Türk Bayrağına saldırı ve DEM Parti!

Bizim bayrağımızın kırmızısı, vatan uğruna dökülen kanlarımızı, şehitlerimizi, cesaretimizi, bağımsızlığımızı, milli onurumuzu temsil eder.

Hilâl, bu ülkenin hakim inancının simgesidir.

Hilâl- salip (Hak ile batıl) mücadelesindeki yerimizi gösterir.

Beş köşeli yıldızımız, İslam’ın beş şartına ve yarınlara ümitle yürüyüşümüze işaret eder.

Beş duyumuzu, sağduyumuzu gösterir.

Türk Bayrağı, etnik kökenleri ne olursa olsun bu ülkenin bütün insanlarının ortak onurudur.

Bu ülkenin onuruna uzanan eller kırılır!

*

Nusaybin’de Türk Bayrağı’nın indirilmesi, bu ülkeyi seven herkesi derinden yaraladı, öfkelendirdi.

Birlik ve Kardeşlik havasını zehirleyen provokasyonu hep birlikte lanetledik.

Lanetliyoruz.

Bu olay, bireysel bir serserilik olarak nitelendirilemez.

Kimi yetkililerinin akla ziyan, kışkırtıcı söylemleriyle bu hassas süreci baltalamak ister görüntü veren DEM Parti’nin büyük sorumluluğunu görmezden gelemeyiz.

Bu ülkenin bir partisi, Türkiyemizin SDG Terör Örgütü ile (aslında Soykırımcı İsrail ile) mücadelesine karşı eylemlerde bulunamaz!

DEM Parti’nin grup toplantısını TBMM yerine Mardin’in Nusaybin ilçesinde yapmasının provokasyonlara zemin hazırlayacağı gün gibi ortadaydı.

Suriye Ordusu’nun SDG Terör Örgütü’ne operasyonlarına tepki olarak organize ettiler bu işi.

Orada teröre karşı mücadele veren, ülkenin bölünmemesi için uğraşan yalnızca Suriye Ordusu mu?

Hayır, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de işin içinde ve desteği tam.

Bizim devletimiz başka hiçbir devletle kıyaslanamayacak kadar şefkatlidir, merhametlidir.

Nice devletin sicilinde katliam soykırım suçları doludur ama bizim sicilimiz bu bakımlardan tertemizdir.

Türkiyemiz, etkisi altındaki yerlerde katliama, soykırıma asla müsaade etmez!

Suriye Yönetimi’nin arzusu da her etnik kökenden insanın huzur içinde, birlik ve beraberlik ruhuyla yaşayabileceği bir ülkeyi oluşturmaktır.

Suriye halkı bunu milyon kez hak etmiştir.

Haklı olan bölücülükten değil, birlik ve beraberlikten yana olandır.

BİRLİK VE BERABERLİK RUHUYLA DEVAM!

Türkiyemiz “birlik ve kardeşlik” adımlarını boşuna atmadı.

Bölük pörçük bölge ülkelerini daha küçük parçalara ayırdıktan sonra Türkiye’ye yönelmek isteyen Şer İttifakı’na karşı iç cepheyi tahkim etme çabasıydı ortaya koyduğu...

Ellerindeki silahları bırakmaya ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şefkatli ellerine sığınmaya hazır olan herkese kapılarını açtı.

“Gittiğiniz yol, yol değil. Sırtınızı Soykırımcı İsrail’e dayamakla bugüne kadar bir şey elde edemediniz, bundan sonra da edemezsiniz!” mesajını verdi.

“Bizim arzumuz silahları gömmenizdir. Eğer bunu yapmazsanız akıbetiniz çok kötü olur!

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!” demeye getirdi.

Silah bırakma, teröre son verme çağrısının sadece Türkiye’deki değil, sınır ötesindeki teröristleri de kapsadığının altını çizdi.

İçeride teröristler zaten büyük ölçüde etkisiz hale getirilmişti.

Esas tehdit sınır ötesinden geliyordu.

Suriye’nin bölünmesi, Türkiye’nin de büyük tehlikelerle karşı karşıya kalması anlamına gelirdi.

İçeride ve dışarıda arka kapı, ön kapı diplomasisini “gergef gibi işleyen” Türkiye, Suriye’nin de birlik ve beraberlik havasında yaşaması için tarafları bir araya getirdi.

Anlaştırdı.

Lâkin, sırtını Soykırımcı İsrail’e dayama pozlarındaki SDG her seferinde sürece takoz koydu.

Terör örgütünün uzantıları da Suriye’de yaşananları -ne alâkası varsa- “kürtsüzleştirme” çabaları olarak nitelendirdi.

Bin türlü tezvirat üretti, kışkırtıcılık yaptı

SDG Terör Örgütü, alanda sürekli olarak gerileyince, gücünün abartılmış olduğu Suriye Ordusu ile her karşı karşıya gelişinde ortaya çıkınca…

Daha önce destekçileri olan bazı Arap aşiretleri saf değiştirince…

Nemalandıkları petrol ve doğalgaz kaynaklarının yönetimi elden gitme noktasına gelince…

SDG iyice panikledi.

Ve tam da bu süreçte, bazı mensuplarının epeyce süredir kışkırtıcılık yaptığı DEM Parti, Grup Toplantısı’nı “sınıra”, Nusaybin’e aldı!

Suriye’nin bölünmemesi için ortaya konulan çabaları hedefe yerleştirdi.

Ve sonunda olan oldu!

Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizin “hamisi”, “temsilcisi” havalarıyla hareket eden DEM Parti’den “bayrağımıza saldırı” sonrasında gelen açıklamalara bakıyorum.

Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Nusaybin- Kamışlı sınırında yaşanan bayrak indirme olayı bizleri derinden üzmüştür. Partimizin bayrakla ilgili herhangi bir sorunu yoktur. Toplumun ortak değeri olan bayrağa saygısızlığı kabul etmiyoruz.” diyor.

Bu kadarını söyleyip bıraksa tamam…

Ama öyle yapmıyor.

Şu cümleyi eklemeyi de ihmal etmiyor.

“Haklı bir protesto yürüyüşünü provoke eden bu tür davranışları kesinlikle tasvip etmiyoruz.”

Benzer bir açıklama da DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’dan geliyor.

Onlar da Bayrağımıza yapılan saldırı için “asla kabul edilemez” dedikten sonra…

Şu cümleyi kullanıyorlar ortak açıklamalarında:

“DEM Parti olarak, haklı bir protesto yürüyüşünü amacından saptıran bu davranışı kesinlikle tasvip etmediğimizi, doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz”

*

Haklı bir protesto yürüyüşüymüş!

Nedir sizi haklı kılan?

Suriye bölünmesin, oradaki Araplar, Kürtler, Türkler, değişik inanç gruplarından insanlar birlik ve beraberlik ortamında yaşasın istiyoruz.

Buna karşı çıktığınız için mi haklı oluyorsunuz?

“Suriye ordusunun SDG'ye karşı başlattığı operasyonlar katliam ve soykırım girişimi” imiş!..

Bu akla ziyan lâfları ettiler ve Grup Toplantısı’nı Nusaybin’e almalarını, orada protesto gösterisi düzenlemelerini bu “yalanlara” yaslandırmaya çalıştılar.

Şimdi de “Haklıyız ama bayrak olayı da olmamalıydı!” diyorlar.

Gergin ortamda “Bu davranışı doğru bulmuyor ve kesinlikle tasvip etmiyoruz” demekle yetinmiyorlar.

*

Bunlar Kürt kardeşlerimizin temsilcileri, hamileri olarak görüyorlar kendilerini…

Oysa, Kürt kardeşlerimize en büyük zararı veren bu zihniyet dünyasdırı.

Türklüğü de, Kürtlüğü de istismar eden odaklar, ne zaman “Birlik ve Beraberlik Havası” oluşturmak için hamleler yapılsa, taş koyuyorlar.

Bunların hepsini görüyor ve motivasyon kaynaklarını biliyoruz.

Bu ülkede hayırlı işlerin önüne takoz koymaya çalışanlar her zaman olmuştur ve olacaktır.

Son derece belâlı bir coğrafyada yaşıyoruz.

Laiklik, din, milliyetçilik, ulusalcılık, Kürt savunuculuğu maskeleriyle öne çıkan yapıların tahrikleri bizim “Birlik ve Beraberlik Havası”nı tam olarak oluşturma azmimizde kırıklıklar meydana getirmemeli.

Biz “Tek Irak” dedik, o olmadı, Irak maalesef bölündü.

Şimdi, Tek Türkiye ve Tek Suriye diyoruz.

Bu ülkeyi seven herkesin “onuru” olan

“Türk Bayrağı” altında buluşuyoruz…

Türk ile Kürt’ü karşı karşıya getirmeye çalışanların hayal kırıklığına uğramaya mahkûm olduklarını da burada, bir kez daha haykırıyoruz.