Türkiye ve Rusya; yaklaşık 5 yıl süren Suriye iç savaşında karşıt taraf olmalarına rağmen enerji, ekonomik, stratejik işbirliği ve ticaret gibi konularda karşılıklı bağımlı ve çıkar ilişkilerinden ötürü Suriye meselesini hep bir yan mesele olarak gördü. Her iki ülke Suriye'den doğan anlaşmazlıkların bir şekilde üstesinden gelmişti.
Gerçekten de mesele bir savaş uçağın düşürülmesi veya pilotun vurulması mıydı?
Elbette değil.
Zira Uçağın ilk vurulduğu an Türk tarafı uçağın,''Bir Cisim'' ve ''Milleti belli olmayan bir uçak'' şeklinde duyurmuştu. Uçağın, Rusya'ya ait olduğu noktasında özellikle imtina edildi. Uçağın milletini Rusya, kendisi açıkladı.
Abdülkadir Selvi ağabeyimiz geçen haftaki yazsında bu meselenin önceden bir planlı şekilde olduğunu yazdı. Öyle ki ''Türkiye'nin Cerablus harekat kararının hemen öncesinde'' olduğunu özellikle vurgulamıştı
Muhakkak daha somut bilgilerde edinmek gerekir ama bu görüşü de önemseyerek bir kenara da not etmek lazım.
Ancak, Rusya'nın ABD başta olmak üzere Batı ile dünyanın pek çok bölgesinde mücadele yaşadığını zaten biliyoruz.
İran ve ABD, 5+1 grubunun (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya) nükleer müzakereleri ile resmileşmesiyle ABD, İran'a alan açmak meşrulaştırdı. Görece de başarılı. Çünkü şimdiden Ortadoğu'da dört başkenti ele geçirmiş durumda. Rusya ise Ortadoğu'daki iki partnerini (Suriye-İran) kaybetmek istemiyor. Rusya, şimdiden ABD ile İran arasında karşılıklı büyükelçilik açılması fikrinden bile rahatsız.
Bunun için var gücüyle İran'ı yanında tutmak için stratejisine ve kazanımlarına göre yardım etmekten çekinmiyor. Diğer bir ifadeyle ABD'nin İran'la yakınlaşmasına paralel, Ruslar da Suriye'deki varlığını garantiye alarak, İran'ı kendisine mecbur bırakmak istiyor.
Ukrayna işgali ve Kırım İlhakından sonrada Rusya ile Batı arasında gerilim doğmuştu. İsveç, Norveç ve Finlandiya arasında düzenlenen "The Arctic Challenge 2015'' NATO savunma tatbikatına, Rusya 12 bin asker, 700 ağır silah ve 250 Uçakla cevap verdi. Bu tehlikeli davranışı; Nükleer çatışma/tehdit ve Rusların olası işgal senaryosu olarak tanımlanıyor. Soğuk savaştan sonra ilk kez NATO, AB ve ABD ana hedefin Rusya olduğunu açıkça belirtti. Çin ve Rusya'nın ekonomiyi çeşitlendirme maksadıyla Afrika, Latin Amerika, Güneydoğu Asya ve Ortadoğu'daki askeri alanda yaptığı geniş yatırımları, ABD yakından takip ediyor. ABD'nin askeri bütçesine oranla, Çin üç katı pay ayırırken, Rusya yedi kat fazla pay ayırıyor. Hatırlayın Türkiye'nin Çin ile düşündüğü Füze antlaşması, ABD'yi oldukça rahatsız etmişti. Gerçi Türkiye tarafından bu proje iptal edildi, ama umarım masadan kadim kazanımlar alınmıştır!!!
Bu bağlamda NATO'nun Akdeniz'e savaş gemisi göndermesi ve İstanbul boğazına savaş gemilerini konuşlandırması Türk-Rus geriliminin bir transatlantik meselesine döndüğü olarak yorumlayabiliriz. Bu bağlamdan hareketle, Putin'in en çok içerlediği mesele, Uçağın düşürülmesinden ziyade, Türkiye'nin bu hadiseyi NATO'ya götürmesiydi.
ABD'nin Rusya rekabeti, Balkanlar'da da devam ediyor. Son 'Türk Akımı' projesine takınmış olduğu 'olumsuz' tutumla ABD, şimdiden bu projeyi 'nasıl sekteye uğratırım' düşüncesinde. (Zira Türkiye'yi Ruslara karşı itekleyerek çelmeledi bile.- Abdülkadir Selvi'nin yazısı, işte bu meselede daha ilginç- bir hal alıyor!! )
ABD'nin Rusya'ya karşı üstünlüğü gerçekleşmeye başlıyor. Özellikle Ruble'nin Dolar karşında değer kaybetmesiyle Rus iç piyasasında alım gücü düşmüş durumda. (Çin,İran,Rusya ve Venezuela'nın enerji antlaşmalarını Dolar dışında bir para birimi ile gerçekleştirme fikrini de unutmamak lazım.) Anlaşılan ABD dolayısıyla Batı, Rusya'yı batırmakta kararlı. Bunun için Türk-Rus sürtüşmesiyle hedefine bir adım daha yaklaşmış durumda. Hoş, Putin ve Rusya, Türkiye'ye karşı takınmış olduğu agresif tutumla, bu değirmene malzeme verme konusunda oldukça bonkör. (İnsan, Batı ile Rusya arasında da ikircilikli bir politika da yürütülüyor düşüncesini geçirmeden edemiyor.)
Sonuç olarak, Türk-Rus ilişkilerinde karşılıklı hamleyle ipler her geçen gün daha da geriliyor.Uçak hadisesinin Türkiye'ye Orta ve Uzun vadede yaradığı ortada duran bir gerçek. Rusya ise her türlü kaybediyor. Ancak cevabını zamana bırakarak öğreneceğimiz hususu vurgulamak gerekiyor. Malum bir süredir İncirliğin açılması ve Çin Füze antlaşmasından ötürü baskı ve tehdit adlındaydı Türkiye. Şuana kadar bu iki mesele ABD lehine çözüldü. Yani istediklerini aldılar. Türkiye'nin bu yeni pozisyonda almış olduğu kazanım ne olabilir? Musul-Kerkük mü? K.Irak'ın Türkiye ile birleşmesi mi? yoksa başka bir şey mi? Eğer Ruslara karşı Türkiye'yi korumaksa pazarlık yapmasını bilmiyoruz demektir. Türkiye-Batı işbirliği sürdürebilinir mi bilmiyorum? Çekincelerim çok yüksek. Ancak, kısa ve orta vade de işe yaradığı muhakkak bir gerçek. Türkiye, "Fillerin dansının'' yaşandığı bu konjonktürü fırsata çevirmesini iyi bilmelidir. Bağımsız refleks göstermekten çekinmemelidir.