Türkiye'nin 'Erdoğan sonrası' krizi-2

0

"Kelebek Etkisi Teorisi"ni bilirsiniz. Edward N. Lorenz, bu teorisini açıklarken: "Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir" der.

Maddi olarak ifade edilen bu etkinin kuşkusuz manevi boyutu da var. Yeryüzünün herhangi bir yerinde yaptığınız bir dua ya da iyilik/kötülük, dünyanın öbür ucunda yaşayan insanları bile etkiler.

Her değişim, her son veya her başlangıç, aynı evrenin parçaları olmakla birlikte, büyüklük ve küçüklüğünden bağımsız olarak yerkürenin tamamını mutlaka etkileme potansiyeline sahiptir.

Evrendeki bütün olaylar birbiriyle bağlantılıdır.

Bir sineğin ölümü, bir filin doğumundan daha etkisiz değildir.

İslam coğrafyasının her hangi bir ülkesinde meydana gelen kaos, istikrarsızlık veya mezhep çatışması, hiç şüphesiz diğer tüm İslam ülkelerini de etkiler. Etkiliyor da.

Siyaset kurumunun kendisinin de "geniş spektrumlu" tarafları var.

Bu kadim medeniyetin hamurunda yoğrulan, "pergel metaforu"ndaki gibi bir ayağı bu topraklarda sabit olan, zalime karşı dik duran, geniş vizyonlu, karizmatik liderlerin etkileri, bulundukları ülkeyle sınırlı değildir. Bu tip liderlerin yaptığı birçok icraat, kendi ülkesi ile beraber, sınırlarının ötesinde mutlaka geniş bir coğrafyayı da etkiler, o coğrafyanın dinamiklerinin, alışkanlıklarının değişmesi için bir "katalizör" görevi görür.

Hiç şüphesiz Tayyip Erdoğan'ın da böyle bir etkisi var ve Erdoğan tam da bu nedenle uzunca süredir hedeftedir.

İslam Coğrafyası'nda bugün Erdoğan'dan başka, BM'nin 5'li çetesine yüksek sesle, cesur bir şekilde itiraz ederek "dünya 5'ten büyüktür" diyen başka bir lider yoktur. Ne var ki, Erdoğan'ın bu çıkışları, yani küresel müesses nizama karşı yükselttiği ses, Batı'nın ikircikli, çifte standartlı tutumuna karşı yaptığı itiraz, Müslüman coğrafyada halkı, Müslümanları etkiliyor ve bir hafıza yaratıyor. Sözgelimi Arap Baharı'nın çok geniş bir coğrafyaya yayılmasının temel nedenlerinden bir tanesi Erdoğan'ın İslam dünyasında yarattığı, "kendi halkı hizmet eden, yerli ve milli lider" diskurudur. Türkiye'nin geldiği nokta, kat ettiği mesafe, demokratikleşmede gösterdiği performans, diğer ülkelerde yaşayan halk için bir örneklem oluşturuyor ve bu, mevcut yöneticilere karşı mukavemet yaratıyor.

Dolaysıyla Erdoğan'ın Kelebek Etkisi, hem Batı'nın Doğu'da Müslümanlar üzerinde kurduğu sömürge düzenine çomak sokuyor, Batı'yı rahatsız ediyor, hem de İslam dünyasında Batı'nın kuklası, sömürge düzeninin aparatı haline gelmiş yöneticileri, liderleri rahatsız ediyor.

Bu yüzden Erdoğan'ın bu kadar çok gitmesi isteniyor.

Erdoğan var oldukça müesses nizam ya yıkılacak ya da ensesinde daima bir nefes hissederek rahatsızlık duyacak. Bunun yerine Erdoğan'ın yok olması çok daha maliyetsiz, konforlu…

"Erdoğan sonrası kriz" diye nitelendirdiğimiz hususun bam teli tam da burasıdır. Erdoğan, ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar karizmatik, etkili, vizyoner olursa olsun, beşerdir ve ölümlüdür.

O halde Erdoğan'dan sonra ne olacak.

İşte bu soruya derinlikli, esaslı cevaplar vermek gerekir.

Hemen söylemek gerekiyor. Bu sorunun birince derecede muhatabı öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisi, sonra Ak Partililerdir.

Siyaset kurumunun çıtasını hiç olmadığı kadar yükselten Erdoğan'dan sonra küresel saldırılarla baş etmenin iki yolu var.

Ya Erdoğan'dan sonra bir tane daha Erdoğan olacak. Yani Erdoğan gibi dirençli, dayanıklı, liderlik vasıflarının tamamını bünyesinde barındıran birisi daha çıkacak. Küresel kuşatma girişimlerini bu güçlü karakteristik özellikleri ile domine edecek, püskürtecek. Bir paratoner gibi bütün şimşekleri üzerine çekip saldırıları boşa çıkartacak.

Ya da Erdoğan, Davutoğlu, Ak Parti iktidarı, Ak Parti teşkilatı ve Ak Parti'ye oy veren milyonlar, bir konsensüs oluşturarak mevcut sistemi komple değiştirecek.

İlk seçenek konjonktürel, geçici ve doğal olarak risklidir. Erdoğan'dan sonra bir Erdoğan'ın daha geleceği meçhuldür. Bu sistem daima sırtını yaslamak için güçlü liderlere muhtaç olacak. Böyle bir lider bulamadığında çökecek. Dolaysıyla bu seçenek üzerinden gitmek rasyonel değildir.

İkinci seçenek geniş zamanlıdır, kalıcıdır. Bu seçenekte sistem, "hep Erdoğanlar gelecek" diye kurgulamaz.Erdoğanlar gelse de gelmese de bu sistem herkesi Erdoğan gibi davranmaya zorlar. Esas olan da budur zaten. Yani bu sistem, isimlere bağlı kalmadan kendi kendini yürütür. İsimlerden bağımsız olarak işbaşına gelenlerin tali yollara sapmasını ve bir bütün olarak Türkiye toplumunun geneline hitap etmesini sağlar. Marjinalizmi törpüler. İç ve dış tehditlere, kuşatmalara ve gayri meşru, anti demokratik müdahalelere karşı sistemin kendisi kendisini korur. "Rutin dışılığın" pratikleşmesi asla mümkün olmaz.

Ne var ki, köklü bir sistem değişikliği için bazı kararlar vermek gerekir. Bu kararların ne olduğunu ve Türkiye'nin Erdoğan sonrası krizinin detaylarını aynı başlığı taşıyan yazı dizimizde dile getirmeye devam edeceğiz. Şimdilik nokta koyalım.