Türkiye’de enflasyon artık günlük hayatın merkezine yerleşmiş durumda. Market fiyatları sürekli değişiyor. Kiralar yükseliyor. Ulaşım, enerji ve temel ihtiyaç giderleri her geçen ay daha ağır hale geliyor. Vatandaşın alım gücü zayıflarken ekonomik belirsizlik toplumun her kesiminde hissediliyor. Bu tabloyu tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Çünkü Türkiye’deki enflasyon birçok iç ve dış faktörün aynı anda etkili olduğu karmaşık bir yapıya dönüştü.
Dünyadaki ekonomik düzen son yıllarda büyük bir değişim geçiriyor. Uzun süre boyunca küreselleşme sayesinde düşük maliyetli üretim ve ucuz taşımacılık sistemi vardı. Şimdi ise korumacılık yükseliyor. Büyük devletler arasındaki siyasi rekabet tedarik zincirlerini parçalayarak maliyetleri artırıyor. Ticaret yollarındaki güvenlik sorunları da bu süreci daha ağır hale getiriyor.
Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki çatışmalar enerji fiyatlarını uzun süre yüksek seviyelerde tuttu. Türkiye’nin enerji alanında dışa bağımlı olması bu maliyet artışını doğrudan ekonomiye taşıdı. Sanayi üretiminde kullanılan enerji pahalandıkça fabrikaların üretim giderleri yükseldi. Çimento, demir-çelik, lojistik ve tarım gibi alanlarda maliyet baskısı daha belirgin hale geldi. Bu artışlar zamanla market raflarına kadar ulaştı.
Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı çevresindeki krizler de küresel ticaret üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıklar navlun fiyatlarını yükseltti. Teslimat süreleri uzadı. Türkiye’de üretim yapan birçok firma ithal ara malına bağımlı olduğu için bu gelişmeler doğrudan üretim maliyetlerine yansıdı. Küresel düzeyde yaşanan her lojistik problem içeride yeni zam dalgalarını hızlandırdı.
Tarım sektöründe de benzer bir sorun var. Türkiye son yıllarda tohum üretiminde önemli ilerleme kaydetmiş olsa da gübre, mazot ve zirai ilaç gibi temel girdilerde dışa bağımlılık devam ediyor. Çiftçi üretim yaparken yüksek maliyetlerle karşılaşıyor. Kur artışı yaşandığında tarımsal üretim giderleri de hızla yükseliyor. İklim değişikliği ve kuraklık riski eklenince gıda fiyatları üzerindeki baskı daha da artıyor.
Enflasyonu hızlandıran bir başka unsur ise şirketlerin fiyatlama davranışları oldu. Küresel kriz ortamı birçok firma için güçlü bir gerekçeye dönüştü. Bazı şirketler maliyet artışının çok üzerinde fiyat yükseltti. Tüketici tarafında oluşan “yarın daha pahalı olacak” düşüncesi bu süreci hızlandırdı. İnsanlar fiyatların sürekli yükseleceğine inandıkça harcamalarını öne çekmeye başladı. Böylece piyasadaki fiyat artışları kendi kendini besleyen bir döngüye dönüştü.
Toplumdaki beklenti bozulması ekonomik sorunları daha ağır hale getiriyor. Vatandaş geleceğe güven duymadığında tasarruf yapmak yerine hızlı tüketime yöneliyor. Özellikle kira piyasasında bu durum çok net görülüyor. Ev sahipleri gelecekte maliyetlerin daha da artacağını düşündüğü için fiyatları sürekli yukarı çekiyor. Aynı davranış birçok hizmet sektöründe de ortaya çıkıyor.
6 Şubat depremlerinin ekonomiye yüklediği maliyet de enflasyon üzerinde önemli etki bıraktı. Yeniden inşa süreci büyük kamu harcamalarını beraberinde getirdi. İnşaat sektöründeki yoğun talep çimento, demir ve enerji maliyetlerini artırdı. EYT düzenlemesinin bütçe üzerindeki yükü ve kıdem tazminatı ödemeleri de piyasadaki talep baskısını güçlendirdi.
Türkiye’nin önündeki en önemli mesele üretim yapısını güçlendirmek ve dışa bağımlılığı azaltmaktır. Enerji alanında yenilenebilir kaynaklara yönelmek büyük önem taşıyor. Tarımda verimlilik artırılmadan gıda fiyatlarını kalıcı şekilde düşürmek zor görünüyor. Lojistik altyapının güçlendirilmesi ve sanayide yüksek katma değerli üretime geçilmesi de ekonomik dayanıklılığı artırabilir.
Avrupa ülkelerinin Çin’e olan bağımlılığı azaltma arayışı Türkiye için önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye güçlü sanayi altyapısı ve coğrafi konumu sayesinde yeni dönemde bölgesel üretim merkezi olabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için uzun vadeli planlama gerekiyor. Çünkü enflasyon bugün Türkiye ekonomisinin en ağır yapısal sorunlarından biri haline gelmiş durumda.