Türkiye’nin Kaybettiği On Yıl

Değerli Okurlarım,1990’lı yıllar, Türkiye’de toplumsal yapının derinden sarsıldığı ve hızlı değişimlerin yaşandığı bir dönem olmuştur. 1990’ların başında artan terör olayları ve özellikle PKK kaynaklı çatışmalar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yoğun güvenlik politikalarının uygulanmasına yol açmış; köy boşaltmaları ve zorunlu göçler sonucu büyük şehirlere kitlesel iç göç dalgaları yaşanmıştır.

Ekonomik alanda ise 5 Nisan 1994 ekonomik krizi geniş halk kesimlerini etkilemiş; enflasyon, işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik toplumsal huzursuzluğu artırmıştır. Bu olaylar toplumsal hafızada derin izler bırakan bir dönem olarak hatırlanacaktır.

O yıllarda; Uğur Mumcu başta olmak üzere birçok isim bombalı saldırılarda hayatını kaybetmiş, Sivas Katliamı ve Başbağlar katliamı toplumsal kutuplaşmayı derinleştirirken, Susurluk kazası devlet–mafya–siyaset ilişkilerini gündeme taşıyarak büyük bir güven krizine yol açmıştır. Bu gelişmeler, 90’lı yılların “karanlık dönem” olarak anılmasına neden olmuştur.

Özel Televizyonlar ve Kültürel Değişim

Türkiye’de uzun yıllar süren tek kanallı televizyon dönemi sona ermiş, bu süreçte ilk özel televizyon kanalı olan Star TV yayın hayatına başladı.

Böylece medya alanında kontrolsüz bir çoğalma süreci yaşandı. Televizyon içeriklerinde toplum olarak daha önce hiçte alışık olmadığımız görüntüler yer almaya başladı. Aile yapısı ve mahremiyet sınırlarını zorlayan görüntüler batı tarzı yaşam biçiminin sunumu toplumda ciddi tartışmalara yol açtı. Bu tip yayınlar, Türk toplumunun ahlaki ve kültürel değerlerine yönelik bir zayıflatma operasyonu idi. Ahlaki değerler aşındığında dini ve milli değerler de zayıflayacak, böylece toplumun kökleri ile bağları koparılacaktı.

Tek kanallı dönemden çok kanallı döneme geçişle birlikte televizyon, karasal yayın ve uydu aracılığıyla her eve giren bir eğlence aracına dönüştü. Magazin programları, sansasyonel içerikler ve popüler kültür unsurları gündelik hayatın merkezine yerleşti. Basın yayın organları da bu dönüşümde önemli rol oynadı. O dönemde bazı gazeteler ve dergiler, açık saçık yayınlarıyla dikkat çekiyordu. Kahvehanelerde bu yayınlar yaygın şekilde bulunuyordu. Şey-Tan ve benzeri gazeteler ile çeşitli magazin dergileri geniş kitlelere ulaşıyordu.

Genel çerçeveden baktığımızda Türkiye’de toplumsal değişim ve dönüşümün 1990’lı yıllarda başladığını söylemek mümkündür. Küreselleşme, medya, tüketim kültürü ve iletişim teknolojilerinin hızla gelişmesi toplum yapısını köklü biçimde değiştirmişti.

28 Şubat Süreci

1995 yılında Refah Partisi halkın desteğiyle iktidara geldi. Ancak Refah Partisi’nin iktidara gelmesiyle birlikte yoğun bir siyasi ve medya kampanyası başlatıldı. Refah Partisi’nin uygulamaya koyduğu “havuz sistemi” ile kamu kaynaklarının tek merkezde toplanması ve D-8 (Gelişen Sekiz Ülke) girişimi Batı dünyasında rahatsızlık oluşturdu. İçeride ise “irtica geliyor”, “laiklik elden gidiyor” söylemleri yaygınlaştırıldı. Medya aracılığıyla kamuoyunda gerilim oluşturuldu.

Sincan’da tankların yürütülmesi sürecin sembolik anlarından biri oldu. 28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla Refah-Yol hükümeti yoğun baskı altına alındı bunun sonucunda 18 Haziran 1997 tarihinde Başbakan Erbakan Hükümeti istifa etti. Bu süreç “post modern darbe” olarak adlandırıldı. Ardından Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit’in öncülüğünde yeni hükümetler kuruldu. 28 Şubat sürecinde başörtüsü yasakları yaygınlaştı, imam hatip liselerinin orta kısımları kapatıldı, Kur’an kurslarına yaş sınırlamaları getirildi. Batı Çalışma Grubu aracılığıyla kamu kurumlarında personel fişlemeleri yapıldı.

17 Ağustos Depremi

Bu dönemde Türkiye ekonomik ve sosyal açıdan zor günler geçiriyordu. 1999 Marmara Depremi büyük bir yıkıma yol açtı; resmi rakamlara göre 17 binden fazla insan hayatını kaybetti. Ekonomik kayıp milyarlarca doları buldu. Yine 1999’da Abdullah Öcalan Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirildi. Bu olay terörle mücadelede önemli bir dönüm noktası olarak görüldü. Aynı dönemde Fethullah Gülen sağlık gerekçesiyle apar topar ABD’ye gitti. İlerleyen yıllarda bu yapı “FETÖ” olarak tanımlanacak ve devlet içinde paralel örgütlenmelerle gündeme gelecekti.