Haber: Özlem Doğan
Terör devleti İsrail’in soykırım yaptığı Gazze'de yaşanan insani felaket gündemden düşürülmeye çalışılsa da dünya olanların farkında, bölgede de taşlar yerinden oynadı. İşgalci ABD ve soykırımcı İsrail yönetiminin yüzyılın ihaneti ‘İbrahim Anlaşması’ üzerinden Filistin'i devre dışı bırakma çabalarıyla birlikte, ABD Başkanı Trump’ın birbirini tutmayan açıklamalarını ve tüm dünya ile alay edercesine savurduğu savaş tehditlerini, uluslararası kuruluşlar tıpkı Gazze soykırımı gibi görmezden geliyor. Katar Lusail Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Muhammed Mazhar Şahin, Filistinli Gazeteci Yazar Dr. Zahir Elbek, Güvenlik ve Dış Politika Uzmanı Dr. Ayhan Sarı son gelişmeleri Milat’a değerlendirdi.
GAZZE’DE İNSANİ FELAKET SÜRÜYOR
Gazze’nin dünya gündeminden düşmüş gibi görünmesinin yaşanan insani felaketin sona erdiği anlamına gelmediğini ifade eden Dr. Muhammed Mazhar Şahin, “Gazze bugün açlığın, yoksulluğun, zorunlu göçün ve insani yardım krizinin en ağır yaşandığı yerlerden biri olmaya devam ediyor. Trump’ın bazı ülkelere İbrahim Anlaşmaları çağrısı yapması da aslında yeni bir durum değil! Washington ve Tel Aviv uzun zamandır Filistin meselesini bölgesel denklemin dışına iterek yeni bir Orta Doğu inşa etmeye çalışıyor. Fakat son yıllarda yaşananlar, Filistin’i dışlayan hiçbir bölgesel projenin başarılı olamayacağını açık biçimde ortaya koydu” dedi.
FİLİSTİN’İ HAFIZALARDAN SİLEMEZLER
Gazze’de on binlerce insan hayatını kaybederken, bölge halklarının hafızasından Filistin’i silmek mümkün olmadığını kaydeden Şahin, “Son dönemde bölgede yeni bir jeopolitik gerçeklik oluşuyor. Türkiye, Katar ve bazı bölgesel aktörlerin öncülüğünde şekillenen yeni diplomatik hat, İsrail’in güvenliğini merkeze alan eski bölgesel düzen anlayışına alternatif üretmeye çalışıyor. Bu nedenle Trump’ın İbrahim Anlaşmaları üzerinden vermek istediği mesaj ile bölgede yükselen yeni siyasi gerçeklik arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunuyor” diye konuştu.
TÜRKİYE BU TUZAĞA DÜŞMEZ
İşgalci Siyonist rejimin Gazze Şeridi'nde suç işlemeye, açlığı bir silah olarak kullanmaya ve Filistin halkının hayatını felce uğratmaya devam ettiğini vurgulayan Dr. Zahir Elbek şu şekilde konuştu: “Trump yönetiminin ‘İbrahim Anlaşması’nı Türkiye ile birlikte birkaç ülkeye daha dayatma çabası, bölgedeki samimi barış arayışının bir tezahürü değil, tamamen Siyonist varlığın güvenliğini garanti altına alma ve Filistin meselesini tamamen tasfiye etme çabasıdır. Bu süreçte Türkiye’nin bu tuzağa düşmeyeceğine inanıyor, bilhassa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki ilkeli duruşunu takdirle karşılıyoruz.”
KÜRESEL İSTİKRARSIZLIK TEHDİDİ
Trump’ın çelişkili tehditlerinin küresel istikrarsızlığın yeni bir boyutunu gözler önüne serdiğini söyleyen Elbek, “ABD’nin kayıtsız şartsız himayesindeki bir İsrail’in bu ‘başıboş’ saldırganlığı, sadece Filistin halkının değil, bölgedeki tüm ulusların güvenliğini tehdit ediyor. Eğer uluslararası toplum, özellikle Birleşmiş Milletler derhal caydırıcı yaptırımlar uygulamaz ve soykırımı durdurmak için etkin bir mekanizma kurmazsa, bu gidişat tüm bölgeyi büyük bir savaşa sürükler. Filistin halkı toprağından ve varlığından vazgeçmeyecektir. İşgal ise ancak uluslararası bir müdahaleyle dizginlenebilir” dedi
GEREKTİĞİ YERDE GÜÇ KULLANILMALI
Savaş ve barış kararlarının güçlü olanın elinde şekillendiğini belirten Dr. Ayhan Sarı, “Haklı ile haksızı, zalim ile mazlumu tanımlayan da nihayetinde güçtür. Yaşadığımız dünyada gücü olmayanın hakkını araması değil, varlığını sürdürmesi bile çoğu zaman lütfa bağlı. Türk toplumunda ve Müslümanlar arasında bu gerçeklik yeterince içselleştirilemedi. Yaygın bir yanılgı olarak, haklı olmanın kendi başına yeterli olduğu zannedilir. Oysa tarih, haklı olanın hep kazandığını değil, güçlü olanın çoğunlukla haklı sayıldığını göstermektedir. Bu yanılgıyı kırmak için tarihin en güçlü örneğine bakmak yeterli. Peygamberimiz gerektiği yerde kılıcını kuşanmasını da bilmiştir” ifadelerini kullandı.
BAŞARI DOĞRU STRATEJİYLE OLUR
Müslümanların Filistin başta olmak üzere pek çok coğrafyada ağır bir baskı ve zulüm altında olduğunu belirten Sarı sözlerini şöyle noktaladı: “Gerçek denge ancak karşı tarafla eşit ya da üstün bir güce ulaşıldığında kurulabilir. Uluslararası arenada sesini duyurabilmek için önce bu sesin arkasında duracak bir güç inşa etmek gerekiyor. Bununla birlikte, güç talebi ile acelecilik arasındaki mesafeyi korumak hayatidir. "Tankıyla, topuyla bu zulme dur demeliyiz" demek doğrudur ancak bu söylemin hemen ardından şunu da sormak gerekir: Buna hazır mıyız? Hazır olmadan girilen bir mücadele, zulmü durdurmak bir yana, yeni kurbanlar doğurabilir. Zulme dur demek, doğru zamanda, doğru güçle ve doğru stratejiyle mümkündür.”