Uluslararası kuruluşların verilerine göre dünya üzerinde yaşayan her 5 çocuktan 1'i çalışıyor. Ülkemizde çocuk işçiliğinin sayısal olarak dökümünü yapmak zor. İş kanununa göre onbeş yaşın altında çocuk çalıştırılması yasak. Dolayısıyla çocuk işçilerin tamamına yakını kayıt dışı.
TÜİK'in 2012 yılında yaptığı "Çocuk İşgücü Anketi" sonuçları ülkemizdeki mevcut durum hakkında yaklaşık bir ipucu sağlıyor. Bu anketin sonuçlarına göre Türkiye genelinde 6-7 yaş gurubundaki çocuk sayısı 15 milyon 247 bindir. Bu guruptaki çalışan çocuk sayısı yaklaşık 900 bindir. Çalışan çocukların ise %45'i tarım, %24'ü sanayi, %31 hizmet sektöründedir. Bu sektörlerde çalışan çocukların yaklaşık yarısı (470 bin) ücretli veya yevmiyeli geri kalanı ise ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor.
Yukarıda belirttiğimizin dışında bir kategori daha var: "Ev işlerinde faaliyette bulunan çocuklar". Bu kategori önemsiz sanılmasın, çünkü yemek pişirme, çamaşır yıkama, ütü yapma, evi temizleme, eşya onarma, küçük kardeşe ve evin hasta ve yaşlı fertlerine bakma gibi faaliyetleri içeriyor. Bu kategoride bulunan çocukların sayısı yaklaşık 7,5 milyon.
Yaklaşık 400 bin çocuk ILO'nun en kötü çocuk işçilik biçimlerinden olarak tanımladığı mevsimlik tarım işçiliğinde çalıştırılmaktadır. Evlerinden ve okullarından uzakta olduğundan eğitimden koparak ailelerinden miras aldıkları yoksulluğu yeniden üretiyorlar. Üstelik çocuk işçiliği genel olarak çocukların fiziksel ve psikolojik gelişimine zarar verip en temel haklarından mahrum bıraktığı gibi onları istismara açık hale getirmektedir.
Yasalarımız ve ilgili mevzuat gerekli düzenlemeleri yapmış olduğu halde kayıt dışı söz konusuyken yasaların işlemesi mümkün olmuyor. Çalışma Bakanlığının yaptığı araştırma Türkiyede kayıt dışı çalışan oranını %37 olarak belirlemiş. Kayıt dışının böyle yüksek olduğu bir ülkede de problemin çözümü yalnızca kanun yapmakla mümkün olamıyor.
Ülkemiz 1992 yılında Dünya Çalışma Örgütünün IPEC (Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Programı) programına katılarak iş mevzuatının uygulanmasını denetlemek suretiyle çalışma koşullarını iyileştirmeyi hedeflemiştir. Programın uygulayıcısı olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1993-2004 yılları arasında IPEC kapsamında bir dizi eğitim, farkındalık gibi proje tamamlamış. Özellikle bir proje içeriği ve amaçları açısından oldukça dikkat çekici. Projenin adı "İzmirde çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin seçilen sektörlerde 2003 yılı itibariyle sona erdirilmesi projesi".
Projenin ara amaçları, seçilen meslek dallarında 15 yaş altında 1500 tam zamanlı çalışan çocuğu çalışmadan tamamen çekerek eğitime yönlendirmek, 15-18 yaşları arasındaki 2000 çocuğun çalışma koşullarını iyileştirmek ayrıca 1500 aileye sosyal destekve alternatif gelir olanakları sağlamak. İlgili tüm kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla protokoller yapılarak proje paydaşları oluşturulmuş, bu kapsamda yerel yönetim birimlerinden ve sendikalardan komiteler kurulmuş. Ayrıca "Sosyal Destek Merkezleri" kurularak bu merkezlerde binlerce çocuk sağlık taramalarından geçirilmiş, kültürel etkinlikler gerçekleştirilmiş, aile bireyleri işe yerleştirilmiş. Sonuç olarak bu harika çalışma ile binlerce çocuk çalışma hayatından eğitime kaydırılmış. Ancak masal burada bitmiş, çünkü 2003 yılında İzmir'de yapılan bu pilot çalışmanın ülke geneline yaygınlaştırılması maalesef yok.
Çocuk işçiliği sorununun bir diğer ilgili kurumu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'dır. Söz konusu bakanlığın "Ulusal Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2013-2017"nın 1. 2. 6. bölümü çocuk işçiliğine ayrılmıştır. Burada çalışan çocukların haklarını korumaya yönelik mevzuatın etkin bir şekilde uygulanabilmesi için "Çocuk İşçiliği İzleme Sistemi" adı ile entegre bir takip sistemine ihtiyaç duyulduğu belirtildiği halde bu konuda bir gelişme görünürde yok.
Çocuk işçiliği konusunda yapılan tüm araştırmalar gösteriyor ki sorunun ana kaynağı yoksulluk. Yoksulluğun girdiği evlerde bir yandan ana baba çocukları ile ilgilenemezken diğer yandan çocuklar eğitimleri pahasına aile gelirine katkıda bulunmak zorunda kalıyorlar. Yoksulluk sınırının altında yaşayan 17 milyonun yarısı çocuk.
Yürek yakan bu sorunun çözümü öncelikle devletin uygulayacağı politika ve stratejilerle, ilgili kurumlarını işlevsel ve istikrarlı çalıştırarak sivil topluma da öncü ve model olmasıdır. Uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapılarak gerçekleştirilen projelerin ülke geneline yaygınlaştırılarak sürdürülmesidir. Öyle ya, çocukların yaşaması için devlet, devletin yaşaması için çocuklar gerek.