Türkiye Siyasetini Esir Alan Hamaset ve Radikalizm

0

Zaman zaman politikacıların bizi şaşırtan söylemleri olur. Çokça tanık olunan bir durumdur bu.

Ardından, "aslında böyle düşünmüyor o, seçmene mesaj veriyor, denilir. Şu veya bu kesime ait oyların partiye gelmesi için veya kazanılmış ise gitmemesi için sarf edilmiş sözlerdir, diye bakılır.

Hangi parti olursa olsun demokrasiye ve temel insan hakları değerlerine aykırı söylem ile gelecek veya kalacak oylar genellikle radikal oylardır.

Siyasal tutumu keskin olan bu kesimin dolaylı olarak liderlerin veya siyasal partilerin söylemlerini ve hatta politikalarını yönettiğini görebilirsiniz.

Sizin partinize destek vermemiz için bizim söylemlerimizi dillendirmeniz gerekir. Bize selam çakmanız ve bizi tanımanız gerekir diye liderlerin söylemlerini ipotek altına alan bu oylar bir tür "mahallenin psikopati" gibi davranıyorlar.

Çoğunlukla azınlık olan bu aşırı milliyetçi, ırkçı, mezhepçi gibi radikal anlayışların hatırının gözleniyor olması aslında hogörüsü yüksek ve demokrasi ve insan hakları duyarlılığı gelişmiş olan "efendi" ve hoşgörülü çoğunluğa yapılan bir tür saygısızlıktır.

Çünkü siz bu radikal çizgideki insanların "radikal" ve makul olmayan isteklerine ve düşüncelerine selam verirken iki şey yapmış olursunuz:

1-Onların bu düşüncelerini, katılmadığınız halde, meşrulaştırmış olursunuz.

2-Kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayan, giyinmeyen, konuşmayan ve inanmayan kişileri "ötekileştirmeden" varlığına tahammül eden hoşgörülü çoğunluğu da radikalize etmiş olursunuz.

Böyle söylemler geliştiren merkez partileri, küçük bir aşırı azınlığın hatırı için, ülkeyi geren politikalar yürütebiliyorlar.

Mesela CHP yönetiminde ve vitrininde bulunan kişilerin çoğu zaman ulusalcı ve beyaz Türk denilen ırkçı çevrelerin söylemlerine ve duyarlılıklarına yönelik politika ürettiklerini görüyoruz.

Bu CHP tabanının çoğunluğunu oluşturan hoşgörülü "efendi seçmen"in çoğunlukla hoşuna gitmez. Ama CHP bu hoşgörülü sol tabanı "cepte keklik" olarak gördüğünden merkez solun "psikopat" ve "belalı" seçmenini memnun etmek için kendi politikalarına ters düşen söylemler geliştirme ihtiyacında hissetmektedir.

Parti yönetimine böyle insanlardan kontenjan ayırmak zorunda hissetmek "parti içi denge" ile izah edilse bile bilinir ki bu "aşırı ve radikal" sol çevreleri memnun etmezse arıza çıkaracaktır ve partiye sırt çevirecektir.

Benzer durumun Ak Parti için de söz konusu olduğunu görebilirsiniz.

Zaman zaman Kürt sorunu ve "çözüm süreci" ile çelişen söylemlerinin "noluyoruz" "her şey bitti mi" şeklinde zihinlerde sorulara yol açan söylemlerin hemen "milliyetçi oyların tatmini" için verilmiş beyanlar olduğuna dair el altından yorumlar ve te'viller yapılır.

Ak Parti vizyonuna ve genel siyaset anlayışına uygun görülmeyen ve yakıştırılmayan lider düzeyindeki her türlü söylemin "konjoktör gereği" normal görülmesi hem partiyi yıpratmaktadır ve hem de ülke demokrasisinin çıtasını düşürmektedir.

Bu durum aslında siyaset üzerinde varlığını sürdüren bir tür "hamaset vesayeti"dir. Ülke demokrasisinin normalleşmesinin önünde sürekli duran bir duvardır.

Ne sayısal ve ne de demokratik değerler bakımından hiç de hak etmediği bir kontrol gücünü elinde tutmakta ve bu "başka partiye giderim bak" gizli tehdidiyle partileri kontrol altında tutmaktadır.

Her ülkede bu gün ve geçmişte demokrasi kurumlarının en önemlisi olan siyasal partileri vesayet altında tutmak isteyen yaklaşımlar olmuştur. Ancak partilerin demokratik ve insan hakları değerlerine aykırı mezhepçi, ırkçı, bölgeci ve genel anlamda ayrımcı ve ötekileştirici anlayışları meşrulaştırmamaları gerekir.

Bunun için de yapılacak tek şey bu kesimleri memnun edecek söylem ve politikalar yerine olması gereken demokratik ilkeler doğrultusunda siyaset üretmek ve marjinallerin normalleşmesine katkı sağlamaktır.

Böylece radikalizm giderek azalmış ve varlığı anlamsızlaşmış olur. Aksi durumda sürekli olarak bunların hangi parti olursa olsun o partilerin politik söylemlerini ve hükümet politikalarını yönetmelerine zemin hazırlamış oluruz.

Demokrasi içi gibi görünen bu baskı unsurlarını meşrulaştırmak yerine aslında onların demokrasi dışı bir hamaset vesayeti olduğunu unutmamak ve ona göre siyasal söylem geliştirmek gerekir.