TÜRK SEKÜLERİZMİ, DİKTATÖRLÜK VE CHP

0

Sekülerizmin farklı birçok tanımı olabilir belki ama genel itibarıyla farklı tanımların ortak ögeleri de yok değil.

Sekülerlik özel yaşamdan aşkı anlamlandırmaya, giyim tarzından bilim anlayışına kadar yaşamın her alanında etkili olabilecek bir yaşam tarzıdır.

Biz sekülerliği, "kişinin hayatında Yaratıcıya yer vermemesi" olarak tanımlıyoruz. Bu isteyerek de olsa istemeyerek de olsa fark etmez.

Yani kişi dindar olabilir. Ama sözgelişi, ekonomik tedbirler veya kurallar belirlerken eğer Yaratıcıyı yok sayıyorsa o kişi sekülerdir.

Ne demek Yaratıcıyı ekonomide yok saymak? Cevap: Salt dünyevi gerekçelere veya "piyasa" ihtiyaçlarına dayalı düzenleme yapmaktır.

Benzer şekilde bilimin, aşkın, insan ilişkilerinin, yargılamanın, yasamanın vs. akla ne gelirse eğer bir kişi Yaratıcı yokmuş gibi davranıyor ise o kişi sekülerdir.

Sekülerliğin devlet yönetimine uygulanışına özel bir anlam verilmiştir. Laiklik.

Dünya üzerinde kabaca iki çeşit laiklik vardır.

Nilüfer Göle'nin de "SEKÜLER VE DİNSEL: AŞINAN SINIRLAR" isimli kitabında belirttiği gibi bir tanesi Fransa laikliğidir, diğeri de İngiltere laikliğidir.

İngiltere laikliği daha demokrat ve farklı düşünce ve inanca özgürlük ortamı hazırlarken Fransa laikliği dini toplumdan silmeyi ve devlet eliyle toplumu dinsizleştirmeyi benimsemiştir.

İngiltere laikliği dinin teminatı iken Fransa laikliği dinin "Demokles kılıcı" olmuştur. Örneğin, İngiltere'de özellikle eski üniversitelerin neredeyse bütün bölümlerinin adı din adamlarının adıyla anılır. Birçok üniversite bölümünün kilise korusu vardır. Kilise adına para toplanır vs.

Bu iki laiklik tarzının da etkilediği doğu ülkeleri vardır. Mesela Hindistan İngiltere laikliğini almıştır. Onun için Hindistan'da bu gün 15 tane resmi dil ve yüzlerce farklı inanç özgürce yaşamaktadır.

Böylece İngiltere tarzı laiklik Hindistan'da farklılıkların ve bir arada yaşamanın formülü olmuştur denilebilir.

Fransa tipi laiklik de eski Yargitay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın özendiği "militan laiklik"tir. Bu militan laiklik bütün hızı ve haşmetiyle Türkiye'de uygulanmıştır.

Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarında din yasaklanmış mesela bu anlayış ile. Daha sonra dini kontrol altına almak için Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyat fakülteleri sonra İmam-Hatip liseleri açılmıştır. Asıl açılış amacı budur bu kurumların.

Mesela kadına seçme ve seçilme hakkını veren cumhuriyet başı kapalı kadınlara seçilme hakkını vermemiştir. Başı kapalı olarak seçilmek ancak 1915 Kasım'ında mümkün olabilmiştir.

Bütün bu "militan laiklik" uygulamalarıyla halka nefes aldırmayan anlayışın mimarı elbette CHP'dir. Bu militanlığı ve militarizmini sadece dinlere ve dindarlara karşı değil Alevilere, Kürtlere, Ermenilere vs. farklı kim varsa herkese karşı sürdürmüştür.

En acımasız diktatörlüğü bu ülkede devlet eliyle kurumsallaştırmış olan bu parti kendini devletin asıl sahibi seçkinler olarak görmüştür.

Hala "cumhuriyetçi teyze" histerisiyle kendisine yol veren tesettürlü sürücüye "senin kullandığın arabanın önünden bile geçmem" diyecek kadar agresifleşen ruh hali CHP'nin diktatörlük tohumunun yeşermiş halidir işte.

Bu partinin bu halktan özür dilemeden Hitler'e bile diktatörlük suçlaması yapmaması ve eski CHP ile kurumsal ilişkisinin olmadığını deklare etmesi gerekir.

Bu halka bunca eziyeti çektirmiş bir partinin devamı olduğunu ısrarla iddia eden CHP'nin Türkiye'yi yönetmek için seçime girmesi bile şık değildir kanımca.