Türkiye-İsrail Yakın(laş)ması mı?

0

İsrail ve Türkiye ilişkileri, Mavi Marmara filosuna düzenlenen İsrail deniz baskını sonrasında 2010 yılında bozuldu. Uluslararası sularda 9 vatandaşımız şehit edilmişti.

Ak Parti'nin 2002 yılında iktidar olmasıyla iki ülke arasındaki ilişkiler, İsrail'in Filistin politikaları yüzünden inişli-çıkışlı bir seyir izledi.İsrail, 1990'lı yılların özlemiyle Türk-İsrail ilişkilerinin en hızlı geliştiği dönemi hep aramıştı. Çünkü İsrail, Türkiye'de eskisi gibi at koşturamıyor, darbe ve benzeri müdahalelerle siyaseti dizayn edemiyordu.

Öyle ki Türkiye'nin İstihbarat Şefinin atanmasını açıktan eleştirecek cüreti kendisinde bulabiliyordu. (Hakan Fidan)

Mavi Marmara saldırından sonra Türkiye'nin 3 talebi olmuş, Özür dilendikten sonra Gazze'nin ablukası ve Tazminat konularında görüşmeler devam ediyordu. Taraflar İtalya ve Zürih'te açıktan, çoğu zamanda"gizli" olarak zaten bir araya geliyordu.

İsrail Haaretz gazetesine göre 'taslak' metinde bir antlaşma olduğu yönünde. Türk Dışişleri ise'sadece görüşmeler devam ediyor 'şeklinde yorumladı.

O maddeler şunlar:1) İsrail, Mavi Marmara da ölen veya yaralananlara 20 milyon tazminat.2) Türkiye ve İsrail arasında büyükelçiler yeniden atanacak. 3) TBMM'nin çıkaracağı yeni bir yasayla İsrailli subay ve askerlerin aleyhine açılan Türk mahkemelerinde tüm davalar yok hükmünde sayılacak.4) Hamas'ın Türkiye'deki faaliyetleri sınırlandırılacak.5) Türkiye ve İsrail doğal gaz konusunda işbirliğinin yollarını arayacak.

Tabii bunlar şuan da ön taslak maddeleri. Şahsi kanaatim, TBMM ile ilgili davalar maddesi dışındaki konular, bir şekilde müzakere edilebilir.

Peki, perde arkasında n'oluyor?

Türkiye açısından daha çok bölgedeki gelişmelere paralel, İsrail-Türkiye yakınlaşması şekilleniyor. Rusya'nın Suriye'deki varlığından sonra İran'ın, Irak ve Suriye'deki varlığı, Türkiye'yi farklı arayışlara itti. Batı, dolayıyla da ABD ile yapılan görüşmelerden İsrail'i yok saymak mümkün değildi.

Türkiye açısından meselenin özeti, bir ittifaka konuşlanmaktan öte değil. Yani Rusya'nın tavrı, Türkiye'yi hem NATO'ya hem de İsrail'e yakınlaştırıyor. İsrail medyasında yer alan, İsrail doğalgazının kullanımı şeklindeki haberler, Türkiye'nin değil, İsrail'i ilgilendiren ve çıkarlarını gözeten konulardandı.

Muhakkak Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılaması için yeni üreticilere ihtiyacı var. Ancak İsrail'in gazı, hayat-memat meselesi değildir. Zira İsrail gazı bizim için ekonomik riskler ve çok ciddi tehditler oluşturuyor.

İsrail açısından da yakınlaşmanın farklı gerekçeleri söz konusu.

İsrail, Türkiye ile barışmak istediği öteden beri, bilenen bir gerçek. Birçok Yahudi kökenli firma sahibi veya CEO'su Erdoğan'ı ikna etmek çok uğraşmıştı. Ama Erdoğan, 3 madde konusundaki fikrinden geri adım atmadı.

İsrailli askerlerin yargılanması, Uluslararası arenada ciddi bir prestij kaybına neden olacağı gibi İsrail'in aleyhine birçok davanın da açılmasına '' emsal'' teşkil edilebilmesi İsrail'i ciddi rahatsız etmektedir.

İsrail, 2009'da Tamar doğalgaz alanını, 2010 yılında ise Tamar'dan 2 kat büyüklüğünde Leviathan bölgesindeki doğalgaz alanını keşfetmişti. Açıklanan rakamlar 600 milyar metre küp rezervin olduğu yönünde. İsrailliler Leviathan gazını Uluslararası piyasayla buluşturmak istiyor. Güney Kıbrıs ve Yunanistan seçenekleri, tarihi güvensizlik ve hesaplaşmalar yüzünden tercih edilmiyor. Zira Yunan iç savaşında binlerce Yahudi, Yunanistan'da katledilmişti. Ayrıca Yunanistan güzergahı, Türkiye güzergahında 2 kat uzak olması sebebiyle daha maliyetli. İsrail, ülkede yaşanan ekonomik krizi de göz önüne aldığında, doğalgaz ihracatının İsrail ekonomisine pozitif bir etki yapacağını düşüyor.

Haliyle İsrail gazı meselesi, Türkiye'nin ''olmazsa olmazı'' değil.

İsrail'in gazını çıkaran şirketlerin Amerikan-İsrail ortaklığı olmasından dolayı, Türkiye'ye büyük bir baskı söz konusu.

Ortadoğu da İran-ABD-Rusya hattında bir yakınlaşma söz konusu olmuşken, Türkiye ile İsrail'in yakınlaşmak istemesi, aslında ABD'ye İran meselesinden ötürü bir 'yakınma'.

Ancak,AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in "İsrail devleti ve halkı dostumuzdur" anlamsız ve gereksiz sözünde olduğu gibi çıkışlar yapmak doğru değil. Zira 1 Kasım seçim sonuçları, 7 Haziran gibi neticelenseydi, Acaba, İsrail'in bu dostane tavrını görebilir miydi? İsrail destekli Paralel yapı amacına ulaşsaydı, Erdoğan ve Fidan uluslararası ceza mahkemesinde yargılansaydı bu dostaneliği görebilir miydi?

Ömer Çelik, beğendiğim ve saygı duyduğum bir devlet adamı. Onun, bu çıkışını doğru bulmadığım gibi 5 sene evvel ve paralel yapı soruşturmalarında sürekli olumsuz ve negatif sözler atfedilen bir ülkeye aniden dostane bir yaklaşım takınmasını anlamış değilim. Devletler çıkarlarına göre pozisyonlarını değiştirebilir. Zira çıkarlarının gereğini yapar. Ancak siyasetçiler, ani çıkışlar yaparlarsa inandırıcılıklarını kaybederler.

Sonuç olarak, Dış politika, uzun vadeli politikaları, geri dönüşümü uygulamaları sebebiyle geç edinilen bir alan olarak bilinse de bugünlerde; bir basketbol maçında hızlıca değişilebilen taktiklerin seçildiği ve değişken pozisyonların alındığı bir alana evrildi.

İsrail-Türkiye yakınlaşması tıpkı Türkiye'nin Suudi Arabistan merkezli İslam İttifakı adı altında kurulmaya çalışılan örgüte dahil olmasından çokta farklı anlamlar içermiyor. Hattı zatında bu projede bir İngiliz projesiydi ve İran'ı hedef alıyordu.

Bu bağlamda İsrail-Türkiye yakınlaşmasını olumlu ama tarihsel, dinsel,stratejik meselelerden ötürü İsraillerin güvensiz olduklarını unutmamakta yarar var. Aşırı anlamlar yüklenmesi ve angaje olunması doğru değil. Tıpkı Ömer Çelik'in açıklamaları gibi…

@HusamettinAslan

drhusamettin@hotmail.com