Son on günde Türkiye, tıpkı 90'lı yıllardaki gibi bir şiddet sarmalına istemeden olsa sokuldu. Bu konuda Türk Hükümeti gerçekten 'sabırlı' tutum takındı. Öyle ki PKK'nın şımarıklığına, YPG'nin hadsizliğine, DEAŞ'ın caniliğine rağmen…Aylardır, onca tahrik ve eylem görmezden gelindi, ülke şiddetle anılmasın, bölgede huzur atmosferi bozulmasın diye. Ancak bazı anlar vardır. İstemediğiniz halde 'bela sizi gelip bulur' veya 'kapınıza dayanır.' İşte Türkiye, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmelerden ve topraklarında meydana gelen olaylardan ötürü sorumluluğu üstüne aldı.
Hattı zatında uzunca bir süredir, Batı medyası Suriye'de Türkiye'yi 'Terörü destekleyen ülke' olarak lanse etmesine rağmen, Türkiye, DEAŞ ve PKK'ya bomba yağdırıyor. Yukarıda da ifade ettiğim gibi Türkiye, bu operasyona gerçekten mecbur bırakıldı. Çünkü DEAŞ ile YPG (Seküler Kürt grup) işbirliği yaparak Kuzey Suriye'nin demografik yapısını değiştirirken, Türkiye'nin sessiz kalması beklenmezdi. Sadece bu değil. Suriye'deki muhalif gruplar Lazkiye'ye doğru ilerleyip, aynı zamanda Halep'i tam anlamıyla ele geçirmesi an meselesiyken, YPG'nin oyun bozanlık yaparak, muhalif gruplara 'arkadan' saldırması beklenemezdi. (Salih Müslim'in 'YPG, Suriye rejimine katılacak' son açıklaması, dikkate alındığında bu müdahale rasyonel bir seçenek olarak duruyor)
Bunun dışında K.Irak müdahalesi de kendi içinde tutarlı. Zira, PKK, İran'ın desteğiyle, Türkiye ile işbirliği yaptığı için Barzani'yi tehdit etmişken, sorumluluk almak gerekirdi. Bunun dışında Türkiye'deki Kürt iş adamlarına vergi cezası kesmek için K.Irak'ta Mahkeme yerleşkeleri kurmak, terörist katılımın arttırılması ve eğitimin hızlandırılması, Kandil'in bölgede otonom alanının genişletmesi kabul edilemezdi. Bu bağlamda Kandil'in Türkiye'yi tehdit eden şovanist açıklamaları da cabası. Esasında Türkiye'nin bölge kazanımlarının tehdit altında olması, PKK'ya müdahaleye mecbur kılmıştı. PKK'nın Türkiye sınırları içerisinde Çözüm Süreci'nde ve 7 Haziran seçimlerinden sonra da haraç toplaması, baskı yapması, yol-baraj inşatlarında çalışan işçilerin tehdit edilmesi ve araçların yakılması, polis ve askerlerin şehit edilmesine girmiyorum bile. Özetle PKK ve DEAŞ, Türkiye'ye 'nanik' yaparcasına müdahaleyi arzu ediyor gibiydi. Türkiye'de birkaç dalga bombardımanla bu müdahalenin gereğini yaptı.
Buraya kadar olan bölgede ki yerleşik aktörlerin eylemlerine yönelik tespitlerdi. Birde bölgeyi dizayn eden/etmek isteyen ABD'nin tutumu değerlendirmek gerekir. Bugüne kadar Suriye'de Esed rejimiyle işbirliği yaparak, Türkiye'yi hem yalnız bırakan, hem de desteklediği DEAŞ'la koalisyon uçaklarıyla müdahale eden ABD, bugüne kadar Kuveyt'teki Ahmet el Cebr Hava Üssünü kullanarak DEAŞ'ı vuruyordu. (veya nedeni bilmediğimiz bir şekilde bölgede başka faaliyetlerle uğraşıyordu, ABD Pragmatizmi, yazımın içeriğinde olduğu gibi iki zıt eylemi çelişkili barındırabiliyor)
ABD, bir süredir, İncirlik ve Diyarbakır üslerinin açılmasını istiyor ve İnsansız Hava Araçlarının(İHA) silahlandırılmasını istiyordu. Suruç hadisesin cereyan ettiği an, Ajanslara Bakanlar Kurulunun gizlice İncirlik'in ABD'nin kullanımına müsaade ettiği yönünde haberler ortaya çıktı.(Doğru veya Yanlış içeriğini bilmiyoruz.) Türkiye, DEAŞ ve PKK ile mücadelede, yeterli silahlı ve istihbarat gücüne sahip bir devlettir. Yıllardır bu tip illegal-bölücü yapılarla Batı'nın köstek olmasına rağmen bir şekilde mücadele etti.
Bugün geldiğimiz noktada dünden farklı değil. Türkiye, uzun zamandır istemediği bir müdahaleye mecbur bırakıldı. Açıkçası Türkiye'nin başka bir tercih şansı da yoktu.
Kanaatim, bu müdahaleyi askeri personel ayak basmadığı sürece destekliyor ve sınırlı olmasını arzu ediyorum. Çünkü askeri müdahalenin getireceği ekonomik bir yük, Türkiye'nin tüm 'yeni devrelerinde' yıkıma neden olabilir.
Türkiye, K.Suriye'de demografik değişime seyirci kalmaması için bölgeye müdahale etmeli. Ancak, bunun ABD'nin onayı olmadan yapılamayacağını da biliyor. Sanırım Türkiye'nin Cerablus'a girmesi, Arap-Türkmen ağırlıklı bölgelerin demografik yapısının korunması, Uçuşa yasak bölgenin oluşturulması, tampon bölgenin maliyeti, muhalif diğer grupların kazanımlarının sürdürebilmesi için İncirlik riskini alması isteniyor.
Ancak, medyada çıkan haberleri dikkat alırsak, ABD'nin sözde DEAŞ'la müdahale adı altında Diyarbakır ve İncirlik Hava üslerinin açılmasını doğru bulmuyorum. Türk Hükümetinin bir süredir, bu meseleden ötürü baskı gördüğünü biliyoruz. Nasıl olur? Bilmiyorum ama Türkiye hava üslerinin kullanımına müsaade etmemeli. Çünkü, bölgede İran'a alan açmakla meşgul olan ABD, olası bir işbirliği adı altında Türkiye'yi kontrol altına alarak, bölgeyi kendi emellerine göre kontrol edebilir. Evet, ABD, sahip olduğu teknolojik ve istihbarati gücü göz önüne aldığımızda 'bu üslere ihtiyacı bile yok' diyebiliriz. O zaman, farklı bir görüşte, 'Madem bu kadar yüksek teknolojik ve istihbarat güce sahip ABD, o zaman bu üslerin kullanım talebinde neden bu kadar ısrar ediyor?' diyebilir. Şunu unutmamak lazım, ABD, Türkiye'nin Düşmanı değil; Türkiye'de ABD'nin düşmanı değil. Lakin ABD'nin sözünde durmayan kötü bir müttefik olduğu unutulmamalı.Türkiye'nin bunun ceremesini defalarca kez çektiği düşünülmelidir.