Ortadoğu’da yaşanan son kırılma, basit bir iktidar değişimi değildir. Bu süreç, terör örgütleri üzerinden kurulan jeopolitik mimarinin çöküşüdür.
Suriye devrimi sonrası El-Şara yönetiminin sahayı konsolide etmesi ve Suriye halkının iradesinin galip gelmesiyle birlikte, YPG merkezli İsrail–ABD hattının kuzey Suriye planı fiilen dağılmıştır. Türkiye, krizin ilk günlerinden itibaren yaptığı doğru stratejik okumayla yalnızca sınır güvenliğini değil, bölgesel dengeyi de korumuştur.
Bugün Suriye’de kaybedilen alan, İsrail açısından açık bir stratejik geri çekiliştir.
Ve İsrail her geri çekilişten sonra yeni bir cephe arar.
Şimdi sıradaki adres Irak’tır.
Haritaya bakıldığında tablo nettir.
Suriye’de dağılan SDG/YPG yapısı, Haseke–Kamışlı–Derik hattından çıkarak önce Sincar’a, ardından Süleymaniye kırsalına taşınmıştır. Bu yalnızca militan transferi değildir. Silah depoları, eğitim kadroları ve istihbarat ağları da birlikte kaydırılmıştır.
Amaç açıktır:
Suriye’de çöken terör jeopolitiğini Kuzey Irak’ta yeniden kurmak.
Bu yeni perdenin merkezinde Süleymaniye hattı bulunmaktadır.
PKK–YPG–PUK (Kürdistan Yurtseverler Birliği) üçgeninde oluşan yapı artık gizli değildir. Mart 2023’te Duhok’ta düşen ve YPG mensuplarını taşıdığı doğrulanan AS350 tipi helikopter kazası bu ilişkinin ilk somut ifşası oldu. Helikopterin Lahur Talabani döneminde IKBY İçişleri bünyesindeki sözde terörle mücadele birimine tahsis edilmesi, ardından YPG’nin kayıpları resmen kabul etmesi, Süleymaniye’nin fiilen SDG’nin lojistik merkezine dönüştüğünü ortaya koydu.
Devamında PKK/YPG unsurlarının Süleymaniye’de CENTCOM gözetiminde pilotaj ve teknik eğitim aldığı belgelendi. Süleymaniye Havalimanı’nın uçuşlara kapatılması, örgütün sivil altyapıya sızarak uçuş güvenliğini tehdit edecek seviyeye ulaşmasıyla açıklandı. Ardından Mazlum Abdi’nin hedef alındığı İHA saldırısı geldi.
Bu bir tesadüf zinciri değildir.
PUK heyetinin Bağdat’ta MİT Başkan Yardımcısı’yla görüşmesi, ardından Kubat Talabani’nin Ankara’da Hakan Fidan’la yaptığı temaslar, Türkiye’nin bu yapıdan duyduğu rahatsızlığın doğrudan iletildiğini gösterdi.
Sonrasında Süleymaniye Arbat’ta PUK bağlantılı askeri tesisin vurulması kritik bir eşikti. İlk kez PUK’a ait bir merkez hedef alındı. Bu tesiste PKK ve YPG unsurlarının birlikte eğitim aldığı tespit edildi. Bafel Talabani’nin ziyaret ettiği bu alan artık Ankara açısından “gri bölge” olmaktan çıkmıştır.
Harita burada yeniden konuşur:
Sincar hattı İran bağlantısını,
Süleymaniye SDG transferini,
Kandil ana komuta merkezini temsil eder.
Bu üçgen tamamlandığında Türkiye güneyden çevrelenmiş olur. Doğu Akdeniz kara bağlantısı kesilir, İran–Türkiye hattı kırılır.
Bu, İsrail merkezli dizaynın ikinci safhasıdır.
Türkiye bu oyunu görmektedir.
Bu yüzden Ankara artık Irak dosyasını yalnızca terörle mücadele olarak ele almıyor. Konu doğrudan ulusal güvenlik mimarisidir.
Nitekim 14 Mart 2024’te Bağdat’ta yapılan Türkiye–Irak 2. Güvenlik Zirvesi bu yeni dönemin resmidir. Irak’ın PKK’yı “yasaklı örgüt” ilan etmesi, ortak daimi komite kurulması ve örgütün faaliyetlerinin engellenmesi yönünde mutabakata varılması Ankara açısından stratejik kazanımdır.
Bu karar yalnızca Bağdat’ı değil, IKBY’yi ve özellikle Süleymaniye’de kontrolü elinde tutan Talabani yönetimini de bağlamaktadır.
Önümüzdeki altı ayda tablo açıktır:
Bağdat ve Süleymaniye üzerindeki baskı artacaktır.
Mahmur Kampı’nın tasfiyesi ve Sincar hattının temizlenmesi artık diplomatik talep değil, siyasi şarttır.
Süleymaniye ekonomik, diplomatik ve askeri olarak sıkıştırılacaktır. Hava sahası baskısı sürecek, PUK’un PKK–SDG bağlantılı unsurlarına nokta operasyonlar yoğunlaşacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri Zap–Metina–Avaşin üçgenindeki kalıcı üs modelini Kandil çevresine genişletecek; Gara ve Hakurk hattı daraltılacak, Sincar bağlantısı koparılacaktır.
Amaç geçici operasyon değil; PKK’nın Irak’taki hareket kabiliyetini yapısal olarak bitirmektir.
Suriye’de terör jeopolitiği çöktü.
Şimdi aynı yapının Irak versiyonu tasfiye edilmektedir.
Türkiye sahada kazandığı üstünlüğü masada kaybetmeyecektir.
Eğer Ankara bu adımları atmasaydı, bugün güney sınırında ikinci bir terör kuşağı kurulmuş olacaktı.
Bu yüzden yaşananlar müdahale değil; ileri hat savunmasıdır.
Son Söz
Türkiye artık krizlere tepki veren bir ülke değil.
Cepheyi önceden gören, oyunu bozan ve sahayı şekillendiren aktördür.
Suriye’de terör devleti kurdurmadı.
Irak’ta da kurdurmayacaktır.
Çünkü mesele sınır değil; devletin bekasıdır.