetun.

16. Muttekiiyne ‘aleyha mutekabiliyne.

17. Yetufu ‘aleyhim veldanun muhalledune.

18. Biekvabin ve ebariyka ve ke’sin min ma’ıynin.

19. La yusadda’une ‘anha ve la yunzifune.

20. Ve fakihetin mimma yetehayyerune.

21. Ve lahmi tayrin mimma yeştehune.

22. Ve hurun ‘ıynun.

23. Keemsalillu’luilmeknuni.

24. Cezaen bima kanu ya’melune.

25. La yesme’une fiyha lağven ve la te’siymen.

26. İlla kıylen selamen selamen.

27. Ve ashabulyemiyni ma ashabulyemiyni.

28. Fiy sidrin mahdudin.

29. Ve talhın mendudin.

30. Ve zıllin memdudin.

31. Ve main meskubin.

32. Ve fakihetin kesiyretin.

33. La maktu’atin ve la memnu’atin.

34. Ve furuşin merfu’atin.

35. İnna enşe’nahunne inşaen.

36. Fece’alnahunne ebkaren.

37. ‘Uruben etraben.

38. Liashabilyemiyni.

39. Sulletun minel’evveliyne.

40. Ve sulletun minelahiriyne.

41. Ve ashabuşşimali ma ishabuşşimali.

42. Fiy semumin ve hamiymin.

43. Ve zıllin min yahmumin.

44. La baridin ve la keriymin.

45. İnnehum kanu kable zalike mutrefiyne.

46. Ve kanu yusırrune ‘alelhınsil’azıymi.

47. Ve kanu yekulune eiza mitna ve kunna turaben ve ‘ızamen einne lemeb’usune.

48. Eve abaunel’evvelune.

49. Kul innel’evveliyne vel’ahıriyne.

50. Lemecmu’une ila miykati yevmin ma’lumin.

51. Summe innekum eyyuheddallunelmukezzibune.

52. Leakilune min şecerin min zakkumin.

53. Femaliune minhelbutune.

54. Feşaribune ‘aleyhi minelhamiymi.

55. Feşaribune şurbelhiymi.

56. Haza nuzuluhum yevmeddiyni.

57. Nahnu halaknakum felevla tusaddikune.

58. Efereeytum ma tumnune.

59. Eentum tahlukunehu em nahnulhalikune.

60. Nahnu kadderna beynekumulmevte ve ma nahnu bimesbukıyne.

61. ‘Ala en nubeddile emsalekum ve nunşiekum fiy ma la ta’lemune.

62. Ve lekad ‘alimtumunneş’etel’ula felevla tezekkerune.

63. Efereeytum ma tahrusune.

64. Eeentum tezre’unehu em nahnuzzari’une.

65. Lev neşa’u lece’alnahu hutamen fezaltum tefekkehune.

66. İnna lemuğremune.

67. Bel nahnu mahrumune.

68. Efereeytumulmaelleziy teşrebune.

69. Eentum enzeltumuhu minelmizni em nahnulmunzilune.

70. Lev neşa’u ce’alnahu ucacen felevla teşkurune.

71. Efereeytumunnarelletiy turune.

72. Eentum enşe’tum şecereteha em nahnul munşiune.

73. Nahnu ce’alnaha tezkireten ve meta’an lilmukviyne.

74. Fesibbıh bismi rabbikel’azıymi.

75. Fela uksimu bimevakı’ınnnucumi.

76. Ve innehu lekasemun lev ta’lemune ‘azıymun.

77. İnnehu lekur’anun keriymun.

78. Fiy kitamin meknunin.

79. Lya yemessuhu illelmutahherune.

80. Tenziylun min rabbil’alemiyne.

81. Efebihazelhadiysi entum mudhinune.

82. Ve tec’alune rizkakum ennekum tukezzibune.

83. Felevla iza beleğatilhulkume.

84. Ve entum hıyneizin tenzurune.

85. Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lakin la tubsırune.

86. Felevla in kuntum ğayre mediyniyne.

87. Terci’uneha in kuntum sadikıyne.

88. Feemma in kane minelmukarrebiyne.

89. Feravhun ve reyhanun ve cennetu na’ıymin.

90. Ve emma in kane min ashabilyemiyni.

91. Feselamun leke min ashabilyemiyni.

92. Ve emma in kane minelmukezzibiyneddalliyne.

93. Fenuzulun min hamiymin.

94. Ve tasliyetu cahıymin.

95. İnne haza lehuve hakkulyakıyni.

96. Fesebbih bismi rabbikel’azıymi.

VAKIA SÛRESİ MEALİ 

Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Kıyamet koptuğu zaman.

2. Onun vukuunu yalanlayacak hiç kimse yoktur.

3. O alçaltıcı, yükselticidir.

4. Yer şiddetle sarsıldığı zaman!

5. Dağlar parçalandığı zaman!

6. Dağılıp toz duman haline geldiği zaman!

7. Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman!

8. Sağın adamları, ne uğurludurlar onlar!

9. Solun adamları, ne uğursuzdurlar onlar!

10. Hayır yarışlarında tâ öne geçip kazananlar.

11. İşte onlar (Allah'a en çok) yaklaştırılmış olanlardır.

12. Naîm cennetindedirler.

13. Onların büyük bir kısmı eski ümmetlerdendir.

14. Bir kısmı da sonrakilerdendir.

15. Altın ve mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16. Onların üzerine karşılıklı olarak yaslanırlar.

17. Etraflarında ölümsüz gençler dolaşır.

18. Akıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır ne de akılları giderilir.

20. Beğendikleri meyveler.

21. Canlarının çektiği kuş etleri.

22. Onlar için ceylan gözlü huriler vardır.

23. Gün görmemiş inciler gibi.

24. İşledikleri amellerine karşılık olarak.

25. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

26. Sadece selâma karşılık selâm sözü işitirler.

27. Defterleri sağdan verilenler, ne mutlu o sağcılara!

28. Onlar dikensiz kirazlar,

29. Salkımları sarkmış muz ağaçları,

30. Uzamış gölgeler altındadırlar.

31. Çağlayarak akan sular kenarlarındadırlar.

32. Bol meyveler arasında,

33. Bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen.

34. Ve yüksek döşekler üzerindedirler.

35. Biz onları (cennete giren kadınları) yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır.

36. Böylece onları hep bakire kızlar yapmışızdır.

37. Eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta nâzeninler kılmışızdır.

38. Bütün bunlar Ashab-ı yemin (sağcılar) içindir.

39. Onların bir çoğu önceki ümmetlerdendir.

40. Bir çoğu da sonrakilerdendir.

41. Amel defterleri soldan verilenler! Onlar ne uğursuzdurlar!

42. İnsanın içine işleyen ateşin alevi ve kaynar su içindedirler.

43. Onlar kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

44. Ki ne serindir, ne de hoş!

45. Çünkü onlar bundan önce (dünyada iken) varlık içinde şımartılmışlardı.

46. Büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

47. Ve diyorlardı ki: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"

48. "Önce gelip geçmiş atalarımız da mı?"

49. De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."

50. "Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."

51. Sonra siz ey sapıklar, yalanlayıcılar!

52. Doğrusu siz zakkum ağacından yiyeceksiniz.

53. Karınlarınızı onunla doyuracaksınız.

54. Üzerine de kaynar su içeceksiniz.

55. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

56. Ceza gününde işte onlar böyle ağırlanacaklardır.

57. Ey inkâr edenler! Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?

58. Gördünüz mü (rahimlere) akıttığınız meniyi?

59. Onu (siz mi düzgün bir insan sûretine getirip) yaratıyorsunuz, yoksa yaratanlar biz miyiz?

60. Aranızda ölümü takdir eden biziz ve biz önüne geçilebileceklerden değiliz.

61. Sizi ortadan kaldırıp da sizin yerinize benzerlerinizi getirmeye ve sizi bilmeyeceğiniz bir biçimde yaratmaya da gücümüz yeter.

62. Her halde ilk yaratılışınızı bilirsiniz, (fakat tekrar yaratılacağınızı) düşünmeli değil misiniz?

63. Şimdi bana ekmekte olduğunuz (tohum işini) haber verin!

64. Onu yerden siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz?

65. Eğer isteseydik onu (o ekini tohumsuz) bir ot kırıntısı yapardık da siz şaşakalırdınız.

66. (O zaman şöyle derdiniz): "Doğrusu biz çok zarara uğratıldık."

67. "Hatta umduğumuzdan mahrum kaldık."

68. İçmekte olduğunuz suyu da söyleyin bana!

69. Onu buluttan indiren siz misiniz, yoksa indirenler biz miyiz?

70. Eğer dileseydik, onu (içilmeyecek) tuzlu bir su yapardık. Hâlâ şükretmez misiniz?

71. Söyleyin şimdi bana, çakmakta olduğunuz ateşi!

72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa biz miyiz yaratan?

73. Biz onu bir ibret ve çöl yolcuları için bir fayda yaptık.

74. Çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et!

75. Hayır! Yıldızların yerleri üzerine andolsun ki!

76. Bu, eğer bilirseniz, gerçekten büyük bir yemindir.

77. Muhakkak ki o, elbette çok şerefli bir Kur'an'dır.

78. Koruma altında olan bir kitaptadır.

79. Temizlenmiş olanlardan başkası ona el süremez.

80. Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

82. Rızkınıza karşılık şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?

83. Can boğaza dayandığında,

84. Siz (o can çekişen kimseye) bakar durursunuz.

85. Biz ona sizden yakınız, fakat siz görmezsiniz.

86. Eğer siz hesap ve ceza görmeyecekseniz,

87. Onu (çıkmak üzere olan canı) geri çevirsenize! İddiânızda doğru sözlü iseniz.

88. O (ölen kişi Allah'a) yaklaştırılanlardan ise,

89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti var.

90. Eğer sağcılardan ise,

91. "Ey sağcı! Sağcılardan sana selâm!" denir.

92. Amma yalanlayıcı sapıklardan ise,

93. İşte ona kaynar sudan bir ziyafet,

94. Ve cehenneme atılma vardır.

95. Kesin gerçek budur işte.

96. Çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et!

Mide ağrısı nasıl geçer?

Çocuklarda öksürüğe ne iyi gelir?

İslam'da kumar ve şans oyunları oynamak neden haram?

Lokman suresi, Lokman suresinin okunuşu ve meali

Kehf suresinin faziletleri ve faydaları

Kehf suresinin nüzul sebebi...

Mide ağrısı nasıl geçer?
Çocuklarda öksürüğe ne iyi gelir?
İslam'da kumar ve şans oyunları oynamak neden haram?
Lokman suresi, Lokman suresinin okunuşu ve meali
Kehf suresinin faziletleri ve faydaları
Kehf suresinin nüzul sebebi...
Kehf suresinin okunuşu nasıldır?
Uykusunda korkanlara okunacak dua ve sureler
Lavantalı kurabiye nasıl yapılır?
Göz kanserinin belirtileri nelerdir?
Esmaül Hüsna'dan El Müzil zikrinin faziletleri
Bugün hava nasıl olacak?
Altın fiyatlarında son durum...(13.07.2020)
Dolar ne kadar? 13.07.2020
Saçtaki egzama nasıl geçer?
Nabız yüksekliği neden olur?